murat tolga şen

Başlarda artistik kaygılarla çekilmiş bazı filmler olsa da, alıcı kitlenin talepleri ve ‘ucuza çıkarma’ merakı yüzünden, 1975’de başlayan ve 5 yıl boyunca devam eden dönemde çekilmiş yüzlerce seks filminin sinema anlamında elle tutulacak bir yanı yoktur. Sinemacılar 80’lerin başında sonlanan bu türün ve oyuncularının yerini 80’lerde bambaşka isimlerle doldurmaya çalıştılar. Gelin, bu yazı ile hem o dönemi hatırlamış, hem de özetlemiş olalım.

Murat Tolga Şen / twitter: murattolga

“Seks furyası” döneminde, her geçen yıl kalitenin giderek düştüğü yönetmenlerin sete gelmeden asistanlarına çektirdiği, ciddi oyuncuların yerini giderek barlardan pavyonlardan toplanan kadınların aldığı, Cüneyt Arkın filmlerinde figürasyon yapan Tarzan Çetin gibi oyuncuların sert seks filmlerinde başrole çıktığı, kadın oyunculara rahatlasın diye içirilen esrarlı sigaranın dumanından tüm set çalışanlarının kafayı bulduğu, Güneş sineması gibi sırf bu filmleri oynatan sinemaların talebine yetişememekten montaj masasında eski filmlerin kurgulanarak yeni filmler yaratıldığı, asla birlikte film çevirmemiş Arzu Okay, Zerrin Egeliler, Meltem Işık gibi isimlerin bu yüzden birlikte çevirdiği sanılan onlarca filmin ortalarda gezindiği tuhaf bir dönem yaşanmıştır.

Günümüzde, bu filmlerde oynayan çoğu isim ise ya bu filmlerde oynadığını inkâr etmekte ya da parasızlık yüzünden mecbur kaldığı için yaptığına dair onay bekleyen açıklamalar yapmaktadır. Yapılan işin pek de sinema olmadığı ortaya çıktığında ise sığınılan gerekçe bu filmlerle Anadolu’ya ‘seks eğitimi’ verildiğidir. Gerçekten de kulaktan dolma bilgilerle ve hurafelerle dolan dönem gençliği için tecavüz sahneleriyle dolu bu filmler pek bir eğitici olmuştur!

Milliyetçi Cephe hükümetinin artan baskısıyla zayıflayan ve 12 Eylül 1980 darbesiyle kesin bir şekilde sonlanan ‘seks furyası’nın kadın oyuncuların bir kısmının yaşamı, toplumun “layığını buldu!” dediği şekilde son bulmuş; Feri Cansel sevgilisi tarafından katledilmiş, Mine mutlu kansere yakalanarak aramızdan ayrılmış, Şeher Seniz ise intihar etmiştir. Halkın genelinin ‘seks’ sinemasından utanması haklı görülebilir. Gerçekten de çok övünülecek bir dönem değildir. Acı olan bunun faturasının, bu türü asıl ittiren ve yozlaştıran paragöz yapımcı, yönetmen tayfası yönetmen ya da erkek oyunculara değil kadınlara çıkmış olmasıdır.

Aydın İşi Cinsel İlişkiler…

70′lerin “erotikçi” tayfası Yeşilçam’dan dönmemek üzere kovulduğunda yapımcı, yönetmen ekibi suya sabuna değmemek adına oldukça abuk “şehirli insan ve bunalımları” konusuna kilitlenip kalmıştı. Gerçekten acınası bir dönem olduğunu düşünüyorum çünkü; siyasal taşlama yapamadığınız gibi seks filmi de çekemiyordunuz. 70′ler boyunca entelektüel kibirlerini kusamamış bazı sinemacılar sıkıyönetimin verdiği acizlikle politik filmler yapamayınca kadını ve kadın cinselliğini yeniden tanımlamaya girişmişlerse de bunlar, Avrupa sinemasına, Avrupalı yaşam tarzına öykünen sahte öyküler olmaktan öte gidememiş bu filmlerde asla bir ‘Türk’ cinselliği anlatılamamıştır. Artistik açıdan bakıldığında ise 70’lerin kaba seks komedilerine oranla daha başarılı oldukları farz edilebilir. 70’lerin “Seks Furyası”ndan özür dilercesine çekilen bu kadın öykülerinde perdede gösterilen cinsellik yine erkek beğenisine uygun, onun cinsel açlığını sömüren işlerdi. Daha özenli çekilmiş cinsel eylemler de görmek olasıydı ama suçluluk duygusundan arınamamış, şehirli, entelektüel, mutsuz ve kibirli kadınlar sevişmekteydi sonu mutlaka yıkıma giden bu öykülerde…

Yine de, Düş Gezginleri, Dolunay, Dul bir Kadın gibi örneklere sahip olan bu anlayışın cinselliğe normalleştirici bir yaklaşımı vardır. 90’ların ortalarına kadar devam eden ve en cüretkar örneğini 1992 yılında çekilen, başrollerini Şahika Tekand ve Aytaç Arman’ın paylaştığı Sarı Tebessüm’le veren bu “aydın işi cinsel ilişkiler” filmleri, seyircinin muhafazakarlaşmasına verilen kısa bir aradan öte kalıcı bir etki yaratamamıştır.

Cinsellik mefhumunu boşverirsek, 80’ler, az ama öz üreten yıllar olarak ta hatırlanır. Bu dönemde Atıf Yılmaz gibi zanaat bilir, yetenekli yönetmenler, Ahh Belinda, Arkadaşım Şeytan, Şahmaran gibi sosyal ve fantastik filmler çekerek ilginç işlere imza attılar ama bunlar dönem seyircisinin nabzını tutmaktan uzak filmlerdi ve ancak yıllar sonra kıymetlenen yapımlar olarak hatırlandılar. Atıf Yılmaz ve bu alanda verdiği örnekleri merak edenler, konuyu enine boyuna incelediğimiz ve Cinedergi’nin Aralık 2010 sayısında yayınlanan “Atıf Yılmaz’ın fantastik filmleri” dosyasına göz atabilirler.

Video Furyası İle Değişen Seyirci Profili…

80’lerin ortasında halk tarafından büyük heyecanla karşılanan video teknolojisi sinemayı ciddi olarak tehdit ediyordu. Talebe bağlı olarak bu medya üzerinde patlayan Arabesk filmleri furyası bir süre sonra sinemalara da sıçradı. 70′lerin komik karakterlerinden Cilalı İbo’nun bile Arabeskçi bir küçük cırtlağa eşlik ettiği zavallı işler hep bu yıllarda çekildi. “Seks furyası” yağmurundan kaçmak adına sinemadan uzaklaşan Münir Özkul gibi büyük isimler, bu defa “Arabesk furyası” dolusuna tutuldular. 70′lerden gelen gelenekle 2 film birden göstermeye alışmış sinema salonları için hemen, Küçük Emrah klonlarının iç karartan filmlerinin peşinden oynatılacak için seks dozu düşük ama cinsel iması yüksek filmler yapılmaya başlandı. Ama çoktan “Günah keçisi” ilan edilen eski oyunculardan faydalanmak artık mümkün değildi artık.

Arz kesilmesine rağmen hala erotik içerikli filmlere olan güçlü talep yüzünden sinemacılar daha muhafazakar çareler üretmeye soyunmuşlar ve ortaya 80’lerin seks ikonaları olarak anılan yeni bir kadın oyuncu gurubu çıkarmışlardı. Dönemin güzellik yarışmalarından ya da Erkek dergilerine poz veren ünlü olma heveslisi oyuncu adayları, yaratılan yeni seks imajları ile arka arkaya Yeşilçam’a giriş yaptılar. Hülya Avşar, Serpil Çakmaklı, Ahu Tuğba, Banu Alkan, Harika Avcı, Sevtap Parman, Yaprak Özdemiroğlu*, Oya Aydoğan, Bahar Öztan, Güngör Bayrak gibi 80′ler seks kadınlarına sinemaların yeniden dolması umuduyla peşpeşe filmler çektirildi.

Türk Sinemasının Vazgeçilmezi “Tecavüz” ya da Fatmagülün Suçu Ne?

70’ler seks furyası filmlerinin ilhamı 80’ler de daha yumuşak bir cinsellik gösterisine dönüşen filmlere kaydı. 80’ler ticari sineması Banu Alkan, Ahu Tuğba, Serpil Çakmaklı, Sevtap Parman, Hülya avşar kendi erotik yıldızlarını yaratmış, onların kotralarda, tatil köylerinde geçen yaz öykülerinin içinde bedenlerini cömertce sergilemelerine izin vermiş ve cinselliği haz alınan bir eylem değil de, bir zorbalığa dönüştürerek, kaba seks gösterisini ahlakçı bir tedbir aldırma kılıfına uydurmuşlardır.

80’lerin tecavüzcüleri 70’lerin Coşkun’u gibi kaba saba tipler değil, hedefine sinsi bir şekilde ilerleyen yılan ruhlu insanlardır. Bu 50’lerin, 60’ların kötü ve tutkulu adam karakterinin aşırı cinsellikle yüklenmiş bir tür geri dönüşü gibidir. Nuri Alço, Engin Koç, Kenan Kalav, Tolga Savacı gibi aktörler, sürüden ayrılanı kapan hain Kurtlar olarak 80’ler boyunca hem sinema hem de yükselen video piyasası için çekilmiş filmlerde bu yeni tip tecavüzcü rolünü oynadılar ve sevişme eyleminin, “cici kızların başına gelen en kötü şey” olarak gösterilmesine yardım ettiler.

Cici kız olmaktan sıkılan, renkli bir dünyaya özenen kadınların da öyküsü vardır. Hal böyle oluncaYeşilçam örnekleri arasında en fazla konuşulan ve tartışılan cinsel zorbalığını içeren, Faruk Peker ve müjde Ar’ın başrolleri paylaştığı, 1982 yapımı İffet filmini özellikle yazmak gerekir. Kartal Tibet’in yönettiği film, Yeşilçamın ürettiği tüm muhafazakar kodları seyirciye itelerken, Türk sinemasında daha önce hiç yapılamamış bir etkide müthiş zorba ve aşağılayıcı bir cinsel eylem gösterisine sahne olur; Sevgilisi Cemil tarafından, bir mahalle pikniğinde, gözden ırak bir anda başı arabanın camına sıkıştırılarak tecavüz edilen İffet’in, tecavüzden hemen sonra kendisine evlenme sözü veren sevgilisine ettiği “ama sevgilim, ben başka türlü hayal etmiştim. Ne bileyim, böyle kendi yatağımızda, kendi çarşaflarimızda…” lafı aslında toplumun tecavüze bakışını da bir güzel açıklar. Kadını toplumun en büyük yönlendirme dairesi olan evlilik kurumunun içine soktuğunuzda ya da bunun için söz verdiğinizde tecavüz eylemi tecavüz eden, edilen ve şahit olan tarafından bile anlaşılır, kabullenilir bir şey olur. Anadolu’da tecavüzcüsü ile evlendirilen binlerce genç kız örneği de erkek egemen kültürün bakış açısının gerçekten de böyle olduğunun ispatıdır.

Çıplaklığa koyulan sınırla yeni kadınların, eskilerden farkının altı çiziliyor ve bu filmlerde seks asla bir eylem haline dönüşmüyordu. Filmler genellikle tatil yörelerinde çekiliyor, böylelikle bikini çıplaklığının savunması baştan yapılmış oluyor ve bir nevi “hem tatil yapalım, hem film çekelim” düşüncesi uygulanıyordu. Ortada çok da gösterilebilecek şey yoktu zaten; filmler bir iki göğüs dekoltesi ve ayak bileği montajı ile şömine önü sevişme sahnesi, bazı Nuri Alço tecavüzleri ki bunların çoğu iffetini korumaya kararlı kız tarafından makas ya da çatal saplanması ile sona erer ve bolca bikinili plajda koşma / havuzda sekme sahnesinden ibaretti. Yeni kadınlar asla kendi rızaları ile yatağa girmiyor, Hülya Avşar’ın Sekreter filminde olduğu gibi, en fazla patronları tarafından bitmek bilmezcesine röntgenleniyorlardı.

70′ler filmlerinin kimlik belirleyicilerinden olan 5 Dakikada Beşiktaş, Hasan Almaz Basan Alır, Fırçana Bayıldım Boyacı gibi yaratıcı film isimlerinden de hepten vazgeçilmiş en orijinal sayılabilecek olanı Bu İkiliye Dikkat olan sıkıcı isim ve afişlere sahip filmler çekilmekteydi. 80′lerin filmlerinin oyuncu olarak değil ama film olarak pek hatırlanamıyor olmasının güçlü sebeplerinden biri de budur.

80’ler Kadınları 70’ler Kadınlarına Karşı!

80′ler kadınları epey düzgün fiziklerine rağmen yine de eski ablaları ile boy ölçüşemiyor, bir salonda her tarafı çizik içinde bir Arzu Okay ya da Zerrin Egeliler filmi ile kapışmak zorunda kaldıklarında gişeden başları öne eğik ayrılıyorlardı. Evet acı ama gerçek; 10 yıl önce çekilmiş her karesi ezberlenmiş bir 70′ler erotiği bu filmlerin hepsine, argo tabirle, ayarı veriyordu! Bu durumun farkına varan “2 Film Birden” sinemaları sıkıyönetimin gevşediği 80′lerin ikinci yarısında eski erotikleri göstermeye devam ettiler. Böylesi hem daha ucuz oluyor hem de seyreden açısından daha tatminkar! sonuçlar veriyordu. Bu “Seks furyası” kadınlarının 80′ler seyircisi tarafından da mimlenmesi, bu lanetten asla kurtulamamalarına ve o dönemde film çevirmiş isimlerin hepten izini kaybettirmek istemesine yol açtı.

Yine de günümüze gelindiğinde 80′ler sinemasının da hatırda kalanları çoktur. Bir kere, bendenizin izlediği açık ara en iyi yerli sinema filmi Muhsin Bey bu döneme ait bir filmdir. Seksi kadınlar açısından bakıldığında ise Banu Alkan ve Serpil Çakmaklı “bu ikiliye dikkat” çağrısını boşa çıkarmayıp dönemin en çok hatırlanan cinsel ikonları olmuştur. Özgün fikrime göre bu hatırda kalırlık biraz da, Banu Alkan’ın, Arzu Okay’a, Serpil Çakmaklı’nın ise Zerrin Egeliler’e gönderdiği fiziksel ve mimiksel referanslar ile alakalıdır. 70′ler boyunca izbe salonlarda bu kadınlara aşık olan seyirci 80′lerde de onlara en çok benzeyenleri seyretmekten zevk almış ve en azından isim olarak diğerlerinden ayırmıştır. Bu iki kadın, erotik Türk sinemasının 80′lerde ki en güçlü temsilcileriydi. Kimi video piyasası için çekilen 16mm’ler olmak üzere pek çok filmde oynadılar, hatta Serpil Çakmaklı oyunculuk çıtasını yükseltip, bir dönem sanatsal ve sosyal içerikli bazı filmlerde dahi boy gösterdi ve olumlu tepkiler aldı. Bunu deneyen ama hüsrana uğrayan diğer bir isim de Sevtap Parman’dır. Banu Alkan’ın ise hiçbir zaman böyle bir şansı olmadı çünkü rüküş seksapelitesini sağlayan saflığından mütevvellit zavallı bir oyun gücüne sahipti.

Sansür, seyirci beğenisi ve yöentemen tarifleri ile sürekli değişen Türk sinemasının 80’lerine çok hassas bir alan olan erotizm penceresinden baktığımızda karşımıza çıkan manzara budur. 80’lerin erotik yıldızlarının en büyük şansı, şöhretlerini daha uzun süre devam ettirebilmeleri ve 90’lardan itibaren yükselen özel TV yayıncılığı ile iş bulmayan ve saygınlık kazanmaya devam edebilmelidir. Hep birlikte hatırlamış olduk. Sürç-i lisan ettiysek affola…

 

*Atilla Özdemiroğlu’nun kızı Yaprak Özdemiroğlu’nun asıl amacı iyi filmler yapmak ve oyunculuğuna sınır koymamaktır ama Yeşilçam’ı ve yapımcılarını iyi tanımaması yüzünden o da 80′ler cinsel ikonlarından biri olarak akıllarda yer etmiştir.

2005 yılında "Öteki Sinema" sitesini açtı. Rahmetli sinema yazarı Metin Demirhan ve Ali Murat Güven’in verdiği güçlü destekle başlayan bu kişisel macera şimdilerde Türk sinema bloglarının amiral gemisi haline geldi. Murat Tolga Şen, Sinema yazarlığı ve blogculuğuna önem vermeye devam ederek katıldığı platformlarda sinemanın farklı taraflarını konuşmaya devam etti. Blogculuktan profesyonel sinema yazarlığına geçişi ise 2010 başlarında sinema sitesi Beyazperde kadrosuna katılmasıyla oldu. Ayrıca online sinema dergisi Cinedergi, Fotografya, Gölge, Yeni Harman, Modern Zamanlar, Film Arası gibi yayınlara da katkı sağlıyor. 2012 Ocak ayından bu yana Medyaradar sitesinin sinema ve televizyon yazıları da yine Murat Tolga Şen’in kaleminden çıkma.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here