Inception-movie-image

Burak Yarkent

“Dahi” Nolan’dan “büyüleyici” diye tabir edebileceğimiz, ilk karesinden son karesine kadar insan beynini, hem mecazi hem gerçek anlamıyla, alt üst edebilecek bir yaratıcılık tufanı.

Aynı zamanda filmin senaryo yazarı da olan Nolan bu hikayesini, daha önce hiç karşılaşmadığımız bir temel üzerine oturtmuş ve hikayesinde insanların bilinç altına girmekle kalmayan, aynı zamanda onların bilinç altını ele geçirip, diledikleri gibi kullanabilen, kontrol edebilen bir çete yaratmış.

Hikaye çoğu zaman, görsel sınırlamanın olmadığı, her yönetmenin veya film yapımcısının kayıtsız şartsız kabul edebileceği bir hayal dünyasında geçiyor. Nolan da bu sınır tanımayan hikayesini alıp, büyük bir ustalıkla, zekice tasarlanmış görsel bir şölene dönüştürüveriyor.

“The Departed”, “Blood Diamond”, ve benim sevemeyip, kötü film dediğim “Shutter Island” gibi hafızalarda yer eden önemli yapıtlarda rol alan Leonardo DiCaprio, bu filmde insanların rüyalarını istila edebilen bir çetenin “Cobb” ismindeki lideri olarak karşımıza çıkıyor.

Bir diğer mensubunun da başarılı genç oyuncu Joseph Gordon-Levitt olduğu bu çetenin asıl amacı, insanların beyinlerindeki önemli düşünce, plan ve programları ele geçirip bunları yüksek meblağlara satmak, bu vesile ile de insanların rüyalarına girip, görülmemiş, düşünülmemiş çılgın macaralar yaşıyorlar.

Bu çılgın maceralardan bir tanesi, filmi izlerken sizin de tanık olacağınız, Saito (Ken Watanabe) ismindeki karakterin kafasının içinde, onun rüyalarında geçiyor. Saito, aynı zamanda bu çetenin ne kadar iyi olduğunu test etmek isteyen bir müşteri rolünde.

Saito, kafasındaki tüm soru işaretlerini ortadan kaldırıp, çetenin yaptığı işte iyi olduğu konusunda tatmin olduktan sonra, en büyük rakibi Robert Fischer’ın (Cillian Murphy) beynini ele geçirmek, ve zamanı geldiğinde de devirmek için çeteyi işe alıyor.

Saito tarafından işe alınan Cobb’un amacı sadece Fischer’ın bilinç altına inmek değil. Bilinç altının 3 kat altına inmek isteyen Cobb, yeni bir program tasarlaması ve bu işi çözmesi için zeki mühendis Ariadne’yi (Ellen Page) işe alıyor. Sonrasında ise kendilerini, rüyanın içindeki rüyanın içindeki rüyada buluyorlar…

“Rüyanın içindeki rüyanın içindeki rüya” kelime grubunu beyaz perdede anlatmanın tek yolu ise günümüz sinemasının vazgeçilmezi, “Özel Efekt”ler yardımıyla oluyor.

Filmin posterinde de kullanılan, sokakların katlanarak birbirinin üzerine yuvarlanma sahnesi başta olmak üzere, bunun gibi bir sürü tuhaf sahnenin ağzınızı açık bırakacağını, olan olayları düşünme ve birbirine bağlama isteğinizin bazen size baş ağrısı vereceğini, bazen sersemleteceğini, ve sadece özel efektlerin kullanıldığı müthiş sahneleri izlemek için bu filmi defalarca izlemek isteyeceğinizi düşünüyorum.

Küçük bir dipnot, şartlarınız uygun ise filmi muhakkak IMAX seyretmelisiniz.

Efektlerin yanısıra oyunculuktan da bahsetmek gerekirse, şimdiye kadar izlediğim en iyi DiCaprio’yu izlediğimi rahatlıkla söyleyebilirim. James Bond-vari aksiyon sahnelerinin yanında, duygu yüklü trajik ve romantik sahnelerdeki oyunculuk başarısı ve karakter analizi gerçekten taktire değer.

Page ve Gordon-Lewitt, ki Gordon-Lewitt’in birçok sahnede dublör kullanmadığı doğrudur, DiCaprio’ya ayak uydurmaları, filme sınıf atlatan etkenlerden olmuş. Bu omurga karakterler yanında, Cobb karakterine bildiği herşeyi öğreten Miles rolündeki Michael Caine, ve yine Cobb karakterinin rüya mühendisi Nash rolündeki Lucas Haas, filme damga vuran diğer isimler olarak öne çıkmışlar.

Inception, çılgın ve bir o kadar da karmaşık, kural tanımayan, aykırı bir çalışma olmuş. İki buçuk saatlik zaman diliminde kendinizi bir labirentte hissediyor, ve bununla da kalmayıp aklınıza yapışan filmden sonra saatlerce neler döndüğünü düşünüyor, olan biteni kafanızda sıraya koymaya çalışıp evinizdeki huzurunuzdan oluyorsunuz.

Oyunculuk, efektler, müzik,…vs. yanında benim asıl dehşete düşmemi sağlayan, Nolan’ın bunları düşünebilecek kafa yapısına sahip olması. Herşey bir yana Nolan’daki hayal gücünün taktire değer olduğunu düşünüyorum.

Çekmesi ayrı, oynaması ayrı, düşünmesi ve yazması apayrı bir çalışma olmuş kanaatindeyim, herkese tavsiye ediyor, düşünmeye ve uykusuz gecelere hazır olmanızı öneriyorum.

 

İyi seyirler..

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.