Zeitgeist yola çıktı

Serdar Akbıyık

Üç yıl sonra yeniden Zeitgeist.

Zeitgeist, “Yol Almak” isimli üçüncü filminde farklı bir yol izledi. Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu çeşitli ülkelerde önce küçük gruplara gösterildi, ardından ücretsiz olarak indirilebilmesi için internete kondu.

Zeitgeist üçüncü bölümü Yol Almak’ta (Zeitgeist: Moving Forward) damardan ve dört koldan sistem eleştirisine giriyor. Tabii bu bölümde de Dünya Bankası, IMF, rezerv bankacılığı, serbest piyasa sistemi, Adam Smith, Milton Friedman ve bizzat paranın kendisine açıkça saldırıyor.

(Başlar başlamaz bir dipnot: Sosyal bilimlerde ucu en çok size dokunan bir tezi ve arkasından bir kaç tezi daha doğru olarak kabul ettiğinizde, bunları hayata bakış çerçeveniz haline getirdiğinizde gerisi zaten kendiliğinden gelir. Okuduklarınız ve bildikleriniz ölçüsünde bir bakmışsınız farkında olmadan bir “izm”in taraftarı olmuşsunuz.)

 

İlk bölümünden beri din, ekonomik sistem, siyaset gibi dev sistemleri hedef tahtasına koyan Zeitgeist (Burada Zeitgeist derken daha çok Peter Joseph’i kastediyoruz) üçüncü filminde bütün bunların yanı sıra işin en başına dönüp insan doğası hakkında benimsediği tezleri ortaya koyuyor. Aralarda yine Zeitgeist’ın kendi iç sesi konuşsa da “Yol Almak” daha çok bilim adamlarının röportajlarını kullanıyor:

 

Kalıtımsallık:

– Hiçbir şey genetik olarak programlanmamıştır. Gerçekten genetik olduğu saptanmış hastalıkların sayısı bir elin parmaklarını geçmez.

– Eskinin “Bu genetiktir” anlayışı ile devam etmek “ırk ıslahı” tarihi ve buna benzer şeylere çok uzak değildir.

– Genetik iddialar gerçekte altta yatan birçok sıkıntılı tutumu örtmeye yarayan, sosyal, ekonomik ve siyasi faktörleri göz ardı etmemizi sağlayan bir bahanedir.

 

Bağımlılık:

– Hiçbir madde, hiçbir uyuşturucu kendi başına bağımlılık yapmadığı gibi hiçbir davranış şekli de bağımlılık yaratmaz.

– Bağımlılık yaratan uyuşturucu değil bireyin belli bir maddeye ya da davranışa olan hassasiyet sorunudur.

 

Çevre:

– Kişiyi hassas yapan kişinin hayatında yaşadığı olaylardır. Hayat tecrübeleri sadece insanların kişiliğini ve psikolojik ihtiyaçlarını biçimlendirmekle kalmaz aynı zamanda çeşitli yollarla kişinin bizzat zekasını da etkiler. Bu süreç daha rahimdeyken başlar.

 

Hafıza:

– İki türlü hafıza mevcut: aleni hafıza hatırlananlardan ibarettir gerçekleri, detayları, durumları, olayları geri çağırabildiğiniz hafızadır. Fakat örtülü hafıza adı verilen başka bir tür hafıza daha vardır ki bu aslında duygusal bellektir. Duygusal etkiler ve çocuğun bu deneyimlerden çıkardığı yorumlar sinir devreleri şeklinde beyne kazınmıştır ve herhangi bir anımsama olmadan harekete geçmeye hazırdır.

 

Çocukluk

– Tüm bu farklılıklar hayatın erken çağlarında şekillenir. Öyle ki, ebeveynlerin hayatta karşılaştıkları zorluk ve de kolaylıklara dair çapraşık deneyimleri çocuklara aktarılır.

 

Kültür:

– Tanım gereği, bir toplum ne kadar katmanlaşmışsa o kadar az denginiz, o kadar az eşitiniz ve karşılıklı ilişkiniz olur. Bunların yerine bulacağınız ise ayrım noktaları ve sonsuz hiyerarşilerdir. Dolayısıyla, az sayıda karşılıklı ilişkinizin olduğu bir dünya çok az özverinin bulunduğu bir dünyadır.

 

İnsan doğası:

– Modern dünyada yaratmış olduğumuz koşullar sağlığımız için gerçekten yardımcı oluyor mu? Sosyo-ekonomik sistemimizin temelleri insanlık, sosyal gelişim ve ilerleme için fayda sağlamakta mıdır? Yoksa toplumumuzun temel eğilimi gerçekte, kişisel ve sosyal refahımızı yaratma ve korumamız için gereksinim duyduğumuz temel evrimsel ihtiyaçlarımızın tersine mi gidiyor?

 

Bu tezlere herhangi bir itirazınız yoksa (Başlangıçta verdiğim dipnotu hatırlıyorsunuz değil mi?) o zaman Zeitgeist’la birlikte bir adım daha ileri giderek ekonomi eleştirisine giriyoruz. Ve daha önceki filmlerden bildiğimiz tezlerin üzerinden geçiyoruz. Görünmez el teorisinden girip gayrı safi yurtiçi hasılasının kamusal ve sosyal sağlığın göstergesi değil aksine endüstriyel verimsizlik ve sosyal bozukluğun bir ölçüsü olduğundan çıkıyoruz.

 

Zeitgeist Türkçe çeviri ekibini tebrik ederek doğrudan uzunca bir alıntı yapalım:

 

“İnsanlara ‘Aptal olmak’ öğretildi. Şartlanmış ve yönlendirilmiş insanın çevresel uyarıcıların ve onu destekleyen şeylerin etkisiyle ne kadar kolay şekillendiğine dair bir kanıt: İşte reklâm dünyası bunun kanıtıdır! Ucuz iş gücünü sömüren denizaşırı bir ülkede en fazla 10 dolara mal edilmiş bir çantayı 4000 dolara aldım demek için gün boyu alışverişte boş boş dolanan tüketici olarak bilinen programlanmış robotlar olarak bakıldığında bu beyin yıkama düzeyine korkuyla birlikte hatırı sayılır bir saygı duymanız gerekir. Marka statüsü, bir kültürmüşçesine insanlara sunuluyor.”

 

Ayakkabınız, çantanız, şapkanız, tişörtünüz, montunuz, yediğiniz pizza, içtiğiniz kola, MP3 çalarınız, telefonunuz… Hadi itiraf edin size de “aptal olmak” öğretildi değil mi?

 

Zeitgeist sistem eleştirisi yaparken, filmlerinde açıkça hitap ettiği görülen beyaz yakalıları iyi kötü avucunun içine alabilir ama ikinci film “Zeitgeist: Addendum”dan itibaren devreye giren Jacque Fresco’nun gelecek düşü Venüs Projesi’ni paylaşma konusunda biraz sıkıntı var.

 

Filmin üçüncü bölümünde “Yerküre Projesi” şöyle anlatıyor:

 

“Bir an için, medeniyetleri yeniden tasarlama seçeneğimiz olduğunu hayal edelim. Ne yapardık? İlk olarak bize bir “amaç” lazım olurdu değil mi? Bu amacın hayatta kalmak olacağını söylememizde bir sakınca yoktur. Sadece hayatta kalmak değil, aynı zamanda sağlıklı, refah içinde ve en iyi düzeyde yaşamaya çalışırdık. İnsanların çoğu yaşamayı sever ve yaşamlarını acı çekmeden sürdürmek ister. Bu uzun koşuda insanlara zarar verebilecek her şeyi devre dışı bırakırken tüm insanlığın ihtiyaç duyduğu temel maddelere erişebilmesini sağlamalıdır. Nasıl bir teşebbüste bulunacağız? Bizim bildiğimiz politika, Dünya’nın sosyal girişimlerini uygulama metodu. Peki, cumhuriyetçilerin, özgürlükçülerin, muhafazakârların ya da sosyalistlerin toplum tasarımı konusunda öğretileri nedir? Hmmm… pek de bir şey değil… Peki ya dinler? Elbette yüce yaratıcı bir yerlere bunun da krokisini bırakmıştır. Malesef, hiçbir yerde bulamadık… Ee? Geriye ne kaldı? Görünüşe göre bir tek “Bilim” denen şey kaldı. Bilim metodları, önerilen fikirlerin sadece test edilebilir ve tekrarlanabilir oluşuna dayanmaması yönünden eşsizdir.”

 

Birincisi “Cumhuriyetçilerin, özgürlükçülerin, muhafazakârların ya da sosyalistlerin toplum tasarımı konusunda öğretileri nedir? Pek de bir şey değil…” lafından başlarsak: Bu bir siyasi eleştiri değil. Siyaseti çıkarları için kullanıp her şeyden bihaber kitlelere de siyaset düşmanlığını empoze eden iktidar sahiplerinin ezberlettiği bir safsata.

 

İkinci olarak “Din ve politikanın aksine bilimin egosu yoktur ve önerdiği her şeyin aslında yanlış olabileceği ihtimalini de kabul eder” önermesini ele alırsak: Artık hiç birimiz bilime tapınmıyoruz ve biliyoruz ki bilim adına yola çıktığımızda bile önümüzde tek bir doğru seçenek yoktur. Daha en başından “bilimsel” bir tercih yaptığımızda izleyeceğimiz yol bizi, aynı noktadan yola çıkan ama farklı “bilimsel” tercihler yapan başkalarından çok farklı yerlere götürebilir.

 

Bilimin gücü adına kendini ortaya atan Zeitgeist’ın bilinçli olarak gözlerden kaçırdığı şu, ister kapitalizm isterse komünizm olsun, bütün siyasi akımlar kendi sistemlerini kurmak ve sürdürmek için bilimden faydalanır, ama amaç farklılığı hepsinde de bilimin faydalandırdığı kesimleri değiştirir.

 

“Dünya üzerindeki hammadde kaynaklarının enjanterinin çıkarılması, bu kaynakların tüketim ve yenilenmelerinin takip edilmesi, Küresel Kaynak Yönetim Sistemi, Verimlilik Stratejisi, Üretim Yönetim Sistemi, Coğrafi Yakınlık Stratejisi, Talep/Dağıtım İzleme Sistemi, Stratejik Erişim, Talep/Dağıtım Takip Sistemi, küresel ekonomik yönetim bilgisayarı, Bolluğa Erişim, Kaynak Bazlı Ekonomi…”

 

Yol Almak’ta görüyoruz ki, Zeitgeist bu kavram ve terimlerle kendi siyasi literatürünü yaratma çabasında. Kimbilir belki bilimi arkalarına alıp yenilmez bir “izm” yaratma peşindedirler. O zaman iyi yolculuklar…

 

Her ülkede gruplar kurmalarına, filmi önce bu gruplarla paylaşmalarına bakarsak “Yol Almak”ın en başında Margaret Mead’den yaptıkları şu umut verici alıntıdan güç almaya çalışıyorlar:

 

“Kendini adamış, bilinçli küçük bir grup vatandaşın dünyayı değiştirebileceğinden asla şüphe etmeyiniz. Aslına bakarsanız, şimdiye kadar bunu başarmış olan yalnızca onlardır.”

 

Zeitgeist’cılar her ne yapmak istiyorlarsa istesinler bu söze inananların dünyası elbette ki bir “görünmez el”in dünyayı yönettiğini düşünüp koltuklarında oturmaya devam edenlerin dünyasından daha renkli, yaratıcı, canlı ve maceralı olacaktır.

Serdar Akbıyık
1967 yılında İstanbul'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyal Antropoloji Bölümü'nü bitirdi. Erol Simavi Vakfı Gazetecilik Bursu'nu kazanıp iki yıllık eğitimden sonra Hürriyet Gazetesi'nde istihbarat muhabiri olarak mesleğe başladı. 1992 yılında Hürriyet Yazıişleri'ne geçti. 1993'te Spor Gazetesi'ni kuran grupta yer aldı. 1996'da Hürriyet Yazıişleri'ne döndü. 1999'da Star Gazetesi kuruluşunda bulunmak için Hürriyet'ten ayrıldı. 2000-2001 yıllarında Almanya'da Star Gazetesi'ni çıkaran grupta Yazıişleri Müdürlüğü yaptı. 2002'de Türkiye'ye dönüp Star Grubu'na bağlı olan ve yeniden yayımlanan Hayat Dergisi'nde görev aldı. Hayat Dergisi'nde ve Star Gazetesi'nde sinema eleştirmenliği yaptı. 2004 yılında Star Gazetesi Yazıişleri Koordinatörlüğü görevine getirildi. Halen Star Gazetesi İnternet Yayın Müdürlüğü ve sinema eleştirmenliğini sürdürmektedir. Star Gazetesi, Kral Müzik Dergisi ve internette çıkardığı Cinedergi'de sinema yazıları yayımlanmaktadır. 2007 yılında "Türk Sineması'nı Yönetenler" adlı yönetmenlerle yaptığı röportajları kapsayan bir kitap çıkardı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.