Anneni öldürdün ama sinemayı yaşattın!

Banu Bozdemir

Türk yönetmenlerin ilk film heyecanının denemesi tahtası olmaktan biz sinema yazarları, ya da kendi adıma konuşayım ben iyice sıkılmaya başlamıştım. Eline kamera alanın film çekmesi fikrine büyük destek atan bünyem artık yavaştan isyan etmeye başladı. Sinema sezonu başlayalı neredeyse dört – beş tane ilk (Türk) film izledik ve ilk film sempatimiz silinip gitti. Sinema tarihine tanıklık etmek için canını dişine takıp, ciddi mesailer harcayarak film izleyen bizlere ve siz izleyicilere yapılan haksızlığa dur demek gerekiyor. Böyle kötü filmler çekilmeye devam ederse, Türk sineması birkaç yılda kazandığı sempati ve beğeniyi kaybedecek gibi geliyor bana.

Üstte yazdığım feryatların artmasına neden olan bir film izledik geçenlerde. Yani böylesi de çekiliyor dedirten cinsten. Annemi Öldürdüm yirmi yaşında genç bir yönetmenin elinden çıkma. Xavier Dolan hem yazmış, hem yönetmiş hem de oynamış. Çok da yakışıklı, bu ayrı bir konu tabii. Geçen yıl Cannes’da gösterildi, çok konuşuldu, Kanada’dan Oscar adayı oldu… Film eşcinsel ergen bir oğul ve kocasından boşanmış orta yaşlı bir anne üzerine kurulu. Konu klasik gibi görünse de işleniş tamamen ayrıksı. Filmin açılış sahnesi ise ‘en iyi açılış sahnelerinde yer bulacak kadar başarılı. Filmde en ufak bir fazlalık, sarkan bir plan yok. En dramatik anlarda gülebilmek önemli…

Diyalogların gerçekçi oluşu, anne ve oğul arasında yaşanan gerilimin gelip dayandığı uçlar, birbirlerine olan tahammülsüzlük her şey çok dozunda. Film asla sorunlu anne – çocuk ilişkisine çözüm önermesinde bulunmuyor, var olan bir durumu mümkün olduğunca başarılı bir biçimde anlatmayı seçiyor. Beş yaşından beri setlerde olan Dolan, tabii kamera önünde, bu yaşına kadar birçok Kanada yapımı film ve dizide rol almış, ‘kötü’ filmlerden çok şey öğrendiğine inanmış ve kötü filmlerden aldığı ilhamla güzel bir filme imza atmış. Hubert’in annesi Chantal’ı oynayan Anne Dorval’ın başarısı da yabana atılır gibi değil. İkili birbirini yiyip bitiren, aşk ve nefret duygusunun iniş çıkışlarını en alasından yaşayan bu anne ve oğla can verirken bir hayli titiz davranmışlar, ortaya keyifli bir film çıkması epey uğraşmışlar belli ki.

Filmi izledikten sonra aklıma ismen benzeyen Annemi Trenden Nasıl Atarım / Throw Momma from The Rain geldi. 1987 yapımı bir kara film. Filmde hayatı kendisine zindan eden annesini ortadan kaldırmayı kafasına koyan bir edebiyat öğrencisi, karısından kazık yiyen edebiyat profesörüne karşılıklı cinayet işleme teklifi yapar. Annesine karşılık karısı! Filmin mizahı zincirleme bir biçimde devam ediyordu. Aslında film 1951 yapımı Trendeki Yabancılar filminin komedi tarzında yeniden yapımı ama anne ve oğul arasındakiler meseleler sinemanın her daim markajında. Çağan Irmak imzalı Karanlıktakiler’in merkezinde bile sorunlu anne – oğul döngüsü vardı.

Tekrar Annemi Öldürdüm’e dönecek olursak, senaryoda hiç fazlalık hissedilmiyor. Karakterlerin duygusal olarak yükseliş ve alçalışları her şey çok dengeli. Senaryoya çok kısa bir sürede yazan Dolan, en ufak bir kareyi bile ziyan etmeden kullanmış. İlk filmini çekenlere ve çekeceklere ders niyetine değil ama feyz niyetine izlemelerini öneririm.

 

 

Banu Bozdemir
İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü mezunu. Sinema yazarlığına Klaket sinema dergisinde başladı. Dört yıl Milliyet Sanat dergisi ve Milliyet gazetesinde sinema yazarı, kültür sanat muhabiri ve şef yardımcısı olarak çalıştı. İki yıl Skytürk Televizyonunda sinema, sanat ve ‘Sevgilim İstanbul’ programlarında yapımcı, yönetmen ve sunucu olarak görev aldı. Antrakt Sinema Gazetesi’nde iki sene editör olarak çalıştı. Tarihi Rejans Rus Lokantasına hazırlanan ‘Rejans Tarihi’ ve ‘Rejans Yemekleri’ kitabının editörlüğünü yaptı. Rejans Rus lokantası başta olmak üzere birçok şirketin basın danışmanlığı görevini üstlendi. Film + sinema dergisine Türk sineması röportajları yaptı. Küçük Sinemacılar, Benim Trafik Kitabım, 'Çevremi Seviyorum' adı altında on iki tane ‘çevreci’, dört tane fantastik çevre temalı yirminin üzerinde çocuk kitabı bulunuyor. Sosyal medyada yolunu kaybeden bir genç kızın maceralarını anlattığı ‘Leylalı Haller’ yazarın ilk romanı. Kaşif Karınca ise beyaz yakalılara çocuk kafasıyla yazdığı ufak bir yaşam manifestosu özelliği taşıyor. TRT’ye çektiği ‘Bakış’ adlı bir kısa filmi bulunuyor. Halen aylık sinema dergisi cinedergi.com'un editörü, beyazperde.com ve öteki sinema yazarı. Kişisel yazılarını paylaştığı banubozdemir.com sitesi de bulunan yazar filmlerde ve festivallerde jüri üyesi olarak görev alıyor, filmlere basın danışmanlığı yapıyor, sinema ve kısa film atölyelerinde ders veriyor. Çocuklarla sinema ve çevre atölyeleri düzenliyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.