Geçip giden zamanları bir yerlerde bulsam…

Banu Bozdemir

Zaman üzerine en fazla kafa yorduğum bir dönemde karşıma çıkan bu filmden etkilenme potansiyelim de farklı oldu tabii… Zamanı geriye doğru sarmak, kaybettiklerimizi geriye getirir miydi acaba? Filmdeki zaman olgusu kör bir saatçinin, savaşta ölen oğlunu geri getirme amaçlı-dilekli, geriye doğru işleyen bir saat yapmasıyla başlıyor… Geriye doğru saymak, hem yaptıklarımızı sıfırlamak, hem de hayata en son noktasından başlamak anlamını taşıyor…

Bulunduğu evdeki zaman dilimi, bir ayağı çukurdaki insanların ölümüyle sonuçlanırken, onlarla aynı beden algısı yaşayan Benjamin’in gittikçe hayatının baharına doğru ilerlemesiyle ilgili… Ölümü beklerken, herkes ondan ölmesini beklerken, o yakışıklı ve gürbüz bir hayata doğru, ters zamanda ilerliyor… Zaman herkes için farklı işlese de, mutlaka orta yollar bulunuyor ve herkes o zaman diliminde hayata aynı noktalardan bakmayı başarıyor… Benjamin savaş sonrası, kayıpların yoğun olduğu ve bulunduğu ortamda da herkesin bir bir öldüğü bir ortamda yaşama tutunuyor…
John Lennon’ın ünlü lafını da hatırlattı bu film bana… ‘Yaşam biz gelecek için planlar yaparken başımızdan geçenlerdi’ demiş Lennon…Yaşam tam da bir geçişler bütünü…
Ama aslında yaşadıklarımızın keyfi, kederi ve etkisi zamanın ötesine taşıyor… Yaşadıklarımızın etkisi zamanın üzerimizdeki tahribatından çok daha derin izler ve anlamlar taşıyor…Ama zaman her halükarda geçiyor… İster zamanı rutin düzeninde kullanalım, ister dünyaları kucaklayalım, buna engel olamıyoruz ama yine de zamanın bir yerlerinde, zamanı düşünmeden, zaman geçiriyoruz… Film derin anlamlar içeriyor, ama filmi izlerken bu derin anlamları sadece tersine işleyen bir zaman diliminin farklılığı gibi algılıyoruz… Ama asıl mesele film üzerine kafa yormaya başlayınca ivme kazanıyor…

Benjamin Button’ın Tuhaf Hikayesi”nin gelişimi 1920’lerde F. Scott Fitzgerald’ın kaleme aldığı kısa hikayeyle başlamış. Ama aslında ona da ilham veren şey Mark Twain’in şu sözüymüş: “Seksen yaşında doğup yavaş yavaş 18’imize doğru ilerlesek hayat sonsuz mutluluk olurdu”.

Fitzgerald’ın hikayesi bir fantezi, bir hayal. Bu yüzden de onu beyaz perdeye taşımak çok uzun zamandır fazla iddialı ve başarması adeta hayal olan bir yapıt olarak görülüyordu. Proje yaklaşık 40 yıldır ortalıkta dolanıyordu, ta ki yapımcılar Kathleen Kennedy ve Frank Marshall ona el atana dek. On yıldan fazla zamandır, aynı proje Eric Roth, David Fincher ve Brad Pitt’in de ilgisini çekiyordu. Brad Pitt, hayatı tersinden yaşayan ve aynı keyfi alan Benjamin rolünde, Blanchett ise, Benjamin’in hayatının kadını rolünde bir hayli başarılı… Herkesi filmleriyle kendine hayran bırakan David Fincher, bu kez zamanı ters köşeye yatırmaya çalışıyor ve herkesin farklı bir zaman algısının olduğunu göstermeye çalışıyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.