Min Dit’in yönetmeni Miraz Bezar Antalya’da sorularımızı cevaplamıştı. Film 4 Nisan’da vizyon alacak ve İstanbul Film Festivali’nde de gösterilecek. O günden bu güne cevapları bizde saklı kalmıştı, sanıyorum sizle paylaşmanın zamanı geldi…

2009 yılında Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde gösterildiğinde tartışmalar yaratmıştı Min Dit filmi. Tabii tartışılacaktı çünkü Kürtçe çekilmiş ve ilk kez festivale kabul edilmiş bir filmdi. Yıllar yılı yaşanan hala da büyük bir gerilime sebep olan Güneydoğu Anadolu’da yaşanan bir çok olayın acı hikayesidir Min Dit. Filmin yönetmeni Miraz Bezar ile 2009’da yaptığımız röportajı sizlere sunalım istedik. Hem film 4 Nisan’da vizyon alacak hem de İstanbul Film Festivali’nde yarışacak. Sanıyorum bu filmi daha çok tartışacağız. Ama öncelikle yönetmenin cevaplarını dinlemek gerektiğini düşünüyorum. İşte Miraz Bezar’dan Min Dit’in varoluş hikayesi.

Proje nasıl başladı?

2005’in sonunda Diyarbakır’a gittim. Almanya’da oturup da Diyarbakır’ın hikayesini yapmak doğru gelmedi. Sonuçta orada olanları gazetelerden takip ediyordum. Bir Diyarbakır hikayesini oraya gidip yazmak gerektiğini düşündüm. Diyarbakır’da herkesin bir hikayesi var. Kimle konuşsanız size bir şeyler anlatabiliyor yaşadıklarıyla ilgili. Şaşırtıcı olan hayatlarına hiçbir şey olmamış gibi devam edebilmeleri. Ve insanlar bir arada yaşıyor. Faillerle, ölenlerin yakınları aynı coğrafyada yaşayabiliyor. Bunların hepsi aynı coğrafyanın insanları. Ben de filmimle bu insanlara bir kulak vermek istedim.

 

Filminizi Türk Sineması’nın bir üretimi olarak görebilir miyiz?

 

Aslında ben buna karar veremem. Ama ben dokuz yaşına kadar Ankara’da yaşamış, şimdi de Almanya’da yaşayan bir Kürdüm. Ve gelip Diyarbakır’da bir film çektim. Kürtçem çok iyi değil ama yeterince var. Filmin diyaloglarını Türkçe Evrim ve ben yazdık. Bu film de Kürt sinemasının bir parçası sanıyorum.

 

Fatih Akın’ın da filme katkısı olmuş

 

Filme talihsiz başladık. 2005 yılında Diyarbakır’a gelip iki yıl senaryo çalışması yaptık. Bir yerden sonra oyuncuları bulmak gerekti. Yani Cast çalışması yapılmalıydı. Hiç paramız yoktu ve küçük küçük benim ailem yardım etti. Mesela annem film için evini sattı. Dayım ekibin masraflarını karşıladı, benim otel paramı verdi. Oyuncularımın hiç biri para almadı bugüne kadar. 2007’de çekimleri bitirdik ve ben kasetlerle Almanya’ya gittim. Elimde kasetler ve büyük borçlar vardı. Ama en önemli şey filmin çekilmiş olmasıydı. Çünkü benim inancıma göre film çekildikten sonra bir şekilde diğer işler oluyor. Almanya’ya döndükten sonra Fatih Akın’a filmi gösterdim. O da beğendi ve post prodüksiyonunu yaptı. Fatih Akın’ın da filme katılması böyle oldu.

 

Filmdeki oyunculuklar çok başarılı. Cast’ı nasıl oluşturdunuz?

 

Oyuncu aramak için fazla vaktim yoktu ve şans da yardım etti doğrusu. Bu filmi Kürt oyuncularla çekebileceğimi biliyordum. Onun için yerel oyunculara baktım ve bir tiyatro gösterisinde Hakan’la (Karsak) tanıştım. Diyalogsuz bir oyun sergiliyordu ve onun yüreğiyle oynaması beni çok etkiledi. Onun benim kadromda yer almasını sağladım. Çocuk oyuncuları bulmak ise daha zordu. Çünkü zaman geçiyor ve o dönemi yaşayan çocuklar büyüyordu. Bende çocukları gözlemlemek istedim çünkü klasik bir çocuğu kameranın karşısına al konuştur gibi bir seçim yapmak istemiyordu. Sonuçta bazı inisiyatifler var orada. Onlarla sorunlu bölgelere gidip oradaki çocuklarla konuştum. Bana bir çocuk gurubuyla Urfa’ya gideceklerini söylediler. Ben de onlara katıldım. Zaten o yolculukta Muhammed (Al) ve Şenay (Orak) ile karşılaştım. Daha sonra yine Diyarbakır’ı dolaşırken bana su satmaya çalışan bir çocukla karşılaştım. O da Suzan’dı. Onla konuşmak istedim ilk önce şüpheyle karşıladı ve ismini vermek istemedi. Sonra film çekmek istediğimi söyleyince, “Tiyatro gibi mi yani” dedi. Bende evet dedim ve ailesine ulaşmak için telefonları alıp verdik. Böylece kadro oluşmaya başladı.

 

Filmi yaparken Türkiye’de vizyona gireceğini düşünüyor muydunuz?

 

Biz bu filme 2005’te başladık. Ve o zaman Türkiye’deki durumlar böyle değildi. Bir açılım söz konusu değildi. Çekimlere başladığımızda asıl amaç yapmaktı. Gösterip gösteremeyeceğimizi düşünmedim. Zaten böyle bir düşünce içine girerseniz kendi kendinizi sansürlemeye başlarsınız. 2005’te Diyarbakır’a gittiğimde filmin Kürtçe olduğunu biliyordum ama 2009’da bu filmi Antalya’da festivalde gösterebileceğimi bilmiyordum.

 

Serdar Akbıyık
1967 yılında İstanbul'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyal Antropoloji Bölümü'nü bitirdi. Erol Simavi Vakfı Gazetecilik Bursu'nu kazanıp iki yıllık eğitimden sonra Hürriyet Gazetesi'nde istihbarat muhabiri olarak mesleğe başladı. 1992 yılında Hürriyet Yazıişleri'ne geçti. 1993'te Spor Gazetesi'ni kuran grupta yer aldı. 1996'da Hürriyet Yazıişleri'ne döndü. 1999'da Star Gazetesi kuruluşunda bulunmak için Hürriyet'ten ayrıldı. 2000-2001 yıllarında Almanya'da Star Gazetesi'ni çıkaran grupta Yazıişleri Müdürlüğü yaptı. 2002'de Türkiye'ye dönüp Star Grubu'na bağlı olan ve yeniden yayımlanan Hayat Dergisi'nde görev aldı. Hayat Dergisi'nde ve Star Gazetesi'nde sinema eleştirmenliği yaptı. 2004 yılında Star Gazetesi Yazıişleri Koordinatörlüğü görevine getirildi. Halen Star Gazetesi İnternet Yayın Müdürlüğü ve sinema eleştirmenliğini sürdürmektedir. Star Gazetesi, Kral Müzik Dergisi ve internette çıkardığı Cinedergi'de sinema yazıları yayımlanmaktadır. 2007 yılında "Türk Sineması'nı Yönetenler" adlı yönetmenlerle yaptığı röportajları kapsayan bir kitap çıkardı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.