Serdar akbıyık

Özcan Deniz merakla beklenen filmi Ya Sonra’nın izleyiciyi şaşırtacak mesajlarını Ajanda için yorumladı. Filmden yola çıkan röportaj Deniz’in aşk anlayışı, geleceğe dair planlarına kadar uzadı…

Son dönemde Türk sinemasında çok ilginç gelişmeler oluyor. Özcan Deniz gibi yola müzisyen olarak başlayan çok önemli bir isim kökten sinemacılara taş çıkartacak bir film çekiyor. Bu yetmiyor filmin senaryosunu yazıyor, bir de baş rolünde oynuyor. Uzaktan bakarsanız burun kıvırabilirsiniz. Ama Türkiye’de çekilen romantik komedilerin bence en iyilerinden Ya Sonra. Böyle bir filmi ne oyuncularla ne başkasıyla konuşabilirdik. Bu filmin gerçek sahibi Özcan Deniz’e uzattık teybimizi. İşte ünlü sanatçının filmle ilgili verdiği ilk röportaj.

 Proje nasıl ortaya çıktı?

Proje bir kere sinema filmi yapma isteğimle ortaya çıktı. Kafamda çok hikaye vardı, onları senaryolaştırmaya karar verdim. Türk sinemasında aşk filmi boşluğu olduğunu gördüm. Sürekli o boşluğu absürt komedi ya da ağır siyasi mesajlar veren dramlar dolduruyordu. Böylece daha Yeşilçam etkisi olan bir film yapmak istedim. Aşk filmi yapmak istedim. Nasıl olacağı konusunda bir arkadaşımın boşanması bana ilham oldu. Arkadaşım uzun bir süre bende kaldı. Onunla dertleşirken, kadın erkek ilişkisini o kadar irdeledik ki buradan yola çıkarak böyle bir şey yapma isteği oldu.

 

Filmin hikayesi gençler kadar orta yaşa da hitap ediyor.

 

Evet filmin kök hikayesi daha çok orta yaşa hitap ediyor. Fakat filmin temposu, eğlencesi, durum komedileri, gençleri de cezbediyor. İlişki yaşayan evlenmemiş çiftler de var gençlerde. İlişkide nasıl davranmalarını anlayamamış, bütün bu ilişkileri çocukça yaşayan gençler var. Yani onlarında ilgisi çekeceğinidüşünüyorum.

 

Filmin kadın karakteri Didem Türk sinemasında çok da rastlamadığımız ayrıntılı bir şekilde işlenmiş. Ve orada çalışan kadına dair mesajlar var. Birazda bundan bahsedelim mi?

 

Türk Sinemasında kadınlara çok rol yazılmıyor. Dominant roller yazılmıyor. Son dönemlerde erkek egemen bir sinemamız var. Bir kadın starın üzerine yazılmış film az. Burada çok az filmin ana malzemesinde kadın var. Kadına sahip çıkarsak, empati kurarsak, o hikaye bizi daha çok ilgilendirir. O yüzden ben filmimdeki Didem karakterinin dozunu yüksek tuttum.

 

Durum böyle oluncada Cast çalışması çok önemli. Deniz Çakır’ı çok başarılı bulduk. Filmin kötü karakteri Barış Palay da başarılı bir performansa sahip.

 

Barış biraz karikatürize olmalıydı. Barış’ın oynadığı karakter biraz parasıyla kendine dünya kurmuş, plastik bir hayat yaşıyor. Deniz Çakır’ı tercih etmemizin iki sebebi var. Bir tanesi fiziği dişi kadın sayısı çok az. Dişi görünen, giydiği elbiseyi taşıyan, giyindiğinde yürüyüşü ile kadın çizgisiyle duran çok az kadın var Türk sinemasında. İkincisi oyunculuğu. İlk rolü konuştuğumuzda, tartıştığımızda bir ara o kadar konsentre oldu ki bana bir sure sonra Didem gibi bakmaya başladı. Farkında değildi onun. Ondan sonra evet bu dedim.

 

Filmin hem senaristi, hem yönetmeni hem oyuncususunuz. Bu anlamda sizing aşk algılayışınızda filmi anlamamızda önemli.

 

Şimdi uzun süreli ilişkilerde ister istemez aşka karşı reflekslerimizi kaybediyoruz. Ilk başlardaki çiçekler, mesajlar, tatil planları, öpücükler, telefonlar, mesajlar bir süre sonra monotonlaşıyor. Erkek ilk baştaki o aşkı yok etmiyorsa da derinlere bir yere gömüyor. Bir süre sonra da unutuyor. Fakat bir travma bütün bunları ortaya çıkarıyor. Filmdeki Adem karakteri o an hatırlıyor. Didem’in filmin başında sorduğu sorular var. Ben senin neyinim gibi?, Adem “sen benim karımsın” diyor. O anda konu kapansın diye söylenen bir şey tabii. Finalde bu soruların cevabını çok daha sahici söylediğini görüyoruz Ademin. Aslında reflenkslerini canlandırıyor tekrar onun için aşk acısı çekiyor.

 

Filmin müzikleri hakkında konuşalım.

 

Filmin müzikleri benim için çok önemliydi. Bu filmde şarkılar, durumu anlatan müzikler çok dikkatli çekildi. Ben müziklere de zaman ayırdım. 5 ay kadar stüdyoda müziklerle uğraştım .Çok önemli müzisyen arkadaşlarım var buna imzasını atan, kendi yazdığım şarkılar var. Hayat Arkadaşı’nı ben bu film için besteledim .

 

Sizin sinema oyunculuğunuz dizi oyunculuğunuz var bunların hangisinde tatmin oldunuz.

 

Sinema.

 

Bunun sonrasında sadece sinemaya yönelme olur mu?

 

Denge değişebilir. Bir dönem müzik yapabilirim, bir dönem sinema yapabilirim. Belki zaman zaman denge değişebilir ama bundan birini bırakıcam gibi bir şey olamaz. Evet çok yoruluyorum müzikle uğraşırken. Konserler, albüm çalışması, onun dışında klipler, promosyonlar doğal olarak yoruyor insanı. Konser sayısını azaltabilirim, singıl çıkarabilirim. Bu bir doygunluk kazandığımda olabilir, manyağa bağlamak istemiyorum. O yüzden müzik sinema gibi değil. Belki biraz seviyesi düşebilir.

 

 

Sinema için bundan sonra ne düşünüyorsunuz?

 

Devam edeceğim. Şu an planladığım birşey var. Yapabilirsem Eylül’e yetiştirmeyi düşünüyorum.

 

Mahsun Kırmızıgül’le ilgili bir benzeşme var. Bunu da anlıyorum. Bence kariyer benzeşmesi. Sinemanıza bakınca ise çok farklılıklar görüyorum . Bunun yorumunu isteyeceğim.

 

Yani öyle bir kıyaslama yapmayacağım. O onu yapıyor, ben bunu yapıyorum diyemeyeceğim. Şu anda vitrinde ben varım ve yıpratılıyor olabilirim. Bu yüzden bunu yorumlamayacağım. Benzer hiç bir şeyimiz yok.

 

Bu müziklerden bahsederken Yıldıray Gülgen’den de bahsetmek lazım. Mahsun Kırmızıgül de Yıldıray Gülgen ile çalıştı, sizde onunla çalıştınız. Onda sizi cezbeden neydi?

 

Yıldıray bizim 25 yıllık ortak arkadaşımız. daha önceki albümümüzü de beraber yaptığımız arkadaşımız, birbirimize nazımız geçiyor. Aynı zamanda Yıldıray çok hızlı bir müzisyen. Yani ona verdiğiniz şeyi size kısa sürede servis ediyor. Bu durum çok önemli.

 

Son dönemde aşk filmlerinde bir artış oldu. Bu konuda ne diyeceksiniz?

 

Bu beklenen birşeydi. Yani böyle bir boşluk var zaten. Aşk filmi çekmek çok zordur. Hem aşk filmini dengeleyeceksiniz hem gişeyi düşüneceksiniz bu zor. Yani aksiyon filmi, korku filmi çekebilirsiniz ama bu ikisini bir arada tutmak zor gerçekten. Kullandığınız teknik, müzik herşey çok önemli. Bu anlamda senaryonun, castın çok doğru ve güzel olması lazım. Bu zor birşey. Bu yüzden bu tarz film çok yok.

 

Filmin bence vurucu kısımlarından bir tanesi romantizm ile komedisini dengesi. Filmin komedisini oldukça başarılı buldum.

 

Filmde anlattığım şey aslında oldukça depresif birşey. Komediyi çıkarırsak ortaya dram çıkar. Bu benim işime gelmezdi. Gişeyi etkiler, yaş grubunu etkiler, filmin seyrini etkilerdi, bunu çok tercih etmedim açıkçası. Durum oraya götürdü, böyle bir hikaye komik ilerler.

 

Sizin dizi çalışmalarınız da var. Çalışma şartlarını biliyorsunuz. Bu anlamda eylemler var. Siz bu eylemlere katılıyor musunuz? Bu durumun bi sonuca ulaşacağını düşünüyor musunuz?

 

Sonuca ulaşacak, ulaşmak zorunda. Giderek dizilerde kalite düştü, hem dizi sayısı azaldı. Kaliteli dizi olarak bir kaç tane isim var. Behzat Ç., Muhteşem Yüzyıl, Öyle Bir Geçer Zamanki yani üçü geçemiyoruz. Düzelmek zorunda yoksa herşey batar.

 

Çoğu kişi şunu söylüyor, “Eylemler doğru ama kimi hedef alıyoruz?”

 

Bir kere eylemin şekli yanlış. Biz Unkapanında müzik anlamında daha once yaptığımız eylemler yüzünden tecrübeliyiz. İstediğinizi yapın, Taksime gidin sadece sesinizi duyurursunuz ama somut birşey olmaz. İnsiyatife saldırmak yerine sendikalarla, adaletle durumu bağlamak lazım. Sendikalar var. Türkiyedeki tüm oyuncuları alamıyor, açıkta kalanlar var Yapımcılar sendikalı olmayan çalışanı tercih ediyor. Böylelikle sendikanın yaptırım gücü azalıyor. Amerika’da sen film çekmek istersen, her hangi bir teknik ekiple çalışmak istersen, sendikayla karşı karşıya kalıyorsun. Yemek saatinden tut herşeyine kadar sendika ilgileniyor. Bizim de buna ihtiyacımız var.

 

Herhangi bir dizi projeniz var mı?

 

Hayır yok. Teklifler geliyor ama içimden gelmiyor dizi çekmek.

 

Bundan sonra bir sinema projeniz olduğunu söylediniz onun konusu hakkında bilgi verir misiniz?

 

Biraz daha sert olacak onu söyleyebilirim. Ben çok mesaj bombardımanına sokmak istemiyorum seyirciyi. İzleyen biraz zevk alsın istiyorum. Aslında mesaj verirken insanları sıkmamak gerekir. Birşey öğrenmek istemeyen de var. Adam Matrix’i çekiyor. Aslında baktığında altında felsefik bir mesaj var ama mesajına kafa yormak zorunda değilsin. O filmi her türlü izleyebilirsin. Ben de bunu hedefliyorum.

 

Bu filmde de bir mesaj verme kaygısı içine girilmemiş…

 

Cümle kurmamaya özen gösterdim. Evlenirsen şu olur, bu böyle olursa bu olur gibi birşey yapmak istemedim. Böyle uzun cümleler kurmak istemedim. Ben senaryoya inanıyorum.

 

Benim size sormadığım ama sizin söylemek istediğiniz birşey var mı?

 

Şöyle söyleyebilirim, bu filmin tüm şeyleri gerçek sinema malzemeleri ile yapıldı. Zamanımızda genelde sinema tv teknik alet ve edevatları ile yapılıyor. Müzikler minimal, reji dizi rejisi, HD kameralar, Led kameralar. Bu filmin sesleri tamamen Londra’da mixlendi. Dünyanın en önemli ses mixçileri bu filmin mixinin başındaydı. Berlin Armoni Orkestrası tarafından çalındı. Birinci sınıf oyuncularla cast oluşturuldu. Mekanlar özenle seçildi. Yani bunu söyleyebilirim elimden geleni yaptım. Top seyircide bu saatten sonra değiştirecek birşeyim yok.

 

1967 yılında İstanbul'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyal Antropoloji Bölümü'nü bitirdi. Erol Simavi Vakfı Gazetecilik Bursu'nu kazanıp iki yıllık eğitimden sonra Hürriyet Gazetesi'nde istihbarat muhabiri olarak mesleğe başladı. 1992 yılında Hürriyet Yazıişleri'ne geçti. 1993'te Spor Gazetesi'ni kuran grupta yer aldı. 1996'da Hürriyet Yazıişleri'ne döndü. 1999'da Star Gazetesi kuruluşunda bulunmak için Hürriyet'ten ayrıldı. 2000-2001 yıllarında Almanya'da Star Gazetesi'ni çıkaran grupta Yazıişleri Müdürlüğü yaptı. 2002'de Türkiye'ye dönüp Star Grubu'na bağlı olan ve yeniden yayımlanan Hayat Dergisi'nde görev aldı. Hayat Dergisi'nde ve Star Gazetesi'nde sinema eleştirmenliği yaptı. 2004 yılında Star Gazetesi Yazıişleri Koordinatörlüğü görevine getirildi. Halen Star Gazetesi İnternet Yayın Müdürlüğü ve sinema eleştirmenliğini sürdürmektedir. Star Gazetesi, Kral Müzik Dergisi ve internette çıkardığı Cinedergi'de sinema yazıları yayımlanmaktadır. 2007 yılında "Türk Sineması'nı Yönetenler" adlı yönetmenlerle yaptığı röportajları kapsayan bir kitap çıkardı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here