Eski filmler artık pırıl pırıl karşımıza çıkıyor. Bir filmi restore etmek onu yenilemek anlamına gelse de o filmi koruma altına almak aha fazla ön plana çıkıyor. Vipsaş eski filmlerin restorasyonu için kolları sıvadı, ekip ve ekipman oluşturdu… Şu ana kadar daha çok Gülşah Film’in Kemal Sunal’lı filmleri restore edildi… Sayısı otuzu bulan filmler eskisinden bir hayli farklı bir şekilde seyirciye ulaşıyor… Bkz: Resimler… Vipsaş’tan Murat Özer’le konuştuk…

Banu Bozdemir

Önce restorasyona başlangıç aşamasını anlatır mısnız?
Önce bu fimler bize geliyor, kutular içinde, bakımsız bir halde. Sadece 35 mm’lik değil, 16mm’lik filmlerde geliyor. Filmi scanner’a takıyoruz. 2k ve 4k tarama yapıyoruz. Onlar aynı zamanda çözünürlük ayarları… Filmi parça parça tarıyor. Sonra görüntüleri çeşitli bilgisayarlarda dijitale alıyoruz. Bir bilgisayarda çiziklerini temizliyoruz, gren redaction yapılıyor. Mesela eski sistem montajla bant kalıntıları olabiliyor, onları temizliyoruz, çizikleri, renk ayarları… . Bütün görüntüler bilindiği gibi kırmızı, mavi ve yeşil olarak tanımlanır. Bir yandan temizlik yapılırken bir yandan da renk düzeltmesi yapılıyor. Ses senkranizasyonunun bir kısmını burada yapıyoruz. Yani konuşurken ağız oturtmaları falan… Filmleri sonra 16.9 formatına aktarıyor musunuz? Çünkü plazmaların formatı 16.9’a doğru gidiyor. Alttan üste kesilmeler olacak. Bunu nasıl gideriyorsunuz?
35mm’lk üzerindeki normal kadraj 4’e 3’tür. Bu yüzden tv standarlarında tam oynayabiliyor. Ama şimdi 16.9’a geçildi. Zaten filmler 35mm’e çekildiğinde öyle çekiliyor, ama geniş açılarla. 16.9’luk kadraja göre çekildikleri için fazlalıklar sonra atılıyor. Altından ve üstünden atılıyor. Bu filmler ona göre çekilmediği için bütün planları manuel olarak tek tek basıyoruz. Olabildiğince detay kaybetmeden yani aksiyon neredeyse onu kadrajın içinde tutacak şekilde 16.9 kesiyoruz. Yani ortalama bir kadraj yapıyoruz. Çoğu filmde sıkıntı yok. Ama bazıları çok yakın çekilmiş oluyor. O zaman yapacak pek bir şey olmuyor. Çünkü artık standart 16.9’a oturdu.
Kaç tane yaptınız, kaç tanesi televizyonda gösterildi.
14 ayda 30 film yaptık. Birçoğu Gülşah Film’in filmleri. Çoğu televizyonda da gösterildi.
Peki restorasyona talep nasıl oluştu?
Bizim kafamızda hep vardı. Altyapısı da aşağı yukarı vardı. Ama elimizdeki makinelerle yeterli sonucu alamıyorduk. Bu arada Gülşah Film de sürekli talep de bulunuyordu. Elimizde Kemal Sunal filmleri var, onları toparlamak istiyorum dedi. Onlardan güç aldık. Ama işin büyümesi yurt dışından gelen yazılım ve makinelerle oldu.
Bir filmin maliyeti kaça çıkıyor mesela?
Dünya çapında söylersek 75bin dolar gibi bir ortalaması var. Yatırımla bitmiyor, teknik ekip gerekiyor, estetik göz gerekiyor.
Ekstra bir eğitim aldınız mı?
Yazılım firması bize eğitim vardi. Şu an kullandığımız restorasyon proramını onlarla beraber geliştirdik…Onlar da bayağı versiyon ürettiler. Biz buradan bayağı şikayette bulunduk. Onlar düzeltti. Böylece bir program yaratmış olduk…
Peki insanlar filmleri pırıl pırıl izlemekten memnun mu?
İnternette bazı forumlarda falan görüyorum. ‘Biz o filmleri çizik seviyoruz’ diye yazıyorlar. Bir film sadece çizik diye temizlenmiyor. Restore edince bir filmin hayatı kurtuluyor. Bu işlemler aslında sonsuza kadar saklanabilsin diye. Türkiye’de filmler yapılmaya başlanmış ama insanlar sonrasını düşünememişler. Onun sarhoşluğuyla günde bir tane film çekmişler. On sene sonrasını kimse düşünmemiş ama. Mahvetmişler. En eski, 76 yılındaki bir filmi Kapıcılar Kralı’nı yaptık. Bizim 76’da bu hale gelmiş bir filmimiz Amerika’da ya da Avrupa’da 30’larda öyle oluyor. Bizde ki arşiv her ne durumdaysa kötü bir halde. Hastalıklar falan var. Şu anda çok iyi korunuyor olabilirler ama hiç açılmayan kutuların ne olduğu bilinmiyor. Restorasyon yapmak gerekiyor ama bunun ciddiyetini pek fazla kimse anlamıyor. Biz de burada büyük özveriyle çalışıyoruz, hizmet veriyoruz. Bir yandan da bu kültürel bir hizmet. Yani filmlerde ülkenin 20-30 sene önceki halini görüyoruz. Temizlenmezse yok olacak… Böyle bir duygusallık da var yani. Sonunda güzel bir şey çıkcak olması bize moral oluyor.

Kutu –Nizam Eren

“Filmler o ülkenin kültür mirasıdır ve kuşaktan kuşağa aktarılması gereken tarihi ve kültürel değerlerdir. Yılda 1 000 filmin çekildiği Holllywood stüdyolarının neredeyse tümü bütün arşivini HD ve Blue ray tekniğine dönüştürüyor ve tekrar satıyor ama en önemlisi yıllar içinde deforme olmasını önlüyorsa sinema tarihimiz boyunca çekilen 6 000 filmin her birinin de bu şekilde aktarılması Öncelikle korunması sonra da değerlendirilmesi hedef olmalıdır. Çünkü film negatifleri zamana ve doğa şartlarına karşı gelemez ve bir gün yitirileceklerdir. Yurt dışında 100 000 dolar olan işlem ülkemizde 5 kat daha ucuza yapılırken sponsor şirketler her biri 10 filmi kurtarsalar sinema arşivi kurtulur “

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here