Serdar Akbıyık

Reha Erdem’in Kosmos filminde çığlıklar atan Neptün karakterini canlandıran Türkü Turan 24 yaşındayken 17 yaşında göstermesinin birçok rolü kaçırmasına sebep olduğunu söylüyor…

Türk sineması atılım yaparken yepyeni oyuncular da ortaya çıkıyor. Reha Erdem gibi önemli bir yönetmenin filminde oynattığı bir isim ise doğal olarak bizim dikkatimizi çekiyor. İşte Türkü Turan Kosmos filmindeki performansıyla dikkat edilmesi gereken en yeni isim. Hem dizi hem film tecrübesi edinen genç yıldız sorularımıza cesaret gereken cevaplar verdi. Son dönemde magazin basınına konu olan meslektaşlarını örnek gösterip bunun içinde yer almamayı becerebilecek misin dediğimizde, “Bilemiyorum… Şu an magazinin benimle hiçbir alakası yok ama bir gün eğer gerçekten sokakta yürürken tanınırsam magazinden kaçabilir miyim bilmiyorum. Herkesin başına her şey gelebilir” diyerek olgun bir cevap verdi. Bu röportajı yaptıktan sonra Türkü Turan’dan beklentilerimiz çok daha arttı.

Oyuncu olmaya nasıl karar verdiniz oradan başlayalım?

Benim babam Bodrum’daki Veli Bar’ın sahibi. Ben küçükken oraya oyuncular, yönetmenler, yapımcılar, sanat camiasından bir sürü insan gelirdi, sanatla uğraşan sevdiği işi yapan insanların çok mutlu olduğunu görerek büyüdüm. Sonra ben de sevdiğim işi aramaya koyuldum sinema yönetmeni olmak istiyordum. Sonra ortaokul ve lisede tiyatro kulüplerinde başkanlık yaptım. Oyun çıkarttık, oynadım, yönettim. Oyunculuğu çok sevmeye başladım. Bir gün sinema yönetmeni olmak istiyorum, ama oyunculuk bir numaralı işim hatta en severek yapacağım şey muhtemelen. Liseden sonra Duygu Başar Ajansı’na kayıt oldum. Ondan sonra Annem dizisi oldu. Annem dizisinde kamera, profesyonellik, sette çalışıp para kazanmak üzerine tecrübeler edinince mutlu olduğum yeri bulduğumu anladım ve oyuncu olmaya kesin kararımı verdim.

Mimar Sinan Üniversitesi Sosyoloji bölümünde okuyorsunuz…

İnsan yapmak istediği mesleği her şekilde yapabilir, ama kişi dünya görüşünü değiştirmek için üniversite okumalı bence. Sosyoloji değişik dalda o kadar çok şey öğretiyor ki, ona ihtiyacım vardı. Onu istiyordum. Değişik dalda bir şeyler öğrenmek istiyordum. Sosyolojiyi isteyerek okudum. İnsanları dinlemeyi onlarla uğraşmayı çok sevdiğim için ya sosyoloji yada psikoloji olsun çok istiyordum.

İlk dizideki tecrübeleriniz nasıldı?

İlk yönetmenim Faruk Taber’di. Faruk Taber çok iyidir, ama sette de çok disiplinlidir. İstediği rolü iyi oynamanız için her şeyi yapar. Sizi zorlar, kavga eder, tartışır, iyi konuşur, iyi davranır, her şeyi yapar. Ben ilk günlerde hiç bir şey yapamıyordum, bilmiyordum. Kameraya nasıl bakacağım, ne yapacağım? Onun sayesinde çok şey öğrendim. Set adabını, kameraya nasıl bakıldığını, oyunculuğun nasıl bir şey olduğunu öğrendim. Onun için Annem dizisi ve Faruk Taber benim için çok önemlidir.

Peki oyuncu olma kararınıza aileniz nasıl yaklaştı?

İlk seçmelere gidince ben Sinek TV’de Zamazingo diye bir program sunuyordum. İlk öyle başladım zaten. Annem olmaz, nasıl yapacaksın, bir sürü oyuncu var, dizi var diyordu. Olacak mı olmayacak mı diye endişe ediyordu. “Bana güven yapacağım ben bunu öğreneceğim, çalışacağım, yapacağım” dedim. Annem dizisi olduktan sonra annemde bana güvendi istediğim her şeyi yapabileceğime inandı ve arkamda oldu.

İlk filminizi Reha Erdem gibi önemli bir yönetmenle çektiniz. Bu nasıl oldu?

Ben yıllardır Reha Erdem filmlerini takip ediyordum. Çok koyu bir sinema izleyicisiyim. Bir gün yönetmenlik yaparsam her şeyi görmüş olup, öğrenmiş olmak istediğim için keyifle izliyorum bütün filmleri. Türkiye’de çok ayrı bir yerde tuttuğum biridir Reha Erdem. Benim bir arkadaşım Kosmos rolü için seçimlere gitmiş, orada 1920’lerden kalma siyah beyaz bir fotoğraf varmış. Bir Fransız filminden alınma 16-17 yaşlarında bir kız resmi bana çok benziyormuş. Reha Erdem’in asistanları “Böyle bir kız arıyoruz Neptün rolü için” demişler, o da beni önermiş. Sonra beni çağırdılar ve çok hızlı gelişti her şey. İlk önce Reha Erdem’i görmedim, asistanları çekime aldılar beni, ikinci gidişimde Reha Erdem’le görüştüm. Ben zaten Erdem’le tanışacağım diye elim ayağım titreyerek gittim. Nasıl gittiğimi bile hatırlamıyorum. Oyuncular için yönetmenlerle tanışmak çok önemli bir şeydir ama ilerde yönetmen olmak isteyen sinemasever biri için Türkiye’deki en önemli yönetmenle tanışmak çok farklı, yani bu duyguların hepsi birbirine karışık. Büyük bir heyecan oldu benim için. Zaten hiçbir şey sormadan söyleyemeden sadece bakıyordum. Ama o kadar tatlı ve şeker bir insan ki hemen rahatlattı beni çok sıcak çok güzel bir ortam oldu.

Filmdeki rolünüz de çok zor, o rolü hazmedip içselleştirmek için ne gibi hazırlıklar yaptınız?

Onlar çekimlerin yapıldığı Kars’a benden 3-5 gün önce gittiler. Reha Erdem bana gitmeden önce senaryoyu verdi. Ben zaten rolü kabul ettiğimde hiçbir şeyi konuşmadan kabul ettim. Sadece Reha Erdem olduğu için, ne oyuncu sordum, ne rol sordum, sadece bu işte olmak istiyorum dedim. Sonra senaryoyu verdi ve “Bunu bir kere oku kitap gibi ve üzerine düşünmeden, çalışmadan, ezber yapmadan kapat” dedi. Nasıl olur diye düşünüyorum, ama Reha Erdem’e de güveniyorum tabii. Okudum kapattım, sonra Kars’a gittim beni aldılar sete götürdüler. Ben hiçbir şey bilmiyordum. Büyük bir panik bir heyecan vardı. Ondan sonra çok rahat bir şekilde kamera önünde sette oluşturduk herşeyi. Günler geçtikçe bende karakter hakkındaki, senaryo hakkındaki aklımdaki soruları Reha abiyle paylaştım. O da bana yardım etti, yönlendirdi beni. Beraber yaptık herşeyi yani.

Filmi ilk ne zaman seyrettiniz tam bitmiş halini? Seyrederken neler hissettiniz?

Antalya’da Altın Portakal’da. Zaten bir 15-20 dakikasını hatırlamıyorum. Hem Altın Portakal’da olmak hem bir yanımda Reha Erdem, bir yanımda oyuncu arkadaşlarım oturuyorlar. Orada kendimi görüyorum, çok güzel bir şey yapmışız. Allah’ım çok güzel bir şey yapmışız böyle bir işin parçası olduğum için teşekkür ederim dedim içimden.

Filmin başarısı ortada, beklediğin gibi bir geri dönüş aldın mı?

Aslında hiçbir şey beklemiyordum. Benim için güzel olan onu yapmış olmaktı zaten. Ben daha önce hiç gitmemiştim Berlin’e. Normalde İstanbul’daki bütün festivalleri takip ederim, ama festivallere bir izleyici değil de bir oyuncu bir katılımcı olarak katılmak çok farklı bir şey. İnsanlar gelip düşüncelerini sizinle paylaşıyorlar. Şurası güzel olmuş, burasını şöyle yapsaydınız gibi eleştiriler aldık. Mesela Atilla Dorsay’la karşılaştık, inanılmaz güzel şeyler söyledi. Sinema bilgisine sonsuz güvendiğim bir insan. Ve böyle birinde bunları duymak, “evet ben yaparım, ileride çok daha güzel şeyler olacak” hissini veriyor insana.

Türk sinemasında festival filmleri bizim sektörümüzde çok ses getirir. Ama izleyici ya da yapımcılar açısından beklenen geri dönüş alınmaz. Özellikle çok başarılı ilk filmi olan oyuncular için. Bu anlamda bir rahatsızlık yaşadın mı?

Ben Reha Erdem’in filmlerinin hepsini sinemada izledim ve ne kadar gişe yaptığını biliyorum. Bir filmi ne kadar çok insan izlerse o kadar iyi, ama biliyordum zaten. Sanırım şu ana kadar 13 bin kişi izledi. Bu sayı bile beni çok şaşırttı. Doğrusu fazla bile geldi bana.

Diziyle başladın mesleğe ve sinemaya geçtin. Dizi sektöründeki çarpıklığı da biliyoruz. Sen bu konuda bir rahatsızlık hissettin mi? Bunun bir negatif yansıması var mı sence?

Dizilerde şöyle bir şey var. Baştan dizideki karakterinizi biliyorsunuz. Başına aşağı yukarı neler gelebileceğini biliyorsunuz, ama her hafta önünüze farklı bir senaryo geliyor. Karakterimin nereden nereye geleceğini bilmiyorum ve nereye gideceğimizi bilmediğimiz zamanda doğru oynayamıyoruz. Bu ne kadar kişi için geçerlidir bilmiyorum, ama her şeye hakim olamıyorsunuz gelecekle ilgili yapacaklarınızda. Ve diziden çıkarılabilirsiniz, dizi bitebilir ki son dizimde böyle oldu. Gönül Ferman Dinlemiyor 3. bölümden sonra yayından kaldırıldı. Çok severek bağlandığınız bir iş oluyor ve birden sete gitmemeye başlıyorsunuz. Bunun korkusuyla işe bağlanmamaya çalışıyorsunuz, bir yerde üzülüyorsunuz, neticede sizin çocuğunuz gibi oluyor. Bu çok büyük bir korku oyuncular için “ne olacak, beni acaba çıkaracaklar mı diziden, karakterlere ne olacak” gibi.

Peki, diğer oyuncu arkadaşlarınızla daha çok sanatsal dürtüleri paylaştığınız bir ortam var mı?

Tabiî ki var. Bizim böyle bir derneğimiz yok, ama yakın 3-5 tane oyuncu arkadaşım var. Onlarla bir araya gelip konuşuyoruz bunları. Birbirimizden yardım alıyoruz, “bu karakteri nasıl yapsam, bu işe nasıl baksam, güzel mi değil mi” gibi. Beraber oturup film izliyoruz. Bu benim kendi arkadaş çevremde de olan bir şey.

Belki bu soru senin için daha çok erken, ama tabiî ki bir işi kabul etmek için belirli kıstasların vardır. Bunları nasıl tanımlayabilirsin?

 

Saydığımız yönetmenlerden herhangi biri bana bir rol teklif etse onu hemen kabul ederim. Çünkü işini nasıl yaptığını bilen ve kontrollü insanlarla oturup çalışırım. Ama bir de ilk filmini yapan yönetmenler var. Onlarla da masada oturup konuştuğunuzda o bana bir güven veriyor mu en önemli mesele bu. Güven benim için çok önemli. Güven veriyorsa eğer bana ilk filmi olsun hiç fark etmez, güzel bir senaryoysa tabiî ki oynarım. Oyuncular da çok önemli.

1980 ve 90’ların ilk yarısında Müjde Ar, Nur Sürer gibi isimlerin gösterdiği cesaret hem sizin kuşağınızda hem de sizden bir önce kuşakta çok gözükmüyor. Bunu nasıl yorumlarsın?

Bunun politikayla da alakası var tabiî ki. Toplumsal baskı eskisi gibi değil, çok daha rahat ama farklı şekilde algılanabiliyorsunuz. Sinemada senaryoda sevişme ya da çıplaklık sahneleri daha farklı amaçlarda oluyor. Magazin olsun, film tutsun, filmi daha çok kişi izlesin gibi. Filmin adı her yerde çıksın istedikleri için işte bilmem kimin sevişme sahnesi diye geçen haberler okuyoruz heryerde. Filmlerin izlenmemesinden dolayı gişe kaygısından kaynaklanan absürt sahneler konuluyor. Benim bu güne kadar okuduğum birçok senaryo oldu ve onlarında bazılarında karşılaştım böyle sahnelerle. Ben sevişme sahnesinde ya da öpüşme sahnesinde oynamam diye bir şey asla söylemem. Benim işim oyunculuk ve eğer bir şey gelmişse hepsini yapmak zorundayım yani. Bu da hayatın bir parçası çünkü. Sinemada hayatı gösteriyor zaten. Ama niye konulduğu çok önemli bu sahnenin. Film içinde bir şeye hizmet edip etmediği çok önemli.

Yönetmen olmak istiyorsun ileride. Yönetmen olmak senaryoyu iyi anlamak, yazmak ve hatta içselleştirmekle başlıyor. Bu noktada o zaman senaryo derdini de konuşmak gerekiyor. Ne düşünüyorsun bu konuda?

Şimdi mesela Recep İvedik gibi filmler sinemada 1-2 milyon yaptılar ve insanlarda sinemada bir pazarın olduğunu fark ettiler. Yeni sinema dalgasında çok fazla film yapıldı son 2 yıldır. İnsanlar bu para kaynağını fark ettikten sonra sinemayı sanat için değil de para kazanmak için yapmaya başladılar. Ve bu para kazanmak için yazılan senaryolarda içi boş ya da çok gereksiz şeyler. Reklam olsun magazin olsun diye yapılan şeyler.

Peki, kadın yönetmenlerin azlığını neye bağlıyorsun?

Çünkü zaten Türkiye’de birçok sektörde kadınlar çok fazla çalışamıyorlar. Kadınların bastırılmış olduğu çok aşikar zaten ülkemizde. İstanbul’dan bahsetmiyorum, bütün Türkiye’ye bakmak lazım. Sinema yapmak çok zor bir şey. 40 kişi buluyorsunuz, senaryo buluyorsunuz, para buluyorsunuz ve setin büyük bir kısmı erkektir ve o kadar erkeği idare etmek için erkek olmak daha kolay. Bu 40 kişiyle baş edebilecek bir kadın olduğu zaman zaten yönetmen oluyor.

Kadın dertlerini erkek yönetmenlerin iyi yorumlayabileceğine inanıyor musun? Sence bu yetkin bir durum mu?

Çok yetkin değil aslında. Bir kadının derdini bir kadın daha iyi anlatır. O yüzden kadın yönetmene ihtiyacımız var zaten. Ama tabiî ki kadınları kadın yönetmenler kadar iyi anlayan erkekler vardır. Türkiye’de de çok fazla kadın filmi yapılmadığını arkadaşlarımla sohbet ederken konuşmuştuk.

Dizin bitti. Yeni bir proje var mı?

Görüştüğüm birkaç tane dizi ve sinema filmi var. Ama hepsi görüşme aşamasında şimdilik.

Senin kendine has bir fiziğin var. Bu sence dezavantaj mı yoksa avahtaj mı?

Benim dezavantajım 25 yaşında olmama rağmen 17-18 yaşında gösteriyor olmam. Bazen çok iyi kadın rolleri geliyor ve beni o yaşta göstermek için çok uğraşıyorlar. Bazen istediğim rolü küçük gösterdiğim için alamadığım oluyor.

Peki, komedi hakkında ne düşünüyorsun? Komedi oyunculuğu çok zordur. Sen değişiklik açısından oynamak ister misin?

Onun da tadına bakmayı çok isterim. Hiç oynamadım, ama merak ediyorum…

Star okuyucuları için söylemek istediğin bir şey var mı?

Kosmos filmini izlemeliler bence. Ben oynuyorum diye söylemiyorum. Biz nereye gidiyoruz diye sormalarına sebep olacak bir film. Vizyondan kalkmak üzere, ama bir göz atsınlar. Çok film yapılıyor, ama iyi film çok zor yapılıyor. Bu da onlardan bir tanesi. Bütün sinemaseverlerin görmesi gerekiyor.

 

Gerçekten oyunculukta çok başarılı olup da magazin basınında fazlasıyla yer alan oyuncular var. Bu yapının içinde olup olmamak senin elinde mi?

Bilemiyorum… Şu an magazinin benimle hiçbir alakası yok, ama bir gün eğer gerçekten sokakta yürürken tanınırsam magazinden kaçabilir miyim bilmiyorum. Herkesin başına her şey gelebilir.

Serdar Akbıyık
1967 yılında İstanbul'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyal Antropoloji Bölümü'nü bitirdi. Erol Simavi Vakfı Gazetecilik Bursu'nu kazanıp iki yıllık eğitimden sonra Hürriyet Gazetesi'nde istihbarat muhabiri olarak mesleğe başladı. 1992 yılında Hürriyet Yazıişleri'ne geçti. 1993'te Spor Gazetesi'ni kuran grupta yer aldı. 1996'da Hürriyet Yazıişleri'ne döndü. 1999'da Star Gazetesi kuruluşunda bulunmak için Hürriyet'ten ayrıldı. 2000-2001 yıllarında Almanya'da Star Gazetesi'ni çıkaran grupta Yazıişleri Müdürlüğü yaptı. 2002'de Türkiye'ye dönüp Star Grubu'na bağlı olan ve yeniden yayımlanan Hayat Dergisi'nde görev aldı. Hayat Dergisi'nde ve Star Gazetesi'nde sinema eleştirmenliği yaptı. 2004 yılında Star Gazetesi Yazıişleri Koordinatörlüğü görevine getirildi. Halen Star Gazetesi İnternet Yayın Müdürlüğü ve sinema eleştirmenliğini sürdürmektedir. Star Gazetesi, Kral Müzik Dergisi ve internette çıkardığı Cinedergi'de sinema yazıları yayımlanmaktadır. 2007 yılında "Türk Sineması'nı Yönetenler" adlı yönetmenlerle yaptığı röportajları kapsayan bir kitap çıkardı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.