Fırat Sayıcı

 İnsanoğlu var olduğundan beri, şeytanla mücadele içindedir. Gerek ilkel dinlere, gerekse tek tanrılı dinlere göre, insanoğlunun en büyük düşmanı şeytan, türlü yöntemlerle insanların aklını çelip, Allah’a olan inancı azaltarak cehennemin kapılarını aralamıştır. Şeytan ve türevi olan her türlü kötücül varlık pek çok kez sanatın konusu olageldi. Plastik sanatlardan edebiyata, sahne sanatlarından sinemaya dek, zaman zaman eserlere konu olan şeytan, cinler, iblisler..vs., her daim insanoğlunun korktuğu, bahsetmekten dahi çekindiği varlıklar oldu. Kimi zaman cehaletin verdiği korkular ya da aymazlığın yol açtığı dogmalarla beslenen kötü ruh çıkarma ayinleri, sinema için eşsiz bir korku kaynağı oldu. “The Exorcist” filminin dünya sinema tarihinin en korkunç filmi olarak gösterilmesi bir tesadüf değil elbette. Görünmeyen kötücül bir varlığın etkisi altına girdiği sanılan kimseyi çeşitli yöntemlerle bu etkiden kurtarmaya çalışma olarak tanımlanan Egzorsizm, filmlere özellikle Hıristiyanlık’ta görülen örnekleriyle yansıdı. Bu ay vizyona giren, Mikael Hafström’ün yönettiği ve Anthony Hopkins, Colin O’Donoghue ile Alice Braga gibi isimlerin başrolleri paylaştıkları Ayin (The Rite) filminden ilham alarak, esrarengiz bir dosyanın kapısından içeri buyur edelim sizleri…

 

The Exorcist (1973)

 

Şeytanı konu alan nice örneklerine rağmen, bilindik anlamda her şey bu filmle başladı. Küçük bir kız çocuğunun içine giren şeytan, Peder Merrin ve yardımcısı Karras tarafından çıkartılmaya çalışıldı. Gösterime girdiği zaman büyük olay yaratan, hamile kadınların çocuklarını düşürmesine, kalbi zayıf olanların kalp krizleri geçirmesine sebep olan “The Exorcist”, yönetmeni William Friedkin’in de adını, sette zorba yöntemlere başvuran, bencil bir yönetmen olarak tarihe geçirdi. Öyle ki, başrol oyuncularının ruh halini bozmak için, olur olmadık zamanlarda sette silah patlatan Friedkin, önemli bir sahnede, daha gerçekçi olsun diye, kızın annesini canlandıran Ellen Burstyn’in beline bağladığı ipi hızla çektirip, sakatlanmasına sebep oldu. Şeytan çıkarma ritüellerini birebir yansıtan yapım, kendinden sonra gelen filmlere de örnek oldu.

 

Exorcist II: The Heretic (1977)

 

İlk filmin başarısından sonra paranın tadını alanlar, tabi ki durmadılar. Bu kez yönetmen koltuğuna John Boorman’ı oturtarak, castta ufak tefek değişiklikler yaparak Exorcist 2’yi kotardılar. Linda Blair, Max von Sydow, Louise Fletcher ve Richard Burton’in oynadığı yapımın kısaca konusu şöyle: Tuhaf ve ürkütücü kabuslar, ele geçirilmesi ve içindeki şeytanın çıkartılmasından sonraki dört senede Regan McNeil’ın peşini bırakmamıştır. Acaba, havadaki kötü ruhlar’ın şeytanı Pazuzu, hala içinde midir? Ve eğer öyleyse, Vatikanlı bir araştırmacı ve hipnoz uzmanının birleşmiş dini ve psikiyatrik bilgileri onu bu şeytani etkiden kurtarabilir mi?

 

The Exorcist III (1990)

 

Aradan tam 13 yıl geçti ve Exorcist ruhu bir kez daha sinemaları sardı. Ancak gitgide azalan bir heyecanla… Zira tavşan suyunun suyu, sinemaseverleri tatmin edemedi. İlk iki filmin senaryosunu yazan William Peter Blatty bu kez işi ileri götürüp yönetmen olarak yapıma el attı. Korku serisine bu kez bol bol dedektiflik hikayeleri katılarak, heyecan arttırılmak istense de amaca ulaşılamadı. İlk filmin bittiği noktada başlayan vasat senaryo, şeytana inanmayan Dedektif Lt. Kinderman’ın öyküsüne odaklanıyordu.

Şeytan (1974)

“Amerika ve Avrupa’nın en büyük sinemalarında aylardan beri büyük bir izdihamla oynatılan, romanı milyonlarca satan ve görenlerin büyük baygınlıklar geçirdiği en büyük hadise filmi” gibi reklamsal değeri olan bir ibarenin afişinde yer aldığı yapım, Metin Erksan’ın Şeytan’ıydı. Bilindiği üzere Türkiye’de korku üzerine pek fazla film üretilmedi. Az olmasına karşın yetkin örneklerin de pek görülemediği korku filmlerinin en akılda kalanıydı Şeytan. The Exorcist filminin dünya çapında getirdiği başarıdan hemen sonra Londra’ya giderek filmi inceleyen Metin Erksan, bu filmi Şeytan adıyla ülkemizde çekti. Cihan Ünal ve Canan Perver’in rol aldığı film, makyajları ve replikleriyle çoktan bir kült haline geldi bile.

 

 

Exorcist: The Beginning (2004)

 

İkinci Dünya Savaşı’nın kötü sonuçlarından biri olarak, Lankester Merrin kendini Kenya’nın Turkana bölgesinde bulur. Sanki tamamlandığı günden beri hiç kullanılmadan gömülmüş gibi duran gizemli bir Bizans kilisesiyle ilgili bir arkeolojik kazının liderliğini yapmak durumunda kalır. Kilisenin hemen altında çok daha antik bir yer altı türbesi olduğunu keşfeden Merrin, burada kendini korkunç bir felaketle karşı karşıya bulur. Delilik, yerli halka ve kazı sırasında güvenliği sağlamak için gönderilen İngiliz askeri birliğine saldırır. Üstelik bu delilik şeytanla ilintilidir. Stellan Skarsgård, Izabella Scorupco, James D Arcy ve Remy Sweeney’in oynadığı filmi Renny Harlin yönetmişti. Ancak korkudan daha çok, tanrı inancını sorgulayan uzun diyaloglara dayanan film, beklenen ilgiyi göremedi.

 

The Exorcism of Emily Rose (2005)

 

Üniversite öğrencisi Emily Rose, bir gece yurtta yalnızken, tüyler ürpertici bir sanrı görür ve kendinden geçer. Geçirdiği bu krizler daha sık ve ciddi bir hal almaya başlayınca, koyu bir Katolik olan Emily, kilisesinin rahibi Peder Richard Moore’un kendisine şeytan çıkarma ayini uygulamasını ister. Genç kız ayin sırasında ölünce, Peder Moore, ihmal sonucu ölüme sebebiyet vermek suçuyla yargılanır. Tanınmış bir savunma avukatı olan Erin Bruner, firmasında ortak statüsüne yükseltilmesi karşılığında, isteksizce de olsa Peder Moore’u savunmayı kabul eder. Duruşmalar sürerken, Peder Moore’un şaşmaz inancı ve davanın etrafında dönen açıklanamaz ve tüyler ürpertici olaylar Erin’in şüpheciliği ve dinsizliğini zorlar. Kısaca özetlediğimiz bu film, gerçek bir olaya dayanmakta. 1952 doğumlu Anneliese Michel, başından geçen bu tarz bir olay sonucu yaşamını yitirir. Doktorların epilepsi teşhisi koyduğu genç kız, ailesi tarafından rahiplerin eline teslim edilmiştir. Ayinler sırasında aç kaldığı sonradan anlaşılan genç kız ölümle buluşmuştur.

 

 

 

Semum (2007)

 

İslam inancına göre insanoğlu yaratılmadan önce dünya üzerinde yaşayan bir takım yaratıklar vardı. Bu yaratıklar kızgın ateşin dumansız alevinden yaratılmış ve daha sonra korkunç bir zehirle birleştirilerek semum halini almışlardı. İnsanlar dünya üzerine geldikten sonra başta şeytan olmak üzere bazı semumlar insanları kıskanıp onlara türlü kötülükler yapmaya başladı. Bu tema Türk korku sineması örneklerine bir yenisini daha eklemişti. “Dabbe” filmleri serisiyle ucuz bütçeyle hiç de fena olmayan gişe hasılatları yapan, Türk korku sinemasının önde gelen isimlerinden Hasan Karacadağ, 2007 yılında başrollerini Ayça İnci ve Burak Hakkı’nın paylaştıkları bir filme imza attı. Canan ve kocası Volkan yeni aldıkları büyük bir eve taşınmışlardır. Her şey çok iyi giderken bir gün sebebini bilmediğimiz bir şekilde Canan’a garip şeyler olmaya başlar. Canan yavaş yavaş başka bir varlığa, kendisine hükmetmeye başlayan bir yaratığa dönüşmeye başlar.

 

3 Harfliler: Marid (2010)

 

İçine cin girmiş bir kadının eski günlerine dönmesi için bir hocadan medet ummasını konu alan “3 Harfliler: Marid”, görsel ve ses efektlerine dayalı bir korkutma yolunu tercih etmişti. Gülseven Yılmaz, Özgür Özberk ve Ufuk Aşar gibi isimlerin rol aldığı filmin senaryosu Murat Toktamışoğlu’na ait. Yönetmenliğini Arkın Aktaç’ın yaptığı film cin çıkarma sahnelerinde seyirciyi korkutmayı az da olsa başarmıştı.

 

 

The Last Exorcism (2010)

 

Peder Cotton Marcus, Lousiana’da Sweetzer’ın çiftliğine vardığında, her zaman yaptığı                   -düzmece- şeytan kovma ayinlerinden birini gerçekleştireceğini düşünmektedir. İçine sözüm ona kötü ruh girmiş insanlara göstermelik ayinler düzenleyen ve psikolojik olarak kurbanları yatıştıran Marcus, cemaatindeki insanlar için bu son ayini görüntülemeye karar vermiştir. Sweetzer’ın kızı Nell’in ruhu, kötü bir iblisin eline geçmiştir. Genç kız kötü ruhun esiri haline gelmiştir. Marcus ayine başladığında, daha önce karşılaşmadığı türden bir kötülükle karşı karşıya kaldığını anlayacaktır. Ne var ki, bırakmak için artık çok geçtir. Daniel Stamm’ın yönettiği ve başrollerini Ashley Bell, Iris Bahr ve Louis Herthum’un paylaştığı film, şeytan çıkarma mevzusuna biçimsel bir yenilik getiriyor. Tıpkı Blair Cadısı’nda olduğu gibi tamamen el kamerasıyla çekilmiş izlenimi veren biçemiyle olaya gerçeklik katıyor. Filmin sonundaki sürprize kadar, seyirciyi ikilemde bırakmayı başarıyor “The Last Exorcism”…

1979, İstanbul doğumlu. 2001 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi Malzeme Mühendisliği’nden yüksek lisansla mezun olmasına rağmen, üniversite yıllarında yaptığı sinema kulübü başkanlığı sayesinde, geleceğini ve mesleğini sinema-tv üzerine kurmaya karar verdi. Çeşitli kısa film, belgesel çalışmalarıyla işe koyulan ve Yıldız Kısa Film Festivali'nin kurucularından olan Fırat Sayıcı, yurt çapında çeşitli kısa film festivallerinde de jüri üyeliği yaptı, kısa film üzerine workshoplar düzenledi. 2008’de Anadolu Üniversitesi Halkla İlişkiler bölümünden mezun olan Fırat Sayıcı, Selçuk Üniversitesi Radyo-Televizyon-Sinema Bölümünde yüksek lisans öğrenimini tamamladı. Şu an aynı bölümde doktorasını yapmaktadır. SİYAD üyesidir. TRT'de metin yazarı olarak başladığı televizyon macerasında birçok kanalda çeşitli programlarda görev aldı, sinema programları yaptı. Kurduğu Mad Informatics Ajansı’yla sinema-tv ve eğlence sektörüne PR ve sosyal medya hizmeti vermeye başlamıştır. "Türk Sinemasında Gerçekçilik" ve "Yeni Başlamayanlar İçin Sinema" adında iki sinema kitabı yayınlanmıştır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here