Bana aşkı ve sabrı öğreten film…

Banu Bozdemir

Şimdi dansların, saçların biçimi değişmiş ama kazanmaya doğru giden yoldaki azim ve inanç aynı kalmış sanki… Bizi o yıllarda etkilediyse umarım şimdiki çocukları da etkiler…

 

Çocukken yani sene 1984 yılını gösterirken ama ben televizyonda izlediğim için birkaç yıl gecikmeli izlediğimi varsayıyorum The Karate Kid’i. Çok beğenmiştim. Ortadan ayrılmış saçlarını bandana takarak daha da çekici hale getiren Ralph Macchio’ya inceden inceye tutulduğum için hep söyledim. Ben bir Karete Kid hayranıyım diye dolaştım ortalarda… Karate öğrenmenin sabır, sebat, arınma işi olduğunu, yaşlı, aksi, bilge ve sevimli Miyagi’nin (Pat Morita) öğretileri sayesinde öğrendim o yaşta, yani benim üzerimde de etkileri bir hayli fazlaydı. Bu serinin dördüncü filmi ve duygu olarak aynı olmasına rağmen değişiklikler de yok değil.

Karate Kid’in daha doğrusu Ralph Macchio’nun bir yıldız gibi parladığı film 1986 ve 1989 yılındaki serilerle devam etmişti ve sonra bıçak gibi kesildi. Ama herkesin aklında ilk film kaldı, onun tadı, hüznü, öğretisi daha farklıydı zira… Hatta Hilary Swank bile 1994 yılında çekilen The Next Karate Kid ile beyazperdeye dalış yaptı ona da Pat Morita eşlik etti. Ama ilkinin etkisi tabiî ki bu filmde yoktu. Bu beyaz saçlı, erdemli adamın aramızdan ayrılması 2005 yılında 73 yaşında oldu, Mr. Kesuke rolüyle Oscar’a aday olmuştu…

O yüzden Karete Kid’in tekrar çekildiğini duyduğumda bambaşka bir heyecan yaptım. Re-make olarak her zaman ilkini aratan filmler çok oldu. Açıkçası ben de önyargılı yaklaştım bu filme. Parlatıp cilalayan, bahçe çitlerini boyayan, kocaman gözleriyle zengin erkeğin sevdiği kız olan Ali Mills’e ulaşmaya çalışan bu tıfıl delikanlının yerini bana göre kimse tutamazdı. Ama karşımızda o duyguya bir hayli yaklaşan bir film var. Haralt Zwart imzalı filmde öykü tamamen farklı gelişiyor. Film Çin’de geçiyor, kahramanımız siyahi bir çocuk oluyor. Adı da Dre Parker. Bilge, beyaz saçlı dedemiz ise hayattan kopmuş Mr. Han’a devrediyor koltuğunu…
140 dakikalık filmin başlarının çocuğun yaşadığı geçişi göstermek adına bir hayli uzuyor ama sonrasında toparlıyor. Dre Parker daha önce babası Will Smith’le Umudunu Kaybetme filminde de oynayan Jaden Smith. Rolünü gayet başarıyla kıvıran Smith’e ustası rolünde eşlik eden oyuncu da Jackie Chan.
Çin’in güzel görüntülerle filme dahil edildiği, Çinli oyuncularla siyahilerin buluştuğu film ilkini izleyenler ve izlemeyenler için hemen hemen aynı tatta. Özellikle sabır ve sebat sahneleri yöntem olarak eskisine benzemese de kendi orijinalliğini yaratmayı başarıyor. Ben ilkini çok sevdiğim için bu filmde de ayrıca bir sempati duydum, şimdiki çocukların tutunacakları o kadar fazla duygu var ki, bu film onların arasında eriyebilir ama bizim için öyle değildi. Bizim için Ertem Eğilmez tadında bir filmdi. Gözümüzü yaşla bırakan, sonunda zayıf ama onurlu olanı alkışlatan, amaçlar uğruna sabretmeyi öğreten bir filmdi. Şimdi dansların, saçların biçimi değişmiş ama kazanmaya doğru giden yoldaki azim ve inanç aynı kalmış sanki… Bizi o yıllarda etkilediyse umarım şimdiki çocukları da etkiler…

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here