En derininden bir iç hesaplaşma!

Banu Bozdemir

Yeşim Ustaoğlu ismi düşüncelerinin peşine takılıp giden ve bundan fazlaca taviz vermeyen, hatta sakin ve soğuk havasıyla yanına pek fazla yaklaşılamayan bir ismi temsil ediyor. Onun filmleri toplumsal sancıları kişisel bir bakışla temsil eder ve derin bir yolculuk barındırır içinde. Güneşe Yolculuk insan hakları ihlalleri ve Kürt sorununa değindiği bir filmdi. Bulutları Beklerken bir çocuk vasıtasıyla geçmişinin peşine düşen Eleni / Ayşe’yi anlatıyordu. Buradaki sorunda insanları birbirinden sorumsuzca koparan mübadele sorunuydu.
Bu sene İspanya’nın önemli festivali San Sebastian’dan Altın İstiridye’yle dönen Pandora’nın Kutusu ise, kesinlikle haklı bir ilgi buluyor. Yine bir içsel dönüşüm, yine bir yolculuk hali var filmde. Konu çok kişisel değil ama herkesi bir yerlerinden yakalayıp, derinden bir hesaplaşmanın tam da ortasına itiveriyor. Bunu o kadar doğal, o kadar zorlamadan yapıyor ki, filmi izlerken bir yandan da kendi iç hesaplaşmanızın içinizi en derinden kemirdiğini duyuyorsunuz. Film birbirinden kopmuş üç kardeşin, Karadeniz’de yaşayan annelerinin kaybolma haberiyle bir araya gelmeleriyle başlıyor. Herkes işinde gücünde, çatışmalar had safhada… Anne Alzheimer olduğu için kaybolmuştur. Anne göz önünde olması amacıyla alınır ve şehre getirilir. Herkesin hayatı bir anda darmaduman olur. Anne gittikçe aksilenir, tepki verir ve o unutkanlık hali içinde bile evini özler… Bu tam da şehirde yaşamanın, kendi düzenimiz içinde kaybolmanın, herkesi yok saymanın, kimse anlamak istememenin acı bir şekilde dile getirilmesi halidir… Evin aykırı ergeni, bu yapay sisteme dahil olmamak için yoğun bir kaçma halindedir. Hiç buluşmaz dediğimiz iki insan buluşur ve yaşlı kadın hiç unutamadığı bir dünyanın içinde son yolculuğuna uğurlanır. Yeşim Ustaoğlu, kesinlikle etrafımıza bu kadar fazla duvar ören şehirli insana en derininden bir çuvaldız batırıyor ‘kendine gel’ şeklinde… Kimisi yaşlı kadının ruh halini ve son yolculuğunu ünlü yönetmen İmamura’nın ‘Narayama Türküsü’ filminin duygusuna benzetebilir. Yaşlı kadın Tsilla Chelton (en iyi kadın oyuncu) tam anlamıyla mükemmel. Karakter açılımları ve onların toplumsal konumlarıyla müsemma halleri gayet gerçekçi ve yakın… Bu kez Yeşim Ustaoğlu’nu çok daha farklı bir gözle izleyecek herkes…

Banu Bozdemir
İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü mezunu. Sinema yazarlığına Klaket sinema dergisinde başladı. Dört yıl Milliyet Sanat dergisi ve Milliyet gazetesinde sinema yazarı, kültür sanat muhabiri ve şef yardımcısı olarak çalıştı. İki yıl Skytürk Televizyonunda sinema, sanat ve ‘Sevgilim İstanbul’ programlarında yapımcı, yönetmen ve sunucu olarak görev aldı. Antrakt Sinema Gazetesi’nde iki sene editör olarak çalıştı. Tarihi Rejans Rus Lokantasına hazırlanan ‘Rejans Tarihi’ ve ‘Rejans Yemekleri’ kitabının editörlüğünü yaptı. Rejans Rus lokantası başta olmak üzere birçok şirketin basın danışmanlığı görevini üstlendi. Film + sinema dergisine Türk sineması röportajları yaptı. Küçük Sinemacılar, Benim Trafik Kitabım, 'Çevremi Seviyorum' adı altında on iki tane ‘çevreci’, dört tane fantastik çevre temalı yirminin üzerinde çocuk kitabı bulunuyor. Sosyal medyada yolunu kaybeden bir genç kızın maceralarını anlattığı ‘Leylalı Haller’ yazarın ilk romanı. Kaşif Karınca ise beyaz yakalılara çocuk kafasıyla yazdığı ufak bir yaşam manifestosu özelliği taşıyor. TRT’ye çektiği ‘Bakış’ adlı bir kısa filmi bulunuyor. Halen aylık sinema dergisi cinedergi.com'un editörü, beyazperde.com ve öteki sinema yazarı. Kişisel yazılarını paylaştığı banubozdemir.com sitesi de bulunan yazar filmlerde ve festivallerde jüri üyesi olarak görev alıyor, filmlere basın danışmanlığı yapıyor, sinema ve kısa film atölyelerinde ders veriyor. Çocuklarla sinema ve çevre atölyeleri düzenliyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.