Kurtadam miti en eski çağlardan beri vardı, cadı mahkemelerinde yargılanan kurtadamlar oldu ama onların filmlerdeki kurtadamlarla pek bir alakası yoktu.

Kültür tarihinin temel mitlerinden olan bir insanın kurda ya da başka bir hayvana dönüşmesi, korku filmlerinin de en sevdiği konulardan biri oldu. Kurtadam (werewolf) dediğimizde bugün kafamızda canlanan figür, korku filmlerinin eseri ama bu figürün mitolojideki kurtadamla pek bir ilgisi yok. Bizim tasavvurumuzun Hollywood filmleriyle sınırlanmış olmasına karşın geçmiş kültürlerin her birinde kurtadam için sayısız anlatım varyasyonları mevcuttu.

YARI İNSAN, YARI HAYVAN

Filmlerde hayvana dönüşen kurtadam bir yarı insan formuna kavuşur: İki ayağı üzerinde yürür, pençeye benzeyen elleriyle silah kullanabilir, vücudundaki kıllar ve dişleri uzar. Kurtadama dönüşüm süreci filmlerde bilgisayar animasyonlarının da kullanıldığı ve bütün makyaj maharetlerinin sergilendiği en çarpıcı sahne olarak kurgulanır. Ki bu dönüşüm sürecinin de modern zamanlar öncesi inanç dünyasıyla pek bir ilgisi yoktur. Geçmişte onlar ya hayvan, ya da insan formunda görünürlerdi. Kurtadamlar çok nadir olarak insan bedenli ve kurt kafalı olarak tasvir edilirlerdi. Ortaçağda cadı mahkemelerinde “kurtadamlar” üzerlerine atılı suçları hayvan kılığındayken işlemekle suçlanırlardı.

 

Modern zamanlar öncesinde kurtadama dönüşüm süreci üzerinde pek durulmazdı. Çünkü Tanrının insanları yarattığı bir dünyada, insanın bedensel olarak hayvana dönüşmesi söz konusu olamazdı. Hayvan olmak bir var oluş biçimiydi, biyolojik bir süreç değildi. Şeytanla ittifak kurarak ya da dinsel ritüellerin büyülü gücüyle hayvan olmak mümkündü. Kurtadam doğaüstü, tanrısal bir varlıktı.

 

Bizim filmlerden bildiğimiz kurtadam ise modern zamanlardaki doğa bilimleri tarafından yaratılmış. Dişleri uzayan, elleri pençe gibi olan, biyolojik olarak dönüşüm geçiren ve yarı insan yarı hayvana dönüşen film kurtadamlarını, türlerin ve tek tek canlıların bedensel olarak değişebildiklerini savunan Charles Darwin ve Lamarck’a borçluyuz.

 

SAVAŞÇI RUH

 

Kurtadam ve savaş korku filmlerinde hep birarada gitmiştir. 2002 yapımı “Dog Soldiers’da İskoçya’da bir dağda tatbikat yapan İngiliz askerler özel bir askeri birim komutanına rastlarlar. Ekibini kaybeden asker, çevrede gezinen korkunç varlıklardan söz etmektedir. Bir süre sonra özel birim komutanının bahsettiği gizemli varlıklar kendini göstermeye başlar ve askerler kurtadamların saldırısına uğrar.

 

1981 yapımı “Wolfen”de bir grup Amerikan yerlisi New York’un fakir bölgesinde kurtadam olarak hayatlarını sürdürmekte ve insanları avlamaktadır. İnsan formunda yüksek binalarda işçi olarak çalışan bu kurtadamlar kendilerini toplumlarının elit savaşçıları olarak görmektedirler. Modern büyük şehir yaşamına uyum sağlayan ve ava çıkan Kızılderili kurtlar, Kızılderili kurt savaşçı idealinin modern bir yorumu gibidir.

 

LANETLENMİŞ

 

Lanetin kurtadamın hayatındaki yerini 1961 yapımı “The Curse of the Werewolf” filminden biliyoruz. Filmdeki genç adam babası annesine tecavüz ettiği için lanetlenerek kurtadama dönüşmüştür. Lanet, kendisinin hiçbir suçu olmamasına karşın bir kaderi yaşamaya mahkum edilme kurtadam inancının klasik unsurlarından birisidir. “The Curse of the Werewolf”da lanetin sebebi cinsel şiddettir ve babasının cezasını oğlu çekecektir.

 

PSİKOPAT KATİL

 

Filmlerde sevilen bir diğer konu da kurtadamları patolojik, seri katiller olarak tasvir etmektir. Bunun kökleri, medeniyet tarafından baskılanan insanın içindeki hayvansal güdülerin belirli şartlar altında kontrol dışına çıkacağı ve bir tür patolojik kendinden geçme hali içinde hayvana dönüşümün gerçekleşeceği inancına dayanır. “İnsanın içindeki hayvan” düşüncesi burjuva toplumun psikolojisinin ürünüdür, saf dürtüler eğitim ve modernleşme ile dizginlenecektir.

 

1981 yapımı “The Howling” konuya kara mizahla yaklaşır. Bir seri katilin izini süren kadın muhabir kendisini kurtadamları tedavi etmeye çalışan bir psikiyatristin deneyinin ortasında bulur.

 

Bazı tarihçiler geçmişte mahkemelere çıkarılmış kurtadamların olası seri katiller olduklarını iddia eder, ancak buna dair elde kesin kanıtlar yoktur.

 

2004 yapımı “Romasanta” kurt olduğuna inanan ve insanları öldüren psikolojik olarak hasta bir katilin öyküsünü anlatır. 19. yüzyılda İspanya’daki bir davaya dayanan “Romasanta” aslında bir filmden çok belgeseldir. Burada fail, artık cadı mahkemelerinin kurbanı değil, modern dönem insanıdır.

 

Tarihteki kurtadamlarla modern psikopat katillerin itham edildikleri suçlar aslında aynıdır: Cinayet, cinsel suç, yamyamlık. “Seks ve suç” her tür hikaye için daha heyecanlı bir karışım olabilir mi?

 

BU HİKAYE HİÇ BİTMEZ

 

Bugün korku filmlerinin yıldızı olan vampirler kurtadamlardan çok daha ünlüdür ama her ikisi de modern kurgunun temel figürlerini oluştururlar.

 

Ölümsüz bir ruha sahip olan ya da “Interview with the Vampire”daki gibi yaşamayı ve ölmeyi beceremeyen parçalanmış Louis gibi karşı konulmaz birer karizma olan vampir tiplemesi Bram Stoker’dan beri kullanılan bir figürdür ama bunların halk arasındaki vampir inancıyla da pek bir alakası yoktur.

 

Doğu Avrupa’nın vampiri aslında bir aristokrat değil, çürümekte olan bir kadavradır. Francis Ford Coppola’nın Dracula’sında olduğu gibi bazı vampirler hayvan formunu alabilirler.

 

Vampirler, yaşayan ölüler ve kurtadamlarla yüzyıllar boyunca neden bu kadar ilgilendiğimize, her seferinde neden en baştan keşfetmeye çalıştığımıza gelince… Bunu, ölümlülüğümüzün bilincinde olmak ve insanca kültürümüz ile varlığımızın mahlukat kısmı olan hayvansal yön arasındaki çelişki ile açıklayabiliriz.

 

Ölüm hakkında bir bilince sahip olmak, ölümden sonraki yaşam düşüncesiyle birlikte vampirleri; hayvanların bize benzediği ama bizden farklı olduğu bilinci ise hayvana dönüşme fikrini doğuruyor. Bu da hem edebiyatta hem de filmlerde vampirler ve kurtadamların gelecekte de bizimle birlikte yaşamaya devam edecekleri anlamına geliyor.

 

 

–kutu–

 

VAMPİRLER ARİSTOKRAT,

ZOMBİLER PROLETER,

KURTADAM NE?

 

Son zamanlarda doğadışı varlıklar hakkında en çarpıcı yorum İngiliz eleştirmen Sam Leith’ın 18 Kasım 2009 tarihli Prospect dergisindeki yazısında geldi. Sam Leith “Kim tarafından ısırılmak istersin, bir vampir tarafından mı, yoksa bir zombi tarafından mı?” diye başladığı yazısında popüler kültürün son zamanlarda neden vampir ve zombilere sardırdığının üzerinde duruyor. Korku filmlerine duyulan aşırı ilgiyi orta sınıfın proleter zombilerle, züppe vampirler arasında kısılma korkusuna bağlıyor.

 

Sam Leith yazısında özetle şu tezleri savunuyor:

 

“Vampirler sağcıların, zombiler ise solcuların canavarlarıdır. Vampirler züppe, zombiler ise proleterdir. Vampirler bireycidir, zombiler ise beyinsiz ve isimsiz bir güruhtur. Vampirler arasında her şey hiyerarşi, gelenek ve soy sop üzerinde döner; Orta Avrupa’ya ait şeref unvanları vardır, şatolarda yaşarlar, iyi giyinir, görgü kurallarına uygun davranırlar… Vampirler seksidir. Zombiler ise değildir, kişisel hijyenlerine hiç dikkat etmezler. Vampirin ısırığı şehvetlidir. Zombiler ise diskoda zom olmuş çocuklar gibi menziline ne girerse, ayağınızı, bacağınızı, elinizi, poponuzu, burnunuzu çiğner… Vampirler zekidir, zombiler ise değildir.

Zombiler beynini yemek isterler ama daha fazla beyin istedikleri için değil, sadece seni daha aptal yapmak için. Çünkü seni kendi seviyelerine çekmeye çalışırlar.

 

Vampirler sosyal anlamda yükselmeyi temsil eder, ısırıldıktan sonra sen de aristokrasiye dahil olursun. Zombiler ise herkesi eşitler. Zombiler geldiğinde artık evin kale olmaktan çıkar, özel mülkiyet ortadan kalkar ve sen bir yurttaş olarak geri kalan hepimizle birlikte sokaklarda yalpalaya yalpalaya dolaşmaya başlarsın.”

 

Kurtadamlar için sınıfsal bir tanımlama yapmamış Sam Leith. Kimileri bu yazının üstüne biraz da zorlamayla kurtadamın doğayla ilişkisine bakıp çevreci yakıştırmasını yapıyor. Ama insanın hayvan yanından güç aldığı için kurtadam daha çok sınıflarüstü bir durum arzediyor. O geçmişte kaldığına inanılan bir kültürün, kimsenin onu canlandırmaya çalışmamasına rağmen çeşitli bedenlerde bir kader olarak yeniden ve yeniden can bulması gibi…

 

 

 

–kutu–

 

UNUTULMAZ KURTADAMLAR

 

Werewolf of London (1935)

The Wolf Man (1941)

The Curse of the Werewolf (1961)

The Werewolf of Washington (1973)

The Howling (1981)

Wolfen (1981)

An American Werewolf In London (1981)

The Company of Wolves (1984)

Silver Bullet (1985)

Teen Wolf (1985)

Full Eclipse (1993)

Wolf (1994)

Bad Moon (1996)

An American Werewolf in Paris (1997)

Ginger Snaps-Trilogie (2000, 2004, 2005)

Le Pacte des Loups (2001)

Wolfgirl (2001)

Dog Soldiers (2002)

Underworld (2003)

Van Helsing (2004)

Cursed (2005)

Skinwalkers (2006)

Underworld: Evolution (2006)

Blood and Chocolate (2007)

Underworld: Rise of the Lycans (2008)

Twilight (2008-)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.