Televizyon hakkında yazıp da, 1964 doğumlu, Emmy ödüllü yapımcı, yönetmen ve senarist Joss Whedon’a bir saygı duruşunda bulunmamak mümkün değil.

Çoğumuzun Whedon’la tanışması, “Buffy the Vampire Slayer” sayesinde olmuştur. BTVS gibi, televizyonda çığır açan bir dizinin yapımcısı iseniz, kazandığınız paranın, reyting rekortmeni dizilerinizin haddi hesabı olmaz diye düşünebilirsiniz. Ancak başının üstünde kara bir bulut ile dolaşan Whedon’un kariyerinde, maalesef çıkışlar kadar inişler de fazlasıyla mevcut. Buna rağmen elinden tek bir kötü yapım dahi çıkmayan, her oyuncusunun yıldız yapan yapımcının şu sıralar yaşadığı bahtsızlıktan bahsetmeden önce, 90’ların sonundaki çıkışına değinmekte fayda var.

Televizyonla ısınma turlarını BTVS ile attıktan sonra, bu dizinin yavrulamasının kaçınılmaz olduğunu fark eden Whedon, öncelikle “Angel”ı çekti ve bu diziyle de “Vampir Avcısı Buffy”yi çocukça bulan 25-30 yaş grubunu kendine bağlamayı başardı. Bu iki dizinin dünya çapında bu kadar sevilmesinin arkasında, öncelikle karakterlerin gücü yatsa da, el attığı bütün korku, drama, aksiyon ya da bilimkurgu yapımlarında, izleyiciyi güldürmeyi asla unutmayan Whedon’un espri anlayışının da payı büyük.

Alien serisinin dördüncüsü ve bana göre en güzeli olan “Alien: Resurrection”ın da senaristliğini yapan Whedon, soğuk bir karakter olan Ripley’e bile espri üstüne espri yaptırmaktan geri kalmamıştı. Her ne kadar, birçok Alien hayranı bunu Ripley’in evrimi ile ilişkilendirse de, sıkı bir Whedon takipçisinin, Whedon esprilerini tanımaması mümkün değil. Eline, proje olarak en dramatik yapımı bile verseniz, birkaç saniye de olsa, sizi güldürmezse içi rahat etmeyen bir adam çünkü Joss Whedon.

Angel’ın arkasından giriştiği “Firefly”, çoğu sitcom’dan daha eğlenceli bir bilimkurgu-western dizisi olsa da, Whedon’un içindeki asıl komedyeni ancak “Dr. Horrible’s Sing-Along Blog”ta sınırsızca görebildik. Bir web-dizisi olarak internette yayınlanan üç bölümlük dizi, Firefly’ın kaptanı Nathan Fillion ve günümüzün en popüler komedi oyuncularından biri olan Neil Patrick Harris’in keyifli oyunculuklarıyla ve güzel sesleriyle bezenmiş bir müzikal-komedi. Firefly’dan beri başı televizyon kanallarıyla dertte olan Whedon’un henüz internet ortamındaki tek projesi bu dizi olsa da, yediği darbelerden sonra, kendisini artık internette bol bol izleyebileceğimize ve yakın zaman içinde televizyonun öleceğine dair demeçleri de var.

Whedon’un kendine has özelliklerinden biri de, kadın kahramanlara olan tutkusu. Erkek egemen mitlerden beslenen çoğu yapımın aksine, Whedon’un imza attığı birçok işte kadının gücünü doyasıya izleyebiliriz. Whedon, önce Buffy gibi pek alışkın olmadığımız bir süper kahraman çıkardı karşımıza. Ufak tefek sarışın bu genç kız, bırakın en güçlü erkekleri, canavarları bile alt edebilecek kadar güçlüydü. Alien: Resurrection’da Ripley’i tam bir insan olarak değil de, Alien DNA’larına sahip bir süper-insan olarak klonlaması da belki bundandı. Whedon’un son dizisi Dollhouse’da da, içinde en az 38 kişiliğin yeteneklerini, anılarını, davranışlarını barındıran ve bu kişilikleri işine geldiği gibi ortaya çıkarıp kullanabilen bir kadın kahraman olan Echo’yu yarattı. Dizinin iptal kararını Kasım ayında veren Fox yönetimi bile, zaten çekilmiş olduğundan ikişer ikişer yayınlamayı kabul ettikleri son bölümleri izlerken kafalarını duvarlara vurmuşlardır diye tahmin ediyorum. Zira dizi Echo’nun gelişimiyle paralel olarak derinleşti ve kendine sağlam bir hayran kitlesi edindi. Tabi bu kadın kahramanlarının ilahi ya da bilimsel bir sebeple güçlenmelerinin ardında, kadın doğasının müdahale edilmedikçe zayıf olduğuna dair bir inanç yatıyor da olabilir. Yine de hikaye çeşitliliği açısından bile, kurtarıcı rolünün kadınlara verildiği yapımlara bu sektörün ihtiyacı var.

Gelelim Whedon’un diğer bir takıntısına… Neredeyse her dizisinde müzikal mantığını bir şekilde kullanan ve oyuncularına şarkı söyletmekten büyük bir keyif alan Whedon, BTVS’ın“Once More, with the Feeling” isimli müzikal bölümünde, unutulmaz bir iş çıkarmıştı ortaya. Ama yine, asıl müzikal aşkını da “Dr. Horrible’s Sing-Along Blog”ta izledik. Bizim için de, Whedon için de kısa ama doyurucu bir deneyim oldu bu proje. Kendisinin müzikal yazma ve yönetmedeki başarısını bildiğimiz için, önümüzdeki günlerde Fox’un müzikal dizisi “Glee”nin bir bölümünü yöneteceğinin haberi bile, kulaklarımızın pasını silmeye yetti.

Peki, sevenleri tarafından yere göğe sığdırılamayan bu yaratıcı insan, neden başladığı projeleri bitirmekte bu kadar zorlanıyor? İnanın buna anlam vermek mümkün değil. Şanssızlıkları, harika bir fikirle yolan çıkan Firefly’ın daha birinci sezonun sonundaki iptaliyle başladı. Yine de hayranlarını hayal kırıklığına uğratmak istemeyen Whedon, diziyi bağlamak adına “Serenity” isimli filmi, kendi maddi imkanlarıyla çekip senaryoyu bir şekilde sonlandırdı. Arkasından yine kendi imkanlarıyla, hiçbir maddi kazanç sağlamadan “Dr. Horrible’s Sing-Along Blog”u yayınladı. Tam, Dollhouse ile şansının yine döneceğini düşünüyorduk ki, Fox bu dizinin de, düşük reytinglerinden dolayı, ikinci sezonunun sonunda iptal edilmesine karar verdi.

Bu maceralardan sonra fazla parası kalmayan Whedon’un, “Terminator”un yapım ve yayın haklarını satışa çıkaran Halycon firmasına yazdığı 12000 dolarlık teklif mektubuna bir göz atmanızı ve eline Terminatör’ü verseler neler yapabileceğine dair hayallerini okumanızı şiddetle tavsiye ederim. Bir röportajında konuyla ilgili olarak, “12000 Dolar’a Terminatör’ü alabilirsem, geriye filmi çekmek için 800 dolarım kalacak. Ama inanın, ben o filmi 850 dolarlık bir film gibi gösterebilirim.” diyecek kadar azimli olduğu düşünülürse, alma ihtimali olabilir.

Sırf bu iyimserliği bile, hayal gücü fazla mesai yapan ve durmadan cepten yeme pahasına bir şeyler üretmekten geri kalmayan bu dahinin, yoluna taş koyup duran televizyon kanallarına inat, bize ulaşmaya ve son kuruşuna kadar, birbirinden güzel yapımlar yaratmaya devam edeceğinin işaretidir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.