Önce 2005’te Dabbe geldi. Yönetmen Hasan Karacadağ dedi ki, kıyamet internetle gelecek… Yani dünyayı saracak olan örümcek gibi şeyin internet olduğunu iddia etti. Türk – İslam kaynaklarına dayanarak korku sineması yapıyor o yüzden Dabbe, Duhan, Deccal etrafımızda zuhur ediyor. İkinci filmi Semum’da yine korkuttu! Yeni filmi Dabbe 2’de dünyamıza gökyüzünden inecek ve bilinci olan bir dumanla baş etmek zorunda kalacak insanları anlatıyor. Türk – İslam korkularını sinemacı olduğu için kurguluyor, kesiyor biçiyor karşımıza koyuyor… Karacadağ’la korku tüneline daldık adeta!

 

Banu Bozdemir

 

Dabbe 2’nin birincisinden farkı ne?

Olay aslında şimdi toparlanmaya başlayacak. Ben biliyorsunuz internetin kıyamet alameti olabileceği ihtimali üzerinden gittim. Kıyamet alametleri hep afetler, depremler, cinayetler, virüsler, savaşlar üzerinden verilir. İnternet olabilir mi yaklaşımı ise farklı bir şey. Dabbe’yi ben 2005’te yaptım. O zaman internet kullanımı çok yaygın değildi. İleri de daha da yaygınlaşacak. Burada ise bir alametse kıyamet nasıl işleyecek, nasıl mekanizması çalışacak diye bir araştırma yaptım. Burada da biz Türk – İslam kaynaklarını kullandığımız için çok hayal gücüne dalamıyoruz. Yani yaratıkları tasvir ederken sınırsız olabiliyoruz ama olayları kurgularken hayal gücü bir yere kadar. Ben sadece Kuran’ı kaynak olarak alıyorum. Sonra kendi yorumumu koyuyorum. İkinci kaynak ise peygamberimizin sözleri. Ama o sözlerden de kesinleşmiş ve kabul edilmiş olanlar. Bir Dabbetül-arz, ikincisi Duhan, Yecüc mecüc. Bir de Dunk ayneyn var. Hepsi Kuran’da geçiyor. Hepsini sırayla çekeceğim. Bunların hepsini birden bağlayan Deccal diye bir şey var. Duhan da net olarak, Dabbetül Arz zamanında gökyüzünden duman şeklinde inecek bir şey. Bu dumanın çok tehlikeli, azap verici, neredeyse düşünen bir varlık gibi hareket edeceği tasvir ediliyor.

Yok oluşlar, bitişler, sonlanışlar neden acı verici olacak insanlar için?

İnsanlık tarihinde iyilikler kötülüklere oranla yok denecek kadar az. İnsanın yaptığı savaşlar, işlediği cinayetler, katliamlar. Bugün baktığımızda da insanlar sadece kendisini düşünen bir varlık. Böyle gelişen ve ilerleyen bir insanlığın sonunu da iyi olarak göremeyiz.

Kurunun yanında yaş da yanıyor o zaman…
İslamiyet’te batıdan şöyle bir farkı var. Total yok oluştan, toplu kıyametten bahsediyorum. Benim en son filmimde kıyamet kopacak. 2012’de görülen olay benim son filmimde olacak. İslamiyet’te yeryüzündeki son iyi insan öldüğü anda kıyamet kopacak. Son iyi farklı yorumlanır, nasıl bir şeydir bilinemez şimdiden. Bir iyi bile kalsa kıyamet kopmuyor islamiyette. Ama batının kıyametinde aniden gelecek, vuracak ve bitirecek durumu var. Son kıyamet Müslümanlar için korkutucu olmamış olacak. Ama oraya gelene kadar duhan ve dabbenin insanlar için etkisi olacak. Bir durum olduğu zaman herkesin başına her şey gelebilir durumu var. Korku sinemasında şöyle bir kavram beni asla ilgilendirmez. Beni çeken şey, aynı anda kime geleceği belli olmayan lanet beni çeker.

Korkunun bu yanının ilgi çekeceğini düşünüyor musunuz?
Toplu olması, her an herkesin başına gelecek olması… Zaten bu serilerde de herkesin başına gelebileceğini iddia ediyorum. Ondan kurtuluş, ondan kaçış yok diye bir sloganımız vardı bizim. Bir yandan da sinema yapıyoruz ve bunlara malzeme olarak bakıyoruz…

Şu an bir domuz gribidir almış başını gidiyor… Sizce bu virüs vakaları da bir alamet sayılabilir mi?

Ben genetik eğitimi aldım, DNA; RNA ve virüsler. Onunla ilgili iki teorim var benim. Birincisi herkesin komple teorisi diye konuştuğu, fakat ben biraz daha içinde olduğum için tahmin edebiliyorum. İnsan eliyle gelen bir veba, salgın. Bunun büyüyeceğine inanıyorum ben. laboratuarlarda kontrolsüz genetik silah denemeleri yapılıyor. Nükleer çok fazla göz önünde, örnekleri var. Ya genetik silahlar? Nükleer silahlar da yanlışlıkla bir düğmeye bastım patladı durumu var. O ancak filmlerde olur. Ama genetikte gerçekten de küçük bir hatada, sizin aracılığınızla bulaşabiliyor. Laboratuar ortamında üretilen bir virüsün bulaşması çok daha mantıklı geliyor bana. O virüse neyin tepki vereceğini bilmiyorsun, yeni bir şey sonuçta. Bu daha korkunç…

Bunlar insanları bir sona götürecek kadar güçlü malzemeler değil sonuçta? Öyle mi?
Bunlar madde, savaş gibi… Nükleer silahlarla genetik silahlar aynı korkutuculukta. Nasıl Japonya’da atom bombası atıldı ve binlerce insan öldü. Aynı şey şimdi de yapılabilir, niye yapılmasın? Ama bu meseleyi o şekilde yaymıyorlar. Hayvanlardan geldiğini söylüyorlar. Belki ileride çıkar. Bizim ilgilendiğimiz daha metafizik, daha büyük, daha beklenmeyen… Uzayın büyüklüğü karşısında bunlar daha insani meseleler…

İnternetten yayılacak demeniz de aslında gerçek değilmiş gibi duruyor ve olayı İslamiyet boyutundan uzaklaştırıyor…
Dabbe biliyorsunuz örümcek ağı gibi yayılan canlı bir şey demek. Zaten o ‘canlı bir şey’ ne diye araştırdığımız zaman kelimenin bir önceki kökenine inmemiz gerekiyor. Sankritçe’den geliyor oraya da. O dönemlerde yapılan savaşlarda insanlar birbirlerinin üzerine örümcek ağı gibi ağ atarlarmış. Kuran’da da şöyle diyor: Dünya’yı bir dabbe saracak. Ben onu alıyorum, yerine örümcek ağı gibi yayılan şeyi koyuyorum. Sonra www yazıyorum. Bunlardan yıllar önce örümcek ağı saracak deniyor. Bu kadar benzeşim tuhaf. Hele de mistik sinema yapıyorsanız çok güzel bir malzeme. İnanıp inanmama ayrı bir mesele. Ayetin kendisi net olarak interneti çağrıştırıyor. İlerde başka bir şey olursa bizim bu teori değişir. Her eve girecek, bu ne demek. Korkunç bir benzeşim.

Bu sadece sizin teoriniz ama değil mi?

Evet. Bunu kabul etmeyen çıkabilir, çıkıyor zaten. İki tür yaklaşım oldu. Bazıları bu tarihlerde kesinlik yoktur diyor. Ben bu din insanlarına saygı duyuyorum. Ben sinemacıyım, din adamı değilim. Din adamı gibi detaylı açıklamalarda bulunamam. Bence sinemacının yaklaşımını küçümsememek gerek. Din adamı dokunulmaz diye bakar bu kavrama. Kuran’da bazı şeyler kurgulu verilir. Çağlara hitap eden bir kitap olduğu için… Bana hikaye lazım, ben böyle algıladım. İnanmayanlar da oldu. Ben hayal ediyorum ama gerçeğe sadık kalarak.
İkinci filmi biraz açabilir miyiz, Duhan nasıl gelecek, neler yapacak?
Kuran’da birkaç tane tehdit ya da korku yayan ayet var. Bunu kimse inkar edemez. Gökyüzünden inecek bir dumanın insanlara azap vereceğini söylüyor. Burada azap kelimesi çok önemli. Azap kelimesi iki bilinç arasında olan bir şeydir. O zaman bu duman da bir bilinç var. Bu yine bir kurgu.
Yani Deccal’e kadar insanlar aşama aşama acı çekecekler öyle mi?
Evet öyle. En sonuncusunda yani Deccal’le ilgili kurduğum bir şey var. Deccal’le internet arasında da müthiş bir benzeşim var. O da ilginç. Aslında Dabbe 2’ye bir çeşit uzaylılarla ilgili bir film diyebiliriz. Gökten gelecek deniyor ya… Ben öyle hayal ediyorum, gökten gelecek şeyin daha metafizik olması gerekiyor. Bir de benim filmlerimde hep cin olacak. Kıyamet sadece insanlara gelmiyor, cinlere de gelecek. Cinlerin artık insanlara görünmeye başlayacağı, iyice insanlarla iletişim kuracağı üzerine benim filmim aslında. Korku tarafı da burada.

İnsanlar yine biçim değiştirip, eciş bücüş hale gelecekler mi?
Onu biçim olarak öyle veriyoruz. Tam olarak içine girip, vücudunu ele geçirme değil. Bir tarafta insanlar, bir tarafta cinler, bir tarafta da gökten gelen mahlukatlar var. Bunların üçünün etkileşimi var. Yavaş yavaş görünmeyen bir şeyleri görünür kılmaya çalışacağız. Duman çok iyi bir çıkış noktası. Bunlar sonuçta iyi niyetli varlıklar değil. Hayal bile edilmesi korkunç yaratıklar olduğu için insanla teması da bu şekilde olacak.

Filmde öne çıkan efektlerden bahsedebilir miyiz?

Sesle ilgili bizim yaptığımız tek yenilik, uzay seslerinden yararlandık. Duman için ses konusunda tatmin olamıyordum. Bir sürü ses dizayn ettik. Sonra uzayda kaydedilen anlamsız sesler var. Karanlıkta dinleyin korkarsınız. O anlamda benim hoşuma gitti. Görsel olarak da Türkiye için, dumana bir biçim verip, bilinç kazandırmak çok zor. Onda bir bilinç var. Efektleri Digital Film Center’da yapıyoruz. İstediğimiz şeyin örneği de çok fazla yok. Semum’da bir yaratık vardı ama benim hayal gücümü o kadar aksettirebildiler. Hem de o yaratığın daha önce örnekleri vardı, çok fazla zorlanmadık. Bu ülkede kaç tane mistik sinema yapıldı ki? Komedi olsa çok kolay.

Korku da komik duruma düşme hali de var…

Evet, o yaratık sınırda. Ben yönetmen olarak çekiyorum, malzemeyi onlara veriyorum. Ekip olarak onlardan çıkacak artık. Ekip yetersizse yapacak bir şey. Ben de ısrarla efektleri Türkiye’de yaptırmak istiyorum. Tamamen Türk yapımı olsun istiyorum. Tamamen bizden çıkan fikirler daha yaratıcı oluyor, konsepte uyuyor. Batıda hayal gücü, konunun özüne zarar verebiliyor.

Türk –İslam korkusu tam olarak nedir? Cinlerle perilerle bitiyor mu iş?
Bakın interneti de koyuyorum, gökyüzünden gelen varlıkları da koyuyorum. Çok açık ve bu güzel zaten. Bir Japon filminde ‘şeytanı görmek istiyorum’ diye bir replik vardı. Karşısındaki de ‘en kibirli olduğun ana bak, o zaman onu göreceksin’ diyordu. Şeytani varlıklar diye bir kavram var. Dünya sadece insanlara ait olamaz, başkaları da var. Bir de boyut diye bir kavram da var. Bilim daha beşinci boyutta biliyorsunuz. Einstein zaman diye dördüncü boyutu buldu. Boyutlar içindeki varlıklar bu dünyanın sahipleridir. İslamiyet’e cinler insanlardan önce yaratılıyor. Bu çok önemli. Bu bilinmeyenden bir tanesi cinler. Mesela yıllar yıllar önce Zulkarneyn diye bir kişi gökyüzünden gelen kötüleri bir yere kapatmış. Mesela onlar nerede? Alın size konu… Sadece cinlere yüklenmek olayı basit kılıyor.

Filminizi seri yapmanızda hatrı sayılır bir izleyici yakalamanızın da önemi büyük?
Korku benim araştırırken, çekerken çok zevk aldığım bir konu. Birinci sebebi bu. Tabii kitlelere hitap etme duygusu da var. Dolayısıyla izlenmediği zaman, sanat sineması yapanların dediği gibi kendim için de yapabilirim! Total olarak ne kadar çok izlenirse o kadar çok sevinirim. Yaptığım işlerin kalitesi de büyür. Ama ben kendi filmlerimin yapımcısıyım. Zevk aldığım için değil. Ama yapımcı bu izleyici sayısı için bile para yatırmak istemiyor. Ne zaman ki 2-3 milyon kişi izler o zaman yapımcılar da devreye girer. Biz de dünyaya daha emin gideriz. Şimdi boynu bükük götürüyoruz filmlerimizi. Pan’ın Labirenti diye bir film var adamın karşısında, bir de senin filmin var. Ama o bütün dünyaya pazarlayabiliyor. Bizimle ilgili haberler de ‘Türk korku sineması niye bu kadar berbat’ diye haberler yapılıyor… Tam tersine yapmayın diye bir baskı var. Bir de buna karşı gelmeye çalışıyoruz. Bu konudaki fikirlere de açığız. Olumsuz olsun ama açsınlar bana… Mesela efektler azaltılsın densin… Bir açılım gelsin istiyorum. Sonuçta ben hep korku çekeceğim… Her türlü eleştiri ve öneriye açığım.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.