Fırat Sayıcı

 Robin Hood ve çetesi Sherwood ormanında kamp kurmuşlardır. O sırada ormanın içinden geçen patika yola atlı arabaların yaklaştığına dair bir haber gelir. Küçük bir soygun yapıp gasp ettikleri paraları her zamanki gibi fakirlere dağıtmaya karar verirler. Ancak Robin Hood bu kez sert kayaya çarpacaktır. Çünkü konvoyda Malkoçoğlu’nun olduğundan habersizdir.

 Malkoçoğlu: Merak etmeyin prensesim… Bu orman hakkında duyduğunuz her şey yalan. Sadece şehir efsaneleri. Yok burada geceleri cinler, periler, vampirler çıkıyormuş da, yok efendim kendini bilmez yeşiller içinde bir adam zenginlerden çalıp fakirlere veriyormuş da. Hepsi palavra inanmayın onlara.

Prenses: Yok canııım. Hem onlar gerçek olsa bile, yanımda senin gibi bir cengaver varken kim bize saldırmaya cesaret edebilir ki?

Prenses, Malkoçoğlu’nu öpmek için eğildiği sırada dışarıdan bağırış çağırışlar duyulur.

Muhafız: Konvoya saldırıyorlaaaar!

Malkoçoğlu: La noliy?

Muhafız: Robin Hood ve çetesi bize saldırıyor.

Prenses: Eyvah! (Panik içinde Malkoçoğlu’na sarılır) Kurtar beni erkeğim. Hadi Malkoçoğlu’m. Göreyim seni.

Malkoçoğlu: (Kadını iterek) Eehh be! Sen de ne yılışık çıktın. Bekle burada hemen geliyorum.

Malkoçoğlu dışarı çıktığı sırada kafasının yanından hızla bir ok geçip arkasındaki muhafızlardan birine saplanır. Malkoçoğlu, bir hamlede kılıcını çekerek düşmanın arkasına geçer. Kılıcı adamın boğazına dayar…

Malkoçoğlu: Ulan oğlum. İki dakka akıllı olamıyorsunuz di mi? Nerde lan sizin sahibiniz.

Robin Hood: (Malkoçoğlu’nun arkasından gelir ve kılıcını sırtına dayar) Ahanda burdayım! Benim namımı duymadın daha demek. Ben Robin Hood’um!

Malkoçoğlu: Memnun oldum Bizansın dölü. Ben de Malkoçoğlu!

Robin Hood: Ne Bizans’ı kardeşim. Has be has İngiliz soyundan geliyorum ben.

Malkoçoğlu: Haspam. Biz de Osmanlı soyundan geliyoruz herhalde. (Prensesin çığlıklarını duyar.) Yettim prensesim!

Prensesin yanına gider. Little John, iri cüssesiyle kızı kıstırmıştır. Üzerine doğru yürümektedir.

Malkoçoğlu: Bırak o kızı! Bırak dedim sana!

Little John: Sen de kimsin be?

Prenses: Malkoçoğlu! Kahramanım! Beni bu azgın heriften kurtardın. Az daha bana tecavüz edecekti.

Robin Hood: Çüşşş! Little John asla bir hanımefendiye böyle bir şey yapmaz. Üstelik sizin gibi güzel bir bayana… (Gidip prensesin eline zarif bir öpücük kondurur)

Little John: Sadece sepetinizdeki elmalardan isteyecektim. Karnım acıktı da.

Prenses Robin Hood’un kendine gösterdiği ilgiden hoşnut, adama kur yapmaya başlar. Malkoçoğlu durumdan hiç hoşnut değildir.

Malkoçoğlu: Ağır ol bakalım delikanlı. Bayan benimle birlikte.

Prenses: Asıl sen ağır ol Malkoçoğlu. Ben kimsenin malı değilim. Eğer beni paylaşamıyorsanız düello yapın da göreyim.

Robin Hood: Hay hay. Bana uyar. Bu ihtiyardan korkacak değilim ya.

Malkoçoğlu: Sana ihtiyarın kim olduğunu gösterecem. Gel lan buraya.

Göğüs göğüse kılıçla birbirlerine saldırırlar. İki tarafın adamları, etraflarında geniş bir daire oluşturmuş, tezahürat etmektedir. Prenses ise kendisi için dövüşen bu iki kızgın adamı keyifle seyretmektedir. Aradan yarım saat geçmesine rağmen yenişemezler. Prenses sıkılmıştır.

Prenses: Öffff. Yeter artık sıkıldım. Bu böyle olmayacak. En iyisi şöyle yapalım. (Ayağa kalkar, sepetinden bir elma çıkarır. Bir ağaca yaslanarak elmayı kafasına koyar) Bu elmayı 100 metre uzaktan kim vurursa, onu tercih edeceğim. Ama dikkatli olun da beni vurmayın sakın.

Robin Hood: Benim için çocuk oyuncağı.

Robin Hood, 100 değil 150 metre geri çekilir. Mendiliyle gözlerini bağlar. Okunun ucunu yakar, yayına takar. Yayı gerer ve hızla oku fırlatır. Ok tam 12’den, elmadan vurur.

Prenses: (Robin Hood’un yanına koşar. Yanağından öper.) Oldukça etkileyici. Sanırım Malkoçoğlu bunun üstüne bişey yapamaz.

Malkoçoğlu: Sen öyle san. (Sepetten yeni bir elma alır. Kadına verir.) Al şunu da geç ağacın dibine.

Prenses yine ağacın dibine geçer. Elmayı kafasına koyar. Malkoçoğlu, ıslık çalarak atını yanına çağırır. Bir zıplayışta ata biner. Beş tane ok çıkarır. Ustalıkla beşini de aynı anda yaya gerer. Atını dehler. Prensesten yaklaşık 500 metre uzaklaşır. Geri dönüp, prensese doğru dörtnala atını koşturur. Hedefine nişan alır ve yayı çeker. Beş adet ok, havada ıslık sesi çıkararak hedefe yönelir.  

Prenses: Ahhh!

Robin Hood: Oha! Karıyı vurdu herif. Ulan üç yıldır elimize kadın eli değmemişti. Onu da öldürdün. Gel lan buraya kaçma!

Okların hepsi prensese saplanmıştır. Malkoçoğlu atın hızını kesmeden kaçmaya devam eder.

Malkoçoğlu: Pardon küçük bir hesaplama hatası oldu sanırım. Neyse tanıştığımıza memnun oldum Robin Hood. Hayatta başarılar. Kraliçenize benden selam yollayın.

Malkoçoğlu, dörtnala kaçarak sık ağaçların arkasında gözden kaybolur. Little John, ölü prensesin yanına düşen elmayı alarak hapur hupur yemeye başlar. Herkes ona dik dik bakar.

Little John: Ne bakıyosunuz? Karnım aç, ne yapayım?

 

 

 

 

 

 

 

 

Fırat Sayıcı
1979, İstanbul doğumlu. 2001 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi Malzeme Mühendisliği’nden yüksek lisansla mezun olmasına rağmen, üniversite yıllarında yaptığı sinema kulübü başkanlığı sayesinde, geleceğini ve mesleğini sinema-tv üzerine kurmaya karar verdi. Çeşitli kısa film, belgesel çalışmalarıyla işe koyulan ve Yıldız Kısa Film Festivali'nin kurucularından olan Fırat Sayıcı, yurt çapında çeşitli kısa film festivallerinde de jüri üyeliği yaptı, kısa film üzerine workshoplar düzenledi. 2008’de Anadolu Üniversitesi Halkla İlişkiler bölümünden mezun olan Fırat Sayıcı, Selçuk Üniversitesi Radyo-Televizyon-Sinema Bölümünde yüksek lisans öğrenimini tamamladı. Şu an aynı bölümde doktorasını yapmaktadır. SİYAD üyesidir. TRT'de metin yazarı olarak başladığı televizyon macerasında birçok kanalda çeşitli programlarda görev aldı, sinema programları yaptı. Kurduğu Mad Informatics Ajansı’yla sinema-tv ve eğlence sektörüne PR ve sosyal medya hizmeti vermeye başlamıştır. "Türk Sinemasında Gerçekçilik" ve "Yeni Başlamayanlar İçin Sinema" adında iki sinema kitabı yayınlanmıştır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.