Kelimeleri seçerken dikkat!

Dünya sinemasında, özellikle de sinemanın sıkı takipçileri arasında zombi filmlerinin ayrı bir yeri olduğunu hepimiz biliriz. George Romero ustanın bu külliyata çok şey kattığını, yapıtaşlarını belirlediğini, kuralları çizdiğini de bilmeyen yoktur. Bir virüs gibi yayılan zombilik mefhumu, potansiyel zombi olan sıradan insanları tehdit ederken olaylar gelişir; kan, şiddet, yer yer izlemesi zor sahneler, kapana kısılma, kaçma kovalamaca…vs. Zombi literatürüne yenilikler getirmeye çalışan ender filmlerden biri ise yazımızın konusu “Öldüren Kelimeler”. Üstelik öyle bir yenilik ki, kimisine göre sindirmesi zor, kimine göre akıllıca.

Karşınızda zeka dolu bir zombi filmi var. Bu filmde insan eti yiyen gerizekalı zombiler ve onlarla köşe kapmaca yapan talihsiz insanlar yok. Küçük bir kasabaya yayın yapan cool bir radyo istasyonunda yani tek bir mekanda geçen filmin alt metinlerinde Kanada milliyetçiliğini görmemek çok da zor değil. Kelimelerden ( nedense sadece İngilizce kelimeler) virüs kapan insanlar, kendilerini bilmez bir hale geldikçe salgın yaygınlaşmakta. Mazy, Pontypool kasaba radyosunda program yapmaktadır. Kasabada korkunç şiddet olayları olduğu şeklinde söylenti yayılmaya başlar. Radyo ekibi, bu söylentilerin İngilizceyle yayılmış bir virüsten kaynaklandığını anlarlar. Kurtarılma ümidiyle yayını sürdürürken acaba radyo dalgalarıyla virüsün yayılmasına yardım mı etmektedirler?

Daha çok televizyon işleriyle ve düşük bütçeli filmlerle tanınan Bruce McDonald, zekasını ve zombi filmlerine olan saygısını aynı kapta bu filme sunmuş. Dilin ve yanında iletişimin kirlenmesi, medya gücünün topluma ettikleri ya da edemedikleri gibi, verdiği alt mesajlarla metnini güçlendiren yönetmen ileride “Öldüren Kelimeler”in ikincisini de çekebileceğini söylüyor. Filmin oyuncu sayısının az olması bile bir zombi filmine ters düşüyor. Ama buna rağmen özellikle de başrolde tok sesli bir radyocuyu canlandıran Stephen McHattie, filmi sadece konuşarak sürükleyen isimlerden. Bir yere kısılıp kalmışlık, merak, bilinmeyenden korkmak gibi türün genel çizgisini koruyan çalışma, son dönemlerde izlediğimiz en etkili yapımlardan biri olarak tanımlanabilir. İkincisi nasıl olacak merakla bekliyoruz…

 

 

Fırat Sayıcı
1979, İstanbul doğumlu. 2001 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi Malzeme Mühendisliği’nden yüksek lisansla mezun olmasına rağmen, üniversite yıllarında yaptığı sinema kulübü başkanlığı sayesinde, geleceğini ve mesleğini sinema-tv üzerine kurmaya karar verdi. Çeşitli kısa film, belgesel çalışmalarıyla işe koyulan ve Yıldız Kısa Film Festivali'nin kurucularından olan Fırat Sayıcı, yurt çapında çeşitli kısa film festivallerinde de jüri üyeliği yaptı, kısa film üzerine workshoplar düzenledi. 2008’de Anadolu Üniversitesi Halkla İlişkiler bölümünden mezun olan Fırat Sayıcı, Selçuk Üniversitesi Radyo-Televizyon-Sinema Bölümünde yüksek lisans öğrenimini tamamladı. Şu an aynı bölümde doktorasını yapmaktadır. SİYAD üyesidir. TRT'de metin yazarı olarak başladığı televizyon macerasında birçok kanalda çeşitli programlarda görev aldı, sinema programları yaptı. Kurduğu Mad Informatics Ajansı’yla sinema-tv ve eğlence sektörüne PR ve sosyal medya hizmeti vermeye başlamıştır. "Türk Sinemasında Gerçekçilik" ve "Yeni Başlamayanlar İçin Sinema" adında iki sinema kitabı yayınlanmıştır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.