‘Kadri’nin Götürdüğü Yere Git’ filminde bir palyaçoyu canlandıran Şafak Sezer’in aynı bir palyaço gibi filmlerde yüzü gülerken gerçek hayatta yüreği yanıyor. Cem Özer ve Peker Açıkalın ile yaptığı kavgalarla gündeme gelen sanatçı bunun sebebinin gerektiği kadar profesyonel olmamasında yattığını söylüyor. AROG ve Recep İvedik gibi filmlerin ise eleştirmenler tarafından beğenilmemesine rağmen gişede rekor kırmasına hiç şaşırmıyor. Bunun sebebi olarak da “Adam komik bu kadar basit” diyor. Sinema dünyasını komedyen sanatçılara destek vermeye çağırıyor. İşte bu ayrıksı sanatçı ile yaptığımız ilginç söyleşi…

Kadri’nin Götürdüğü Yere Git projesine nasıl dahil oldunuz?

Projenin yazarı Ahmet Yılmaz benim sınıf arkadaşım. Yeni bir oluşum içindeydiler. Oyuncular, reklamcılar filan değişik bir ortaklık vardı. Bu hoşuma gitti ve arkadaşlarımın yanında yer almak istedim. Ama bir ay sonra kavga çıktı. “Oyuncular bir arada oldu mu kapı pencere kırılır” derim ama bazı yapımcılar anlamıyor. Neyse hikayeye dönersek, filmde Alp Kırşan’ın canlandırdığı Cem karakteri sevgilisini bir erkekle basar. Cem’in en yakın arkadaşı ve benim canlandırdığım Kadri ise palyaçoluk yapan çok başarılı olamayan bir adam. Sıradan bir hayatı var. Cem’i alıp eski kız arkadaşının oteline götürür;“Gel kafanı dağıt kız mı yok sana” diye. Ve o tatilde otelin sahibinin kızına aşık olurlar.

 

Kendiniz de söylediniz kavgacı olduğunuzu. Çekimlerde sorun çıktı, Cem Özer ile kavgalarınız basına yansıdı? Daha önce de Peker Açıkalın ile benzer olaylar yaşamıştınız. Bunun sebebi nedir?

 

Bunun sebebi şu, her şey sözleşme içerisinde olmayacak, ben o kağıt parçalarının dışında ağabey kardeş ilişkisi içinde olmayı isterim. Samimi olarak söylersem eğer, profesyonellik yanım çok ağır basmaz. Sete iki güvenlik, bir asistanla inmektense, elimde simitle “Günaydın ağabeyler” diyerek gelirim. Bu adam sizin filminize doğaçlama esprinin Allah’ını buluyor. Belki filmin senaryosunu değiştiriyor. Siz bundan çok memnunsunuz, yazar, yapımcı, yönetmen bunlara kahkaha atıyorsunuz. Atıyorum, senaryo dışında elli bin tane şey oluyor birini alıp koyduğunuz zaman size sokakta “Citroen” diye bağırıyorlar. 10 saniyede bulunmuş dandik bir espri ama millet gülüyor. Her şey tutacak diye de bir şey yok. Suçu bana yükleyen olmadı bugüne kadar kötü dedikleri filmlerde bile ismimi ayıkladılar. “Yakarız bu gezegeni” dedim kahraman oldum GORA’da. Böyle bir adamken ben, sete gidip eğlenen, hayatı boyunca sadece karısı çocuğu ve işini düşünen bir adamı, trafikte sinirlenmeyen, araba kullanmayan, birisini rahatsız etmeyen bir adamı çileden çıkarıyorlar. Geçen günde otelde çıktı kavga. Adam 20 dakika gözlerini bana dikti bakıyor, rahatsız oluyor insan bir süre sonra. “Ne bakıyorsun” kavgası yaşadık. Böyle bir adamı sette çileden çıkarıyorlar. Bu piyasada 2-3 tane adam var bunlar da bana denk geldi. Samimi olarak söylüyorum bana denk geldi. Neden ‘Kutsal Damacana’ içindeki kavgalar yazılmadı. Çok büyük kavgalar çıktı orada da. Ve bu kavgaların hepsi çok küçük nüanslardan çıkan kavgalar. Mesela Peker Açıkalın ile çıkan kavgamız şöyle oldu. Bir çocuk fotoğraf çektirmek istedi. “Peker Ağabey senle fotoğraf çektirmek istiyorlar” dedim. Bu yüzden ağız münakaşası çıktı aramızda. Cem Özer’le berber mevzusu yüzünden tartışma çıktı, yok kavgalara dönüştü falan dendi. Berber mevzusu yani. Yoksa Şafak sete otomobille daldı, dekoru parçaladı gibi bir şey değil. Bir de ben acayip ekipçiyimdir. Bu ekiplerde yıllardır devam eden 2-3 tane kurnaz beni tanıyan ve acayip gaza getiren tipler var. Diyorlar ki “Abi bak güzel yemek gelmedi, ne yiyoruz.” Ben de hemen gaza geliyorum, “Ne biçim yemek bu, düzgün bir şey verin” diyorum, sonra karşımdaki bir şey diyor, öteki susmuyor durum bu hale geliyor. Ben biraz da tribün çocuğuyum. Tribünlere oynamayı sevmem ama geçmişimde tribünlerde sabahlama, simit paylaşma, bir yerlere gitme gibi de durumlarım var. O hayatım sinemaya da geldi. Yapacak bir şey yok buna.

 

Futboldan laf açtınız. Sizin sıkı bir Fenerli olduğunuz biliniyor. Fenerbahçe’de başkanlık seçimleri yakın, ne diyorsunuz?

 

Aziz Yıldırım bu sene kalır ama daha sonra kendiliğinden bırakır gider. Ben bir kötülüğünü görmüyorum ama gitse de, kalsa da efsane oldu.

 

Türkiye’de komedi, kalabalık kadroların bir araya gelmesi ile oluyor. Ama siz ‘Kutsal Damacana’da ve bu filmde neredeyse tek başınıza filmi omuzluyorsunuz.

 

Ben ‘Maskeli Beşler’in hikayesini kurguladığımda böyle büyük bir kadro kuruldu. Arzu Film’de o aralar afişe ne kadar çok isim koyabilirsek o kadar çok seyirci gelir muhabbeti vardı. Keşke amca, dayı çocuklarımla, ya da şoförümle falan film yapabilsem. Onların oyunculuğu şimdikilerden çok daha inandırıcı geliyor bana. O adam fakiri oynadığında gerçekçi oluyor. Ama oyuncu arkadaşlarla çalışınca ben o inancı almıyorum. ‘Kutsal Damacana’ya gelen gidenin haddi hesabı yoktu, ben Ersin Korkut’u seçtim. Çünkü Ersin inandırıcı, Büşra Pekin de öyle hiç görülmeyen bir kızcağızdı onu oynattım. Ben filmde oto yıkamada gazete okuyan adam için Şahan Gökbakar’a teklif götürmüştüm. O sırada İvedik’i çekiyordu, gelemedi. “Eyvallah” dedik. Mayıs’ta ‘Kolpaçino’ diye bir film yapıyorum. Bir ceset hikayesi. Orada da “no name” isimlerle yola çıkıyorum. Bu sefer hiç tanınmış isim yok. ‘Kutsal Damacana 2’ gündemde. Onda bile belki Eyşan Özhim’i alırım o kadar. Ben bir oyuncunun kendi mizahını kendi yazması gerektiğini düşünüyorum. Mesela Mahsun Kırmızıgül kendi yazdı yönetti oynadı her şeyi yaptı. Eskiden acaba yanına bir usta alsaydı diye düşünürdük. Ama oyuncu mizahını kendi yazar. Bizim halimizi seyirci çok iyi anladı. Recep İvedik’in savaşı da budur. Belki AROG’un da başka bir dili var.

 

Komedi filmlerinde yönetmen oyuncu ilişkisi zor olmuyor mu biraz. Yönetmen nerede duruyor?

 

Burada en önemli şey yönetmenin senin arkadaşın olması. Sana kompleks yapmaması lazım.

 

Son dönemde komedi filmleri çok arttı. Bu artışın kalite anlamında da yerine oturduğunu düşünüyor musunuz?

 

‘Maskeli Beşler’ yapıldığında bizi hep sinemanın asalakları olarak gördüler. Daha sonra ‘Çılgın Dershane’ falan çıktı bizi bıraktılar onlara saldırmaya başladırlar. Ömrümüz yeter de görürsek ‘Maskeli Beşler’in bundan 20 sene sonra ‘Aslan Bacanak’, ‘5 Milyoncuk Borç Verir Misin’, gibi Zeki-Metin filmlerinden biri olacağını düşünüyorum. Beş sene sonra bugünün çocukları büyüdüklerinde mizaha başka yerden bakacak. Ben o zaman ‘Kutsal Damacana’nın nerede olacağını bilmiyorum. O yüzden sinemanın kötüsü de iyisi de 30 sene sonra ‘Dünyayı Kurtaran Adam’ olarak geri dönüyor sana. Biz ‘Kutsal Damacana’yı gayet ciddi yaptık. İnsanları çağırıyorduk onlar gülecek mi acaba diye. Tekrar söylüyorum o film öyle ahım şahım bir film değil. Millet sokakta arkamızdan laf atıyor 10 kere izledik diye. Bu işin samimi olduğunu gösteriyor. Sinemadaki tek mevzu çıktığın 90 dakikada seyirciyi inandırmak. Nasıl Galatasaray – Fenerbahçe maçında inanılmaz bir savaş halindeler adamlar, aynı şey film oynarken bizim için de geçerli, futbol gibi. Bir de filmlerin kurgusunda baskı altında kalıyoruz. Mesela ‘Kadri’nin Götürdüğü Yere Git’ filminde kızın aşkını anlatacak 15-20 dakika lazım ama seyirci buna katlanmıyor. O zaman da montajda gelmişler, gitmişler gibi bir şey oluyor. Komedi filmlerinde makine gibi sahnelerin olması lazım. Çatır çatır bütün karelerin 2,5 dakikası anlatım, 5 dakikasının espri olması gerek. Dünyada 30 milyon dolar alıyor Jim Carrey ancak 2-3 saniye gülebiliyorsun. ‘Aman Tanrım’ diye bir film yapıyor adam arkasından maymun çıkarıyor ancak buna gülebiliyorsun. Ben ‘Kadri’nin Götürdüğü Yere Git’de şüpheliyim, ama şu da var 11-17 yaş arası seyirci muazzam keyif alacak. Alp’in seyircisi çok olacaktır; yeni nesil onu çok seviyor.

 

 

 

Bir siz, bir de Cem Yılmaz esprilerinde fazla küfür kullanıyorsunuz diye eleştiriliyorsunuz. Halbuki AROG’da neredeyse hiç küfür yoktu.

 

Türk sineması için çok önemli bir film. Ben bunu ilk kez sizin sitenize söylüyorum. Filmi üç gün önce izledim. Bu tantanalar bitsin de sağlam kafayla seyredeyim dedim. Cem Yılmaz “Bunu şuradan çaldı, buradan çaldı” diye bir sürü laf söylediler. Onu yazan da başka bir hırsız. En azından filmdeki animasyonlar insanı başka bir dünyaya götürüyor. Cem Yılmaz çıkıp 3-4 ay çalıştık diyor. Çalışacaksın tabii. Filmi seyrettikten sonra samimi olarak söylüyorum, “Demek bunu da eleştirdiler” dedim içimden. Cem Yılmaz’ın filmini izledikten sonra dedim ki “Bu adam yapmış gerçekten. Daha ne istiyorsunuz?” AROG’u beğenmedim, İvedik’i beğenmedim, onu beğenmedim falan. İnsanların böyle bir lüksü yok. Ben bunun altında hasetlik, hırsızlık, namussuzluk ararım. Bana kavgacısın diyorlar, evet ben kavgacıyım. İlk fırsatta bu tür kara çalanlar karşıma çıksa suratlarına tükürürüm. Ben basındaki ağabeylerin Türk sinemasına biraz daha duyarlı olmasını istiyorum. Bu tür davranışlar çok fazla seyredilenle, güya beğenilen filmler arasındaki farkı yaratıyor. Beğenmedikleri film çok iyi gişe yapıyor. Bu sefer de şaşırıyorlar neden gişe yaptı diye. Recep İvedik’in neden gişe yaptığı ortada işte. Sana ne ya, niye gişe yaptıysa yaptı. Adam komik bu kadar basit.

 

Okuyucularımıza söylemek istediğiniz bir şey var mı?

 

Ben son olarak şunları söylemek istiyorum Türk sinemasını artık sokaktaki insan eleştirmeye başladı. Adam bana diyor ki “Ağabey film karanlıktı, reklamını da iyi yapamadın, televizyona reklam ver” falan. O adam biyoloji ile ilgili bir şey yapıyorsa ben onun işi hakkında tek kelime bilmem ama herkes bizim işimiz hakkında bir şeyler biliyor. Bunlar korkutur insanı. Sokaktaki insan eleştiriyor artık. Bu artık birçok sinema yapan insanı korkutuyor. Ben iddiasız işler yapıyorum çok iddialı değilim, küçük bütçeli işler yapıyorum, Ben o ufak bütçeli işlerle ufak tat vermekten yanayım, ama bu işler büyüyecek. Sinema yazarlığı, oyunculuğu, sinema eleştirmenliğini öğrenmeye başladığımız anda benim için her şey çok daha güzel olacak. Umut ediyorum bir, iki yıl daha var. Bana biraz daha katlanmaları lazım. ‘Kadri’nin Götürdüğü Yere Git’, ‘Kutsal Damacana 2’, ‘Kolpaçino’, ‘Kurt Adam’ gibi filmlere 11-17 yaş arası bayılıyor. Onların tarzı var çünkü filmlerde. Ben çocuk izleyiciyi de kaybetmekten yana değilim. Bakarsın ‘Kadri’nin Götürdüğü Yere Git 2’yi bile yapabiliriz.

Serdar Akbıyık
1967 yılında İstanbul'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyal Antropoloji Bölümü'nü bitirdi. Erol Simavi Vakfı Gazetecilik Bursu'nu kazanıp iki yıllık eğitimden sonra Hürriyet Gazetesi'nde istihbarat muhabiri olarak mesleğe başladı. 1992 yılında Hürriyet Yazıişleri'ne geçti. 1993'te Spor Gazetesi'ni kuran grupta yer aldı. 1996'da Hürriyet Yazıişleri'ne döndü. 1999'da Star Gazetesi kuruluşunda bulunmak için Hürriyet'ten ayrıldı. 2000-2001 yıllarında Almanya'da Star Gazetesi'ni çıkaran grupta Yazıişleri Müdürlüğü yaptı. 2002'de Türkiye'ye dönüp Star Grubu'na bağlı olan ve yeniden yayımlanan Hayat Dergisi'nde görev aldı. Hayat Dergisi'nde ve Star Gazetesi'nde sinema eleştirmenliği yaptı. 2004 yılında Star Gazetesi Yazıişleri Koordinatörlüğü görevine getirildi. Halen Star Gazetesi İnternet Yayın Müdürlüğü ve sinema eleştirmenliğini sürdürmektedir. Star Gazetesi, Kral Müzik Dergisi ve internette çıkardığı Cinedergi'de sinema yazıları yayımlanmaktadır. 2007 yılında "Türk Sineması'nı Yönetenler" adlı yönetmenlerle yaptığı röportajları kapsayan bir kitap çıkardı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.