Devrimi beklerken

James Cameron’un çekmek için yıllarca teknolojinin gelişmesini beklediği Avatar şimdiden dünyanın en pahalı filmi unvanını kazandı bile.

Herhalde hiç bir film Avatar kadar merakla beklenmemiştir. Eh bir yönetmen, filmi gösterime girmeden önce “Daha önce görülmüş her şeyden farklı görünüyor” derse ve o da Titanic gibi bir gişe kralının yönetmeni James Cameron ise beklentilerin yüksek olmasına şaşmamak gerek.

Konusu, oyunculukları, hatta müziği bir yana Avatar’ın kullandığı yeni teknoloji ile 2008 yılında sinemaları saran 3D filmlerinin tepe noktasını oluşturması ve gelecek için yeni kapılar açması, adeta bir devrim yaratması bekleniyor. Büyük bölümü sanal bir stüdyoda yeni geliştirilen 3D dijital kameralarla çekilen, gerçek çekimler ile bilgisayar animasyonlarının yeni bir teknoloji aracılığıyla birleştirilmesinden oluşan Avatar bugüne kadar çekilmiş en pahalı film olarak kabul ediliyor.

BİR BİLİMKURGU EFSANESİ

Avatar’ın konusu bundan 200 yıl sonra geçiyor. Dünyadaki kaynaklar artık tükenmiştir. İnsanlar uzayın derinliklerinde alternatif arayışına girer. Arama işini yürüten RDA isimli bir uzay yolculuğu konsorsiyumudur. RDA, ihtiyaç duyulan kaynakların Pandora isimli bir gezegende bulunduğunu tespit eder. Ancak bu maddeleri çıkarmak çok zordur. Çünkü Pandora içi bilinmeyen yaratıklarla dolu geçit vermeyen cangıllarla kaplıdır ve gezegende Na’vi adı verilen ve oranın doğasıyla uyumlu olarak varlığını sürdüren insana benzer zeki bir ırk yaşamaktadır.

Daha önce katıldığı çatışmalardan birinde belden aşağısı felç olan eski donanma subayı Jake Sully, trajik bir kaza sonucu ölen ikiz kardeşinin yerine Pandora’ya gitmeyi kabul etmiştir. Jake’in kardeşi ölümünden önce Avatar Projesi’ne katılmıştır. Bu proje Pandora gezegeninde nefes alamayan insanlara kendi bilinçlerini Na’vilere benzer avatarlara aktarma, daha sonra da onları yönlendirme olanağı vermektedir. Pandora’ya giden grupta bulunan Jake gezegende ölen ikiz kardeşinin avatarını yönlendirecektir. Jake için Avatar Projesi ayrı bir anlam taşımaktadır. Hem ülkesine hizmet etme imkanı bulacak, hem de eski günlerdeki gibi özgürce hareket edebilecektir.

Pandora gezegenindeki keşif gezisi sırasında Jake gruptan ayrı düşer ve yabancı bir gezegende tek başına kalır. Cangılda vahşi yaratıkların saldırısına uğradığı sırada Neytiri isimli bir dişi Na’vi tarafından kurtarılır. Neytiri, Jake’i 200 metrelik bir ağaçta yaşayan kabilesinin yanına götürür ve ona kendi kültürünü tanıtır. Bu sırada RDA, Na’vilerin yaşadığı ağacın altında çok nadir bulunan ve önemli bir enerji kaynağı olan Unobtanium maddesi

kaynağının var olduğunu haber verir. Jake’in ağaçta yaşayan Na’vi kabilesini oradan ayrılmaya ikna etmesi gerekmektedir. Ama başarılı olamaz.

RDA bütün askeri birlikleri, Na’vileri bulundukları bölgeden zorla çıkarmak için saldırı pozisyonuna geçirir. Ancak gitmek bir yana Na’viler, tam aksine savaşmaya karar verirler ve savaşırken insanlarda olmayan bir yeteneklerini kullanacaklardır. Onlar doğa ve Pandora’daki bütün canlılarla iletişim kurabilmektedirler. Böylece insanların Na’vilerle savaşı, insanların bir gezegenle savaşına dönüşür…

SENARYONUN YAZIMI VE ÖN PRODÜKSİYON

Avatar’ın ön hazırlığı kronolojisi tutulacak kadar yıllar ve yıllar sürdü. James Cameron’un söylediğine göre Avatar’ın ilk senaryosunu 1994 yılında yazmıştı. Çocukken okuduğu bütün bilimkurgu romanlarından esinlenerek yazdığı bu 80 sayfalık senaryo ilk senaryoda da “sonradan gelenler tarafından tehdit edilen gelişmiş bir medeniyet” ana temayı oluşturuyormuş. O senaryoda da sonradan gelenlerden biri, yerlilerden birine aşık oluyormuş.

Cameron Avatar filminde bilgisayar animasyonları ile gerçek oyuncuları bir arada kullanmak istediğini ilk kez resmi olarak Ağustos 1996’da açıkladı. Projeyi 100 milyon dolara mal etmeyi ve başrolünde gerçek görünen ve fiziki dünyada var olmayan altı karakteri oynatmayı planlıyordu. Cameron’un o dönemde yaptığı senaryo çalışmaları yıllarca internette kaldı. Ta ki 2006 yılına kadar. O yıl senaryolar birdenbire bütün internet sitelerinden kaldırıldı. Haziran 2006’da James Cameron, eğer birinci bölümü başarılı olursa Avatar’ı üçleme olarak çekmek istediğini açıkladı.

1997 yazında James Cameron daha önce de birlikte çalıştığı özel efekt firması Dijital Domain’i yanına alarak Avatar için yola çıktı. Önprodüksiyon böylece başladı.

Senaryonun son hali Ocak 2006 ile Nisan 2006 arasında ortaya çıktı. Bu süreçte University of South California’dan bir dilbilimci olan Paul Frommer, Na’viler için bir kültür ve dil oluşturdu. Ortaya 1000 kelimeden oluşan ve kendi grameri olan bir dil çıktı.

Temmuz 2006’da Cameron, Avatar’ın 2008 yazında gösterime gireceğini, çekimlerin Şubat 2007’de başlayacağını duyurdu. Ağustos 2006’da Avatar’ı gerçekleştirmek üzere Yeni Zelandalı özel efekt firması Weta Digital devreye girdi ve tasarım sürecine efekt uzmanı Stan Winston da dahil oldu.

Eylül 2006’da Cameron filmi 3D çekmek için yeni bir kamera sistemi kullanacağını açıkladı. Fox firması Cameron’un bu sözlerini ancak iki yıl sonra resmi olarak onayladı. Cameron’un kastettiği kamera tek bir haznedeki iki senkronize HD kameradan oluşmaktaydı. Cameron Ocak 2007’de filmi gerçek ve bilgisayar animasyonundan oluşan bir hibrid film olarak tanımladı. Yönetmenin söylediğine göre filmin yüzde 60’ı bilgisayarda yapılacak, yüzde 40’ı gerçek olarak çekilecekti.

PRODÜKSİYON AŞAMASI

Filmin sinemalarda gösterim tarihi daha sonra 2008 yazından 2009 yazına çekildi. Film büyük ölçüde bilgisayarda yaratılmış, motion capture tekniğiyle anime edilen fotorealistik karakterlerden oluşturuldu. Cameron, sanal kamera adı verilen bir teknikle sette sanal karakterleri canlı oyuncularla gerçek zamanlı olarak bir arada oynatabildi.

Teknik açıdan bir diğer yenilik de “performance-capture-stage”di. Bu teknikle oyuncuların yüz ifadeleri ve duygusal tepkileri yakalanıp bilgisayarda işlenebildi. Oyuncular bunun için üzerindeki kamera ile yüzünü ve gözlerini çeken bir kep taktılar. Bu sayede Cameron, Sam Worthington ve Zoe Saldana’nın oyunculuklarının yüzde 95’ini dijital karakterlere aktarma şansını yakaladı.

SOUNDTRACK

Filmin soundtrack’ini üçüncü kez James Cameron’la birlikte çalışan James Horner yaptı. İlk kayıtlar Mart 2008’de küçük bir koro ile yapıldı, bu kayıtlarda Na’vi dilinde şarkılar vardı.

Avatar’ın belki de Titanic gibi efsane olacak şarkısını ise Leona Lewis seslendirdi. Titanic’te Celine Dion’un seslendirdiği “My Heart Will Go On”‘ gibi Avatar’ın tema şarkısı “I See You” isimli şarkısının bestecisi de James Horner’dı.

VİRAL MARKETİNG

Avatar’ın ilk fragmanı 20 Ağustos 2009’da internetten yayınlandı. Aşırı yüklenme yüzünden site kilitlendi. İlk gün fragman internetten 4 milyon kez indirildi. Bu bir fragmanın ulaştığı en yüksek rakamdı.

21 Ağustos 2009’da ABD’deki 101 IMAX sinemasında ve diğer ülkelerdeki 238 sinemada filmin ilk yarısından sahneler içeren 16 dakikalık bir bölüm yayınlandı.

Yapımcı firma bu kısıtlı gösterimle, filmin kulaktan kulağa duyulmasını sağlayacak son dönemlerin moda viral pazarlama taktiğini uyguluyordu.

 

DEV BÜTÇE

 

Filmin yapımcısı John Landau, 2009 Kasım’ının sonlarında bir ay sonra gösterime girecek olan filmin 30 dakikalık bölümünün henüz tamamlanmadığını açıkladı. Landau’nun söylediğine göre ses mix ve özel efektler fazla zaman aldığı gibi filmin en masraflı kısmını da oluşturduğunu ki bunun da Avatar’ın bugüne kadar yapılmış en pahalı film olmasına neden olduğunu söyledi.

 

Fox bir ara filmin 230 milyon dolara mal olacağını açıklamıştı, kimileri bu rakamı 300 milyon dolara yuvarlıyor, kimileri de 150 milyon dolarlık pazarlama bütçesiyle birlikte Avatar’ın 500 milyon dolar sınırını aşacak ilk film olduğunu söylüyorlar.

 

Ama Cameron bu parayı geri alma potansiyeli yüksek bir yönetmen. Sonuç olarak o 1,8 milyar dolarla gişede patlama yaratarak tüm zamanların en başarılı filmi olan Titanic’in yönetmeni.

 

 

———————-kutu——————

3D MACERASI

Üç boyutlu görüntü algısı aslında basit bir prensibe dayanır. Bunun için sağ ve sol gözlerin bir görüntüye farklı perspektiflerden bakmaları gerekir. Yani sol gözün sağdaki görüntüyü, sağ gözün de soldaki görüntüyü görmemesi gerek.

 

Üç boyutlu sinema macerası film endüstrisine 50’li yıllarda girdi. 1953 ve 1954 yıllarında aralarında Alfred Hitchcock’un “Dial M for Murder” filminin de bulunduğu bir dizi üç boyutlu film çekildi. O zamanki sinema seyircileri bu filmleri izlemek için devasa kırmızı-yeşil gözlükler takmak zorundaydı. Ama bu yenilikçi sinema macerası ne ABD’de ne dünyanın geri kalanında uzun süre tutunabildi.

 

Bunu takip eden yıllarda 3D filmler üretildi ancak üç boyutlu filmin yeniden doğuşu için 2008 yılını beklemek gerekti. 2008’de Hollywood’dan, konuyla şüpheyle yaklaşan Avrupa’daki seyircileri de cezbedecek büyük prodüksiyonlar geldi.

 

İşte Hollywood’dan gelen bu yeni üç boyutlu taarruzunun zirvesini James Cameron’un merakla beklenen bilimkurgu efsanesi Avatar’ın yapması bekleniyor. Oscar ödüllü yönetmen senaryosunu bundan yıllar önce yazmıştı ama ihtiyacı olan teknolojinin gelişmesini beklemesi gerekiyordu. Film için çok iddialı konuşan yapımcı John Landau “Titanic’te seyircilerin kendilerini olayın yanı başında hissetmeleri için görsel efektleri kullanmıştık. Avatar’da ise sinema seyircisini başka bir dünyanın içine fırlatmak için teknolojiyi kullandık” diyor.

 

 

————-kutu———-

NEDEN PANDORA?

Yunan mitolojisinde Pandora’nın öyküsü şöyle anlatılır: Eskiden insanoğulları bu dünyada dertlerden, kaygılardan uzak yaşarlardı, bilmezlerdi ölüm getiren hastalıkları. Pandora açınca kutunun kapağını, dağıttı insanlara acıları, dertleri. Bir tek umut kaldı dışarı çıkmadık, kapağı açılan dert kutusundan. Umut tam çıkacakken Pandora kapatmıştı kapağını, böyle istemişti bulutlar devşiren Zeus.

 

Gündelik dilde Pandora’nın Kutusu “bütün kötülükler”i ifade etmek için kullanılırken James Cameron Pandora’ya umut açısından bakıyor. Pandora gezegeninin birçokları tarafından canavar ve kötülüklerle dolu bir yer gibi görüldüğünü ama Jake oraya gittiğinde ve Pandora’ya bir Na’vinin gözünden baktığında oranın kendisine cennet gibi göründüğünü belirterek “Filmde biraz da bakış açısını değiştirmekten bahsediliyor” diyor. Na’viler ise ona göre bizim sahip olmak isteyip de doğadan uzaklaştıkça kaybettiğimiz beceriklilik, maneviyat ve bilgeliğin simgesi.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here