Mahsun Kırmızıgül’ün Güneşi Gördüm filminin başrol oyuncusu Demet Evgar, Kırmızıgül’ün herkesi şaşırtan sinema başarısının sırlarını Star’a anlattı

 

Demet Evgar, Mahsun Kırmızıgül’ün sette çok komik ve hiperaktif bir insan olduğunu söylüyor. En sıkıntılı zamanlarda bile oyuncusundan yardım isteyebilecek alçakgönüllülüğe sahip olduğunu ve bu saflığının bütün insanların kalbini fethetmesini sağladığını anlatan Evgar, oynadığı güneydoğulu kadını canlandırırken de büyüdüğü Manisa’daki şalvarlı günlerini hatırladığını sözlerine ekliyor. Hala baba evine gittiğinde şalvarını giyip, başını bağladığını ve üzüm toplamaya gittiğini söylüyor.

 

Projeye nasıl dahil oldunuz?

 

Mahsun’la ortak bir arkadaşımız senaryoyu biliyordu. İlk filmde de birlikte çalışmışlardı. Mahsun nasıl bir karakter istediğini anlatmış. Onun aklına da ben gelmişim. Bana söyledi ben de Mahsun’un ne kadar güzel hikaye anlattığını duymuştum. Bende tamam dedim görüşelim ve hikayeyi dinleyeyim. Bana hikayeyi anlattı senaryoyu okudum ve kabul ettim.

 

Sizin daha önce bir köy kadınını canlandırdığınızı görmemiştim. O doğaya da uzaksınız diye düşünüyorum.

 

Avrupai bir görünüşüm olduğu için böyle bir rolde akla gelinmesi zor bir isim olabilirim ama Mahsun bu işin altından kalkabileceğimi düşündüğü için beni istedi.

 

Başkarakterlerden birisiniz. Rolünüz için bir değişim geçirdiğiniz belli. Bu değişimi nasıl geçirdiniz?

 

Aşina olmadığım tek şey şiveydi. Böyle olduğum için mi bu işteyim yoksa bu işte olduğum için mi böyleyim, içimde bulunduğum ortamın bir insanı oluyorum. Bu “yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan çıkar”, gibi bir şey. Hayatım boyunca girdiğim ortama uyum sağlamak benim yapımda var. Bu köy ortamına çok uzak değilim. Ben Manisa’da büyüdüm. Arnavutluk’tan oraya göçmüşüz. Her sene gideriz oraya. Gittiğimde şalvarımı giyer başımı bağlar babamın tarlasına gidip üzüm toplarım. İnsan her yerde insan. Orjinali Fransız, Kanada yapımı olan “Bir Kadın Bir Erkek” diye bir dizi çekiyorum. Orada çekilmiş senaryolar birebir uyarlanıyor. Bu dizide de gördüm ki kadın her yerde kadın, erkekte her yerde erkek. Sevişme doğum bunlar öğretilen şeyler değil. Emme duygusu bir bebeğe öğretilmiyor, insanın doğasında olan şeyler bunlar. Kadın olmakta böyle bir şey. İnsanlar ve karakterler bilinçaltı ile vardır. Benim bu karakteri oturtmam geçmişini bedenime oturtmamla oldu.

 

Bir Kadın Bir Erkek’de günümüz kadın erkek ilişkisini irdeliyor. Güneşi Gördüm’de ise Güneydoğu kırsalındaki kadının dertleri var. Baktığımızda her ikisininde farklı problemleri olduğunu görüyoruz.

 

Bu içinizdeki birlikle ilgili. Kadının içinde kendini birleştirmesi, farkında olmasıyla ve mücadele etmesi ile ilgili. Ve herkesin birbirine yardım etmesi ile ilgili. Yardımı dışarıda aramamalıyız. Önce kendiniz yardım etmeye başladığınızda size gelen yardımları karşılar duruma geliyorsunuz.

 

Mahsun’la çalışmak nasıl bir şey?

 

Herkesin bir başlangıç noktası vardır. Mahsun sette çok komik, hiperaktif bir insan. Çalışırken de anlattığından farklı bir şeyi çekme çabası içinde olduğunu görmedim. Yalın ve saf bir adam. O samimiyeti ile birçok şeyi başarıyor. Birçok şeyin altından kalkerken karşı tarafı dinleyip yardım istediğini gördüğünüzde zaten yüreğiniz onu kabul etmiş oluyor. Birinci filminde yaptığı hataları farkında olan bir adam, o yüzden kendini düzeltebiliyor. Bir şey önerdiğinizde sizi dinliyor. Böyle temiz yürekli dinleyen bir adama kayıtsız kalamıyorsunuz.

Sizin sosyal sorumluluk projelerine hassasiyet ile yaklaştığınızı biliyoruz. Bu filmde de sosyal mesajlar var. Projeyi kabul etmenizde ki sebeplerden biri de bu mu?

 

Yönetmenin vermek istediği ile benim katmak istediğim şeyler farklıdır. Ben politikayı sevmem, benim işim sanat. Ben o kadını oynamak istedim. Oradaki kadının kadınlığını hissetmek hissettirmek istedim. Anladım ki Mahsun bu filmi çekecek ve bu filmle sinemaya gitmeyen ve birçok şeyin farkında olmayan insan sinemaya gidecek. Böyle bir öncü film olacağını hissettiğimden oynamak istedim. Gerçek bir hikaye anlatılıyordu. 25 senedir kimsenin aralamaya cesaret edemediği bir konu anlatılacaktı. Çok daha cesur ya da başka şekilde anlatılabilirdi ya da bende rolümü başka şekilde oynayabilirdim ama bunun sonu yok. Burada bir kapı aralanacaktı bunu hissettim.

 

Üç yıldır sinemadan uzaksınız. Bu kadar ara neden oldu?

 

Özel hayatımla ilgili kendimi dinlenmeye almam gerekiyordu. Çünkü yıllarca biriktirdiğim bir şeyi sergilemiştim ve bunun da tadını çıkarmak istiyordum. Tabii tiyatro hiçbir zaman bıraktığım bir şey değil. Tiyatroda kendimi doldurdum. Tiyatro ağaca tırmanıp elma koparmak gibi, kendi kopardığın elmayı yiyorsun. O süreci ben seviyorum. Biraz uzun oldu. Bana kalsa bir yıl sonra bir film daha yapardım ama içime sinen bir proje de gelmedi elime.

 

Çok izlenen bir dizi ile geri döndünüz. Dizilere olan tepkinizi de biliyoruz. Nedir bu dizinin farklılığı?

 

Bir Erkek Bir Kadın’ın farklılığı öyküsünün çok gerçek olması. Süresinin diğer dizilere göre kısa olması. Ben bunu kabul ettiğimde kafam da olan şeyler bunlardı. Direnebildiğimiz kadar direniyoruz diğer dizilere. Ama “ben asla yapmayacağım” gibi bir şey söz konusu değil. Bir Erkek Bir Kadın’dan sonra şunu da anladım ki bir çok insanın evine girmek güzel bir şey. Çok aristokrat bir şekilde televizyon izleyicisinden uzaklaştığınız da başka bir bağı koparıyorsunuz. Türkiye’de var olmak bunları yapmayı gerektiriyor. Ama yine de dizi konusunda titiz davranıyorum. İçime sinen 90 dakikalık bir dizi gelmediği için ben yokum, yoksa onları beğenmediğimden değil. Her şeyi içime sinmeli. Bu konuda ben çok serttim. Bu yumuşak geçişi de Bir Kadın Bir Erkek’le yaptık. İnsanların beyninin uyuşturmayan, komedi olan bir dizi.

 

Sinema da kadının yerini nasıl buluyorsunuz?

 

Bu güne kadar bana böyle roller gelmiyordu. Artık bu sıkıntı yavaş yavaş çözülüyor. Demek ki önce bu sıkıntı çekilmesi gerekiyormuş. Yeşilçam’a baktığınızda kadın adına birçok konuyu işlemediklerini görüyoruz. Bu topraklarda bir imparatordan 9-10 hikaye çıkarırsınız ve bunların arkasında hep bir kadın vardır. Bu ülkeyi hep kadınlar yönetmiştir. Bir evi bir ilişkiyi hep bir kadın yönetir. Ama bu hep dipte giden bir olaydır. Oraya girmek için bir birikim gerekir. Senaryo anlamında da Türkiye’nin anlayışı anlamında da bir patlamaya ihtiyaç vardı. Bu artık patladı. Hak ettikleri yere varacağına inanıyorum yazılan kadın karakterlerinin. Dişidir kadın, hayat kadından çıkar.

Bu filmde yeni kadın oyunculuğunun temellerini yazan bir oyuncu ile oynadınız. Şerif Sezer ile oynamak adına ne düşünüyorsunuz?

 

Müthiş gururluyum oyunculuk anlamında verdiğim savaşın yanlış olmadığını Şerfi Sezer bana anlattı. Ben 10 yıldır bu savaşı veriyorum. Bu kadın buna yıllarca direndi. Vazgeçmeyen, bundan utanmayan bir kadınla tanıştığım için çok mutluyum. Çok güzel bir arkadaş kazandım. Beni tiyatroda da özel hayatımda da yalnız bırakmıyor. Tam direncimin kırılma noktasında bana ne kadar doğru yaptığımı hissettirip bir kere daha kendimden emim olmamı sağladı diyebilirim. Böyle bir soru içinde çok teşekkür ederim.

 

Mahsun’un iki filminin sonunda da kırsala bir dönüş var. Bu bağlamda onun için kırsala dönmek diyebiliriz. Çağdaş toplum hayatına inanmıyor da diyebiliriz. Gerçekten modern toplum olmayı becerememe gibi bir durumumuz var mı?

 

Gittiğimizde de şunu gördüm ki oradaki insanlar orayı seviyor. Orada yaşamak istiyorlar. Buraya gelmek isteyen yok. Neden gelmek istesinler ki, havası, suyu, toprağı her şeyi güzel. Bilmek istedikleri şeyi yapmak istiyorlar. Oradan buraya gelip maddi durumu düzeltmiş insanların oraya yatırım yapması lazım. Belki o zaman oradan kimse gelmek istemeyecek.

 

Festival yapısının bazı filmleri es geçtiğini düşünüyor musunuz? Mahsun’un ilk filmine de bir tepki vardı.

 

Evet bunun temelle ilgili bir şey olduğunu düşünüyorum. Yurt dışında oturmuş birçok şeyi buraya eklemekle ilgili de olabilir. Mesela Beyaz Melek’in DVD’si çıktığı için festivale katılamadı. Bunun da sebebi Oscar’larda da aynı kuralın geçerli olması. Ama burası Türkiye. Oscarlar’da geçerli olan kuralların burada da uygulanması şartlarımızı zorluyor. Beyaz Melek veya başka film çeken yapımcıların sonsuz bir zenginliği yok ki. Adam bir film çekiyor ondan kazandığı parayla diğer bir filmi çekmeye başlıyor. Bu döngünün devam etmesi için DVD de önemli bir şey. Ama kimse bizim endüstrimizin gerçeklerini düşünmüyor. Belki benimde bu yaşananlara içten içe küskünlüğüm vardır. Beyaz Melek önemli bir filmdi. Bir kadın karakter için uzun zamandır böyle bir şey yapılmamıştı. Başka umutlar istekler vardı. İvmesi kayboldu biraz işin. Ama seneler geçtikçe daha da oturacaktır umudum bu herhalde. Hollywood’a gitmek diye konuşuyoruz hep. Kevin Space buraya geldiğinde dedi ki Hollywood’u buraya getirmek mümkün. Hoş benim gözüm Avrupa sinemasında. Orası bana daha gerçek geliyor, daha çok çekiyor. Karakter filmlerini daha çok öne koyuyorum. En son çekilen Milyoner filmi de bir Amerikan yapımı. Hikayeleri kalmadı ve oraya yöneldiler. Bu Hint filmlerin yükselmesi değil. Aynı işlenmemişlik bizim ülkemizde var. Umarım bizim filmlerimizi bizim yönetmenlerimiz çeker onlar kazanır ve biz bir sektör oluştururuz. Çünkü en önemli şey ve dünyanın en büyük eksiği hikaye ve bu bizde çok bol. Yönetmenimiz de var oyuncumuz da var. Oyuncunun hiçbir sıkıntısı olmaz, yabancı bir yönetmen gelip bizim oyuncularımızı çok farklı bir yere götürebilir. Ama önemli olan Türkiye’deki sinemanın sektörleşmesi. O yüzden festivallerin desteklenmesi lazım.

 

Tiyatro, sinema, dizi hepsi var. Bunların hepsi beraber nasıl oluyor?

 

Hepsi birbirini çekiyor. Mutlaka inandığım işlerin içinde oluyorum. Ben sevdiklerime de vakit ayırıyorum, az uyuyup az yemek yiyerek hepsine yetişiyorum.

 

Siz hırslı bir insansınız. Hırslı sanatçılarda yönetmenlik yazarlık gibi şeylere eğilme durumu vardır. Siz de böyle bir şey var mı?

 

Belki de dediğiniz hırs aslında başarısızlığı sevmemek. Çünkü bir ürün çıkardığınız da bunu sadece Türkiye insanına çıkardığımı düşünmüyorum. Türkiye’deki insanları başka bir tarafa koyduğum için değil, sakın yanlış anlaşılmasın. Çok aşikar ki dünya standartları çok farklı yerde. Benim kabuğum dünya. Dünyanın içinde herhangi bir noktadayım. O yüzden kendimi bir bölgeye bir yere ait hissedemiyorum. Dünyaya ve evrene ait bir noktasın. O yüzden albümle ilgili kendimi şımartma durumum olabilir. Şu an gündemde değil ama. Kardeşim yönetmenlik okuyor. Küçük denemeleri oluyor onda oynuyorum. Her şeyi kontrol edebilmek çok zor. Bir süre bir şeylere ara vermem gerekiyor herhalde. Ben kolektif olma durumunu da seviyorum, belki tek başına bir şeyler yazmaya cesaret edemem ama güvendiğim yazar arkadaşlarıma danışıp öyle fikirlerim hikayelerim araştırmak istediğim konular var. Ben daha çok araştırma kısmında olmak istiyorum.

Sinema için yeni bir proje var mı?

 

Belirlenmiş bir şey yok henüz. Bekliyorum ve istiyorum. Yazar arkadaşlarımla hikaye çalışmalarım var.

 

 

 

 

Serdar Akbıyık
1967 yılında İstanbul'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyal Antropoloji Bölümü'nü bitirdi. Erol Simavi Vakfı Gazetecilik Bursu'nu kazanıp iki yıllık eğitimden sonra Hürriyet Gazetesi'nde istihbarat muhabiri olarak mesleğe başladı. 1992 yılında Hürriyet Yazıişleri'ne geçti. 1993'te Spor Gazetesi'ni kuran grupta yer aldı. 1996'da Hürriyet Yazıişleri'ne döndü. 1999'da Star Gazetesi kuruluşunda bulunmak için Hürriyet'ten ayrıldı. 2000-2001 yıllarında Almanya'da Star Gazetesi'ni çıkaran grupta Yazıişleri Müdürlüğü yaptı. 2002'de Türkiye'ye dönüp Star Grubu'na bağlı olan ve yeniden yayımlanan Hayat Dergisi'nde görev aldı. Hayat Dergisi'nde ve Star Gazetesi'nde sinema eleştirmenliği yaptı. 2004 yılında Star Gazetesi Yazıişleri Koordinatörlüğü görevine getirildi. Halen Star Gazetesi İnternet Yayın Müdürlüğü ve sinema eleştirmenliğini sürdürmektedir. Star Gazetesi, Kral Müzik Dergisi ve internette çıkardığı Cinedergi'de sinema yazıları yayımlanmaktadır. 2007 yılında "Türk Sineması'nı Yönetenler" adlı yönetmenlerle yaptığı röportajları kapsayan bir kitap çıkardı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.