60’ların sonunda “2001: Bir Uzay Macerası”, “Maymunlar Cehennemi” ve “Fahrenheit 451”in kalite işçilikleri ve derin alt metinleriyle B sınıfından A tipine transfer olan bilimkurgu; popüler sinemada etki yapan en kilit örneklerini de bunları takiben 70’li yıllarda verdi. “Westworld”, “Otomatik Portakal”, “Zardoz” ve “Slaughterhouse-Five” gibi dönemin başyapıtları, bilimkurgunun ‘saklı klasikleri’ olarak birçok öğeyi sanata sokarken, sinemanın gidişatını da doğrudan etkilediler.

Bilimkurgu sinemasının tarihine baktığımızda “Bıçak Sırtı” (Blade Runner) (1982) ve “Terminatör”ü (The Terminator) (1986) bir kenara bıraktığımızda, devrim yapmış bütün tür örneklerinin 1967-1980 arasında çıktığını görebiliyoruz. Bunun da sebebi gayet basit: ‘O zamanki Amerikan stüdyo sistemi, buna izin veriyordu’.

Öyle ki sinema dünyasına 1927’de “Metropolis” ile Almanya’dan giren tür, bunun ardından stüdyo sistemine takılarak sürekli B filmleri üretmek durumunda kaldı. Karşımıza çıkan örnekler ise genelde ‘yaratık filmi’, ‘uzaylı istilası filmi’, ‘outer space filmi’ (uzayın derinliklerinde filmi) alt türleriyle ve bunların türevleriyle bağlantılıydı. Bu yapıtların çoğu, kısa zamanda kültleşti. Ancak nasıl korku, 1970’lerde ciddiye alınan bir türe dönüştüyse, bilimkurgu için de önemli tarih 1967 idi. Öyle ki 1967 ve 1968’de üretilen “Maymunlar Cehennemi” (“Planet of the Apes”) ile “2001: Bir Uzay Macerası” (“2001: A Space Odyseey”), bilimkurgunun ciddi bir tür olduğunu ispatlayan stüdyo filmleri oldular. Tabii 1966’da çekilen ve ilk distopik bilimkurgu örneğini veren “Fahrenheit 451”i de unutmayalım…

Zira bu eserler, o zamanın en önde gelen türlerinden macera, epik aşk filmi ve tarihi-epik örnekleri kadar kalite taşıyan, yüksek bütçeli yapıtlardı. İşin daha da ilginç tarafı, bu yapıtların modern toplumla ilgili derin dertleri olmasıydı. François Truffaut, Stanley Kubrick ve Franklin J. Shaffner gibi ciddiye alınan yönetmenlerin imzalarını taşımaları ise, bu sözünü ettiğimiz durumun ana sebebiydi. Zaten felsefi derinlik, ister istemez bir türün ciddiye alınmasını sağlıyordu. Aynen “Halloween” (1978) ve “Teksas Katliamı”nın (“The Texas Chain Saw Massacre”) (1974), Amerikan toplumuyla ilgili derin tartışmalar açarak korkuyu A sınıfına taşımaları durumunda görüldüğü gibi…

“2001: Bir Uzay Macerası”, bir taraftan sinemada ‘paralel evren’ meselesine el atan ilk film olma şansına erişirken, diğer bir taraftan da ‘evrim teorisi’ temasını benimseyen öncü bir yapıta dönüştü. “Fahrenheit 451”, ilk distopik bilimkurgu olmasının yanında ‘okuma oranı’ ile ilgili iğneleyici bir politik taşlama da sunarken; “Maymunlar Cehennemi”, kıyamet sonrası bilimkurgu alt türünü başlatan eser oldu. Öyle ki ‘İnsan/maymun’ ya da ‘kültür/doğa’ çatışması adına ırkımız için derin şeyler söylüyordu yapıt. Eskimiş ‘outer space filmi’ alt türünü de yerlebir ediyordu, ‘zaman yolculuğu’ ve ‘kıyamet sonrası bilimkurgu’ alt türlerini benimseyerek…

1970’lere gelindiğinde bu sözünü ettiğimiz ‘outer space filmi’ alt türü, “Andromeda Strain” (1971) ve “Silent Running” (1972) ile devam edip insanoğlunun uzay yolculuğundaki gerilimine odaklanan sıkıcı eserler çıkarmaya devam etti belki. Hatta “Dünyaya Düşen Adam” (The Man Who Fell to Earth) (1976) adlı bir uzaylı istilası filmi de çıktı. Ancak esas olan bu dönemin ‘fark’, ‘kalite’ ve ‘yenilik’ açısından devrimci olmasıydı.

Öyle ki bu yıllarda üretilen “Otomatik Portakal” (A Clockwork Orange) (1974), “Zardoz” (1974), “Westworld” (1973), “Slaughterhouse-Five” (1972) ve “Stalker” (1979) gibi filmler halen yanına yanaşılamayan film modelleri dokudular. “Mad Max” (1979), “Yıldız Savaşları” (Star Wars) (1977) ve “Yaratık” (Alien) (1979) ise, ‘kıyamet sonrası bilimkurgu’, ‘uzay operası’ ve ‘yaratık filmi’ni A tipine transfer ederek bilimkurgu için bazı popüler alanların açılmasına öncülük ettiler. 1980’lerde ise sadece “Bıçak Sırtı”, “Brazil” (1985) ve “Terminatör” gibi tür kırması örnekler ürerken dönem, daha çok kültleşecek melez tür örnekleriyle anıldı.

Bu da aslında 70’lerin cesaretlendirmesiyle oldu diyebiliriz. Öyle ki beş başyapıt veren bu dönem, “Logan’s Run” (1976) gibi “Bıçak Sırtı”nın esin kaynağı olan bir siber-punk bilimkurgu, “Soylent Green” (1973) gibi birçok filmin kaynağına yerleşen çevre karşıtı bir distopik evren portresi, “Stepford Wives” (1975) gibi Post-Vietnam dönemindeki ‘dışarıdan gelen tehdit’ korkusunu içeriye taşra hayatına uyarlayan bir klonlama filmi, “Time After Time” (1979) gibi bir aşk filmi-zaman yolculuğu filmi kırması ve daha nice kilit ya da orijinal yapıt üretti.

Ancak elbette “Otomatik Portakal”, “Zardoz”, “Westworld” ve “Slaughterhouse-Five” stüdyolardaki özgürlükten yararlanan en önemli yapıtlar idiler. Bu sebeple de onlara ayrı bir parantez açmak lazım derim.

“Otomatik Portakal”, distopik bilimkurgu örneği olarak aslında postmodern sinemanın da veliahtına dönüştü kısa zamanda. Kitsch dünya portresine rağmen, aslında ‘şiddet’ dolu bir gelecek sunuyordu bizlere. Bu da her şeyin serbest ve bir o kadar da korkutucu olduğu bir evrendi. Sinemanın belki de ilk distopik bilimkurgusu olarak görülebilirdi bu kadar farklı bir iskeletin izini sürmesiyle. “Fahrenheit 451”in ardından elbette…

“Zardoz” ise paralel evren meselesini “Gizemli Şehir”vari (Dark City) (1998) bir dokuda incelemeye koyuluyordu. Ancak daha çok peri masalı esintili bir bilimkurgu olarak anılabilirdi bu. Hangi tarafından tutsak başka bir yöne çekebileceğimiz yapıt, aslında ‘Lynch filmleri’nden kopmuş dramatik yapısıyla da dikkat çekti. Halen de filmin bırakın başarısını yakalamayı, modelini denemeye cesaret edebilen bile olmadı.

Michael Crichton imzalı “Westworld” ise bir uzay westerni (space western) ya da bilimkurgu-western (scifi-western) örneği sunuyordu. Bu alanda da ilk A tipi film denebilir eser için. Ancak en önemlisi, ana insan karakterlerini ‘Westworld’ (Batı Dünyası), ‘Gelecek Dünyası’ (Futureworld) ve ‘Orta Çağ Dünyası’ (Medieval Word) olmak üzere üç yaratılmış evrene davet eden, böylece bilgisayar oyunu geleneğini daha o zamandan görebilen, ufku açık bir yapıt olmasıydı. Bu yönüyle de “Truman Show”dan (1998) “Jurassic Park”a (1993) kadar birçok filmi derinden etkiledi. Gelecek portresinden ziyade insanlar ile androidlerin mücadelesine odaklanması da aslında gelecek korkusu yaşamamızı sağlıyordu. Filmin “Avatar”ın (2009) ‘Na’vilerin ortasına atılan adam’ hikayesinde de etkisi olduğu söylenebilir.

“Slaughter-House Five”a baktığımızda zaman yolculuğu kavramının bir yazarın gözünden daha felsefik sonuçlar almak için kullanıldığını görebiliyoruz. Oradaki ‘savaş korkusu’ psikolojisi de aslında bu on yılın ruh halini ortaya koyuyor. ‘Zaman yolculuğu’ kavramını ise 1960’da çekilen “Zaman Makinesi”ndeki (Time Machine) bayağı halinden arındırması da bir hayli önemli elbette. Filmin belli bir zaman dilimine yolculuk edilen ‘zaman yolcuğu filmi’ formülü, birden fazla zamana yolculuk edilen hale getirmesi de önemli bir adım. Bu beyin jimnastiğine yol açan yeni alt tür modelinin, “Timecrimes” (Los Cronocrimenes) (2007) ve “Kelebek Etkisi” (The Butterfly Effect) (2004) gibi filmlerde derin etki yarattığına da şüphe yok. Hatta “Geleceğe Dönüş” (“Back to the Future”) serisinin de üremesi için cesaret aşıladığı söylenebilir.

Tabii ana toplama baktığımızda 70’lerin, Post-Vietnam dönemine denk gelmesi sayesinde yaratıcıların fikirlerini ilk kez tür içinde özgürce verebilmesinin, bilimkurgunun en karamsar ve sert dünya portrelerini sunmasına yol açtığı söylenebilir. Zaten sinemada belli türler, formüller veya modeller çıkışa geçtiğinde önlerindeki 10 seneyi incelemek gerekir. 1967-1980 arasında da durum, söz ettiğimiz gibi seyrediyor.

70’lerin daha çok günümüzde bilinen ve kültleşen “Yıldız Savaşları” ve “Star Trek” (Uzay Yolu) gibi iki uzay operası örneğiyle anılması da (ve belki biraz da “Yaratık” ile) o dönemin, biraz da ‘kaçamak’ yapılarak ya da ‘popüler’ olanın peşine düşülerek önemsenmediğini ispatlıyor. Öyle ki bu yapıtlar, dünyanın durumuyla ilgilenen eserler değiller. Aksine yarattıkları çok katmanlı evrenleriyle dikkat çekmeyi amaçlıyorlar. Diğer beş başyapıtın ise bilimkurgu sinemasının günümüzdeki örnekleri için önemli bir yeri var. Zaten ‘İyi ki politik bir olay damga vurmuş ABD siyasi tarihine de bu filmler çekilmiş!’ diyebiliyoruz ilginç bir şekilde…

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.