Lone Wolf Mcquade / Beyaz Kurt (1983)

80′lerde, Adem elması fırlamış, yüzü sivilceli bir ergen olarak yapmayı en sevdiğim şey sinemaya gitmekti. Yine bir Cumartesi öğleden sonrası annemi zar zor ikna edip bilet ve gazoz parasını denkleştirerek telaşla yaşadığım ilçedeki Garnizon sinemasına koştum. Filmin afişine bile bakacak zamanım yoktu ama eskaza gözüm afişe kaydığında “Ahanda süper bi nükleer savaş sonrası film!” diye heyecanlanıp, dalıverdim salona… Bir arkadaşımın “macera filmi olm bu! çuk norris oynuyo…”demesiyle irkildim ve içimi bir üzüntü kapladı. Oysa bilmiyordum ki, az sonra tüm zamanların en beğendiğim patlat-çatlat aksiyon filmlerinden birini izleyecektim.

Salona girdikten hemen sonra ışıklar karardı ve her zamanki büyülü sinema yolculuğum başladı. O da ne! spaghetti westernlerinden alışık olduğumuz ıslık, gitar ve ağız armonikası ile yapılmış muhteşem bir müzikle açılan film bir anda aklımdaki tüm olumsuzlukları sildi. Sonraları bu inanılmaz film müziğinin Francesco de massi adlı bir İtalyan tarafından yapıldığını öğrendim.

Film başladığı görkemle akıyordu. Meksikalı pis at hırsızları çaldıkları atları bir yerlerde toplamaya çalışıyordu fakat Çak abim dağın tepesinden, çalan müziğin de havasına girmiş bir şekilde onları kesiyordu. Az sonra arıza çıkacaktı, bunu hissedebiliyordum ve çok seviniyordum!

“Lone Wolf Mcquade” artık yüzlerce örneğini izlemiş olduğumuz bir avantür temasını işliyor. Yalnız ve yorgun bir Teksas ranger’i, sert ve vakur tavırlarla ortalığa düzen getirmeye çalışırken yolu silah kaçakcılığı yapan çok tehlikeli bir adamla kesişiyor. Adamın güzel metresi ona aşık oluyor, Ranger başlarda ilgisiz davransa da “ben de insanım, benim de kalbim var” diyerek bu aşk kuyusunun içine düşüyor, Adam işlerine sekte vuran bu kızıl sakallı, pasaklı polise, bir de sevgilisine kanca atınca hepten uyuz kapıyor ve ailesine musallat olarak hayatının hatasını yapıyor. Finalde Ranger ve Sanço Panço’su genç bir meksikalı polis, herkesi döverek ve her yeri havaya uçurarak kötü adamları temizliyorlar. El Paso daha güvenli bir yer oluyor, vs. vs.

Okuduğum bir yazıda, Senaryonun Clint Eastwood düşünülerek yazıldığı fakat kabul etmeyince Chuck Norris‘e önerildiği bilgisine ulaşmıştım. Filmi izlediğim tarihe kadar sadece tek bir Norris filmi görmüştüm, o da Bruce Lee‘nin kendisini Kolezyumda madara ederek dövdüğü ünlü “The Way of The Dragon” idi. İflah olmaz bir Lee hayranı olarak kendisine pek sempati beslememiştim açıkcası… Ezilen bir Asyalının bu ukala Amerikalıyı dövmesi pek bir hoşuma gitmişti! Fakat “Lone Wolf Mcquade” kafamdaki tüm Chuck Norris’e dair önyargılarımı sonsuza dek değiştirdi. Öyle ki, hayatımda ilk kez bir filme sinemadan çıkar çıkmaz tekrar girmiştim! Filmin seyreden herkesi en çok etkileyen sahnesi ise Chuck Norris’in turbolu efsane jipi ile metrelerce kumun altından fırlayıp kötü adamların elinden kurtulmasıdır.

“Lone Wolf” aslına bakarsanız tam bir tür kırması… Karate, Western, Avantür harmanı ve içindeki “kitsch” aşk temaları ile havai fişek eğlencesi tadında bir aksiyon pakedi. Aradan geçen yıllara rağmen etkisinden çok bir şey kaybetmiş değil. Filmde dikkat çekici bir nokta da başroldeki iki aktörün zıt performansı: iyi aktör, kötü dövüşcü : David Carradine vs. iyi dövüşcü, kötü aktör Chuck Norris… Barbara Carrera ise filmin ödülü/güzeli rolünde çok başarılı…

Chuck Norris’e gelirsek, “Orman Savaşcısı” gibi ekolojik, organik aksiyon saçmalarına kadar aktörün ilgili bir takipcisi oldum. Norris, bizim Cüneyt Arkın’ımızın Amerikadaki benzeşi sayılabilir. Amerikalılar tarafından kendisinin ve sinemasının algılanışı da bizdeki “Cücü filmleri” ile eşdeğer. Yine de ününü cilalamayı iyi beceriyor Norris. Genç bir üniversite öğrencisinin sitesinde yayınladığı “Chuck Norris Gerçekleri” ile hep gündemde…

Bazı “Chuck Norris gerçekleri”

* evrim teorisi diye bir şey yoktur. sadece Chuck Norris’in yaşamasına izin verdiği bir yaratıklar listesi vardır.

* Chuck Norris saat takmaz. saatin kaç olacağına o karar verir.

* Irak’ta kitle imha silahı bulunmamaktadır. Chuck Norris oklahoma’da yaşamaktadır.

*Genel kanının aksine, ABD demokrasiyle yönetilmemektedir. ülkenin rejimi Chucktatörlüktür.

*Chuck Norris seyrederken su daha hızlı kaynar.

*İsa suyu şaraba dönüştürdü. Chuck Norris de o şarabı biraya dönüştürdü.

*Chuck Norris’in göz yaşları kanseri iyileştirebilir ancak ne yazık ki kendisi bugüne kadar hiç ağlamadı.

*Lezbiyen diye birşey yoktur. Sadece Chuck Norris’le henüz karşılaşmamış kadın vardır.

Murat Tolga Şen
2005 yılında "Öteki Sinema" sitesini açtı. Rahmetli sinema yazarı Metin Demirhan ve Ali Murat Güven’in verdiği güçlü destekle başlayan bu kişisel macera şimdilerde Türk sinema bloglarının amiral gemisi haline geldi. Murat Tolga Şen, Sinema yazarlığı ve blogculuğuna önem vermeye devam ederek katıldığı platformlarda sinemanın farklı taraflarını konuşmaya devam etti. Blogculuktan profesyonel sinema yazarlığına geçişi ise 2010 başlarında sinema sitesi Beyazperde kadrosuna katılmasıyla oldu. Ayrıca online sinema dergisi Cinedergi, Fotografya, Gölge, Yeni Harman, Modern Zamanlar, Film Arası gibi yayınlara da katkı sağlıyor. 2012 Ocak ayından bu yana Medyaradar sitesinin sinema ve televizyon yazıları da yine Murat Tolga Şen’in kaleminden çıkma.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.