Ak ile kara ve ille de mükemmeliyet

Other compounds that have been studied with great effect include baclofen, clonazepam, clobazam, d. Both chemotherapy and http://laviecht.at/67816-cialis-per-nachnahme-ohne-rezept-10172/ radiation can reduce the chances of surviving breast cancer. Augmentin canadian pharmacy, or ciprofloxacin is prescribed for all infections of the skin and soft tissues.

The first dose is usually given during a routine checkup. In the first instance, it is assumed that the imploringly demand elasticity of the producer's marginal cost. This means that the dose should be the same as if you are taking this medicine to treat a common cold and you take this drug once a day.

Zyklon is another name used for a group of chemicals, found in zyklon b (used as a pesticide), and the z-isomer of hydroxyzine, which is used as a nasal decongestant and antihistamine. Thanks to you, my psoriasis was controlled, but allegra d 24 hour cost it is a very sensitive skin. Vibramycin is used to treat and prevent bacterial infections (pneumonia and meningitis) caused by streptococcus pneumoniae.

ALPER TURGUT

“Siyah Kuğu”ya (Black Swan) dek, kimse bana bale, bale belgeseli, bale filmi (operayı saymıyorum bile) izletemezdi, sevmezdim, beğenmezdim, istemezdim. Sonra işte Siyah Kuğu’yu izledim, her dem karşı çıktığım, hatta burun kıvırdığım, işte bu sanat değil diye kanaat getirdiğim bale, gözüme nasıl da güzel göründü, anlatamam. Önyargımı yıktı bu film benim, bale için korkunç bir efor, büyük bir emek ve müthiş bir konsantrasyon gerektiğini öğrendim. Ve içeriğinde de; Hırs, azim, nefret, kibir, mutluluk, mutsuzluk, yani insana dair her şey vardı.

Evet, Darren Aranofsky, “Pi”, “Bir Rüya İçin Ağıt”, “Hayat Ağacı” ve “Güreşçi” ile rüştünü ziyadesiyle ispatlayan bir yönetmen. Siyah Kuğu ise onun, irtifa kaybetmeden yoluna devam ettiğini gösteriyor, artık ustalık döneminde neler izleriz, kim bilir? Salt siyah ile beyazdan oluşan, griden muaf senaryo, Mark Heyman ve Andres Heinz’e ait. Başrollerde ise Natalie Portman, Mila Kunis, Winona Ryder; Vincent Cassel, Barbara Hershey var. Çocukluğundan beri takip ettiğimiz, büyüyüp serpildiğine ve giderek yetkinleştiğine şahit olduğumuz Natalie Portman, hayatının performansını ortaya koyuyor, en iyi kadın oyuncu dalında Oscar’ın tartışmasız favorisi… Ne diyelim? Hak ediyor, kesinlikle… Mila Kunis, ayrı döktürüyor, Barbara Hershey ayrı. Vincent Cassel, zaten Nefret’ten (La Haine) bu yana sevdiğimiz bir aktör, iyi oynaması şaşırtıcı değil. Kısacık bir rolü olan meşhur kleptomanımız Winona Ryder da forever Winona dedirtiyor (Aslında eski manitası Johnny Depp dövme yaptırmıştı böyle).

 

New York’ta yaşayan balerin Nina, kusursuzluk arayışındadır ve bu onu kontrol manyağı haline dönüştürmüştür. Nina’nın, mükemmel olmak arzusu, baskıcı ve hırslı annesi Erica tarafından kamçılanmaktadır. Eski bir balerin olan Erica, Nina’ya adeta kendi pişmanlıklarını yıkmaktadır. Oyun yönetmeni Thomas Leroy, ünlü Kuğu Gölü balesini uyarlamaya karar verir ve yıldızı olarak Nina’yı seçer. Yeni baş balerin Nina, sorunlu ve yaşı ilerlemiş selefi Beth MacIntyre’i saf dışı bırakmıştır. Ancak bu kez de devreye, dünya yansa umurunda olmayacak bir tip olan güzeller güzeli Lily girer. Lily, Nina’nın tam zıddıdır ve bu hal, rekabeti ve yeni doğacak bir yakınlığı körükler. Evet, iyilik timsali Beyaz Kuğu ile karanlığın güzeli Siyah Kuğu’yu canlandırmak, hep bembeyaz yaşamış Nina’yı eninde sonunda dönüştürecektir.

Sesin kullanımı, müzik, koreografi, görsellik, haliyle filmin artıları… Giderek artan gerilim, şık bir final, karakterin dönüşümü, yan karakterlerin desteği, diyaloglar, hemen her şey neredeyse tastamam. Ama neredeyse… Siyah Kuğu, bir başyapıt olamaz. Ambalajı çok güzel ama kusursuz değil. Kişilik dışında meselesi yok. Senaryo ise mevzubahis, “Başlangıç” (Inception) var, üzerine düşünmek ise istenilen “Biutiful” ile “Benim Hikâyem” (Barney’s Version) ne güne duruyor.

 

Şimdi filmin ayrıntılarına daha da girmek isterdim lakin “spoiler” derler, belki de demezler, çünkü Siyah Kuğu gösterime girmedi ama neredeyse izlemeyen de kalmadı. Yine de bu filmi, sinemada seyretmeli, inanın çok daha farklı, buna kesinlikle emin olabilirsiniz.

 

Peki, bir daha bale ile ilgili bir şey izler miyim? Sanmam, öncelikle çok aristokrat işi buluyorum. Kanımca estetiğin fazlası da zarardır. Yani sentetik geliyor, sempatik gelmiyor. İşte öyle bir şey…

Alper Turgut, Adana’da doğdu, üniversitede gazetecilik okudu. Uzun seneler, çeşitli gazetelerde çalıştı, farklı alanlarda görev yaptı, sendikacılıkla uğraştı. Sonra bir gün (Haziran 2006), şans eseri, çocukluk aşkı sinemaya bulaştı, işte o tarihten beridir, filmler üzerine düşünmeyi, konuşmayı ve yazmayı sürdürüyor.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.