Serdar Akbıyık

Bazı insanlar vardır ki sanatlarıyla büyürler. Kendi hayatları ise ürettiklerinin yanında hep tezat kalır. Bunun en büyük sebebi ise hayatla geçinememeleridir. Bu tür insanlar toplumu etkiler. İşte Dennis Hopper benim için böyle bir isimdi. Toplumun genelinde çok ses getirmese bile sanatsal değer olarak en üstlerde yer alan filmlerin adamıdır o. Mesela Mavi Kadife. 1986 yılında Blue Velvet’I seyrettiğimde de, 1979’da Kıyamet’te de beni hep derinden etkileyen isimdi. Onun oyunculuğundaki isyan, öfke ve en önemlisi güvenilmezlik hayata bakış açısının bir yansımasıydı. Bu kadar öfkeli bir insandan etkilenmemek mümkün mü? Hayata karşı mutlu kalabilen insan, özellikle sanatçı benim gözümde en azından şüphelidir. Dennis Hopper ise dünyaya karşı duyduğu öfkeyle gerçekliği tartışılmaz bir isimdi. Onun kariyerinin en önemli filmi Easy Rider tabii ki. Ama dediğim gibi benim için o Mavi Kadife, Kıyamet ve Rumble Fish’ti. 1983 yılında Rumble Fish’te yeni yeni ismini duyuran Matt Dillon’ın babası rolünde yine bir kaybedeni oynamıştı. Mickey Rourke ve Matt Dillon kadeştirler, babaları Dennis Hopper ise bir alkolik. Belki yaşım itibariyle baba oğul ilişkisi anlamında beni çok etkilemişti. Dennis Hopper bu anlamda hayatımın bir parçası oldu. Diğer rolleriyle de aynı etkiyi uyandırdı. O benim kaybedenimdi. Belki anlamsızca bir dolu filmde oynadı. Saydığım iyi filmlerinin dışında bir dolu popüler ve ucuz filmlerde de rol aldı. Ama gözümde bu filmler ondan hiç bir şey kaybettirmedi. O filmlerle aslında düzenle dalgasını geçti. Entelektüel zırvalıklarla, hayatın sanal önemiyle dalgasını geçti. Yaşadığımız hayatın aslında önemsizliğini ve değersizliğini tanımladı hep. Bu yazıyı yazarken Ali Ulvi’nin Siyad Grup’a attığı kısa maile gözüm çarptı, “Demek sanatçı olmak ve “ölümsüzlük” böyle birşey…Ve özgürlük savunucusu olmak , nasıl da önemli! Bu arada, “diğer taraf” da çok zenginleşmeye başladı.” Çok doğru satırlar bu yazıın içinde olmasını istedim. Halbuki son dönemde Hopper ile ilgili gazetelerde neler okuduk? Çocuklarıyla miras davaları, eşinin tablolarını çaldığı gazetelerde yer aldı. Onun gerçek kişiliği canlandırdığı serseri karakterlerde yatıyordu. Bizim kaybettiğimiz gazete küpürlerindeki Dennis Hopper değil. Veya Speed’teki, Oyum Kime’deki Dennis Hopper değil. Bizim kaybettiğimiz Siyam Balığı’ndaki o alkolik baba…

 

 

Oyum Kime?, 2008, Oyuncu

Aşkın Peşinde, 2008, Oyuncu

Palermo’da Yüzleşme, 2008, Oyuncu

Uyurgezer, 2008, Oyuncu

Ölüler Ülkesi, 2005, Oyuncu

Hız Tuzağı, 1994, Oyuncu

Siyam Balığı, 1993, Oyuncu

Çılgın Romantik, 1993, Oyuncu

Renkler, 1988, Yönetmen

Mavi Kadife, 1986, Oyuncu

Kazanma Arzusu, 1986, Oyuncu

Kıyamet, 1979, Oyuncu

Easy Rider, 1969, Yönetmen, Senaryo ve Oyuncu

Parmaklıklar Arkasında, 1967, Oyuncu

Devlerin Aşkı, 1956, Oyuncu

Asi Gençlik, 1955, Oyuncu

Serdar Akbıyık
1967 yılında İstanbul'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyal Antropoloji Bölümü'nü bitirdi. Erol Simavi Vakfı Gazetecilik Bursu'nu kazanıp iki yıllık eğitimden sonra Hürriyet Gazetesi'nde istihbarat muhabiri olarak mesleğe başladı. 1992 yılında Hürriyet Yazıişleri'ne geçti. 1993'te Spor Gazetesi'ni kuran grupta yer aldı. 1996'da Hürriyet Yazıişleri'ne döndü. 1999'da Star Gazetesi kuruluşunda bulunmak için Hürriyet'ten ayrıldı. 2000-2001 yıllarında Almanya'da Star Gazetesi'ni çıkaran grupta Yazıişleri Müdürlüğü yaptı. 2002'de Türkiye'ye dönüp Star Grubu'na bağlı olan ve yeniden yayımlanan Hayat Dergisi'nde görev aldı. Hayat Dergisi'nde ve Star Gazetesi'nde sinema eleştirmenliği yaptı. 2004 yılında Star Gazetesi Yazıişleri Koordinatörlüğü görevine getirildi. Halen Star Gazetesi İnternet Yayın Müdürlüğü ve sinema eleştirmenliğini sürdürmektedir. Star Gazetesi, Kral Müzik Dergisi ve internette çıkardığı Cinedergi'de sinema yazıları yayımlanmaktadır. 2007 yılında "Türk Sineması'nı Yönetenler" adlı yönetmenlerle yaptığı röportajları kapsayan bir kitap çıkardı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.