YÖNETMEN NESLÝ ÇÖGEÇEN. FOTOÐRAF: MURAT DÜZYOL

Banu Bozdemir

Nesli Çölgeçen deyince aklımıza ilk olarak Züğürt Ağa ve Selamsız Bandosu gelir. Türk sinema tarihinin sayılı filmlerindendir ikisi de… En son 2001 yılında Oyunbozan’ı çeken Çölgeçen, bu ay çok önemli bir filmle karşımıza çıkıyor. ‘Son Buluşma’da Kurtuluş Savaşı gazilerinden Ömer Küyük, Yakup Satar ve Veysel Turan’ın anılarına, yaşamlarına dalıyor ve onları tanımaya çalışıyoruz… 105 yaşlarındaki bu üç gazi anılarını paylaşıp birbirleriyle helâlleşiyorlar. Biz de onlarla vedalaşıyoruz bu ‘Son Buluşma’nın hatrına…

 Öncelikle bu filmi / belgeseli çekmeye nasıl karar verdiniz?

Bu film gerçek sinema türünde bir film. Benim çok uzun zamandır düşündüğüm bir gazi filmi projem vardı. Çeşitli dönemlerde, vakit buldukça onunla ilgileniyordum. 2004 bu projeyi tekrar realize etmek için çalışmalara başladım. Konuyla ilgili araştırmalara başladım ve gazilerin benim düşündüğümden daha az sayıda kaldıklarını öğrendim. Dramayı bir kenara bıraktım ve hemen ekibi toplayıp bu filmin peşine düştüm. Hatta sonra ilginç bir şey de oldu. Bu filmi seyreden arkadaşlarımdan birisi ‘Ya bu çok ilahi bir şey, sana kısmet olmuş bu. Onlar seni çağırmışlar’ dedi. Çağırdılar mı çağırmadılar mı bilmiyorum ama Çorumlu gaziyle ilgili bir şey yaşadık. Ekipten arkadaşlar ‘gazilerden hangisiyle başlayacağız’ diye sordular. Üç ayrı yerde üç ayrı gazi vardı. Bir tanesi Çorum, Eskişehir ve Konya’da. Ben hiç düşünmeden Çorum’dan dedim. Orada bir şey beni çekiyor diye cevap verdim. Çorum’daki gazi inanılmaz bir karakter çıktı. Hepsi çok iyi karakterlerdi. Ve maceramız böylece başladı…

Peki gerçekten de üç tane mi gazi kalmış. Yoksa siz üç tanesine mi ulaşabildiniz?
Ben bunu proje olarak araştırmaya başladığım sırada yedi tane gazi vardı. O yedi gazinin dört tanesi bir yıl içinde peşi sıra öldüler. Ben başladığımda üç olarak başladık. Ama bu sene bir gazinin daha varlığı ortaya çıktı. Ama kendisini gizlemiş. Onu bulmamız mümkün değildi. Çünkü gazilik maaşı değil, emekli maaşı alıyor ve albay olarak emekli olmuş. Onu da çekmeyi, katmayı çok isterdim. Ama hala çıkabilir, başka bir ülkede yaşayan, Almanya, Kafkasya, Balkanlar… Bu çok önemli bir şey değil, filmin yapısı içinde. Bu başta da dediğim gibi sinema gerçek türünde bir film. Bu anlamda ilginç bir film oldu. Türk sinemasında bu anlamda bir örnek yok. O anı yaşamakta olan insan aynı zamanda kendi öyküsünü de geliştirmekte ve yaşamaktadır. Aynı zamanda kahramanların kendi özellikleri ve durumlarından dolayı asla ve asla tekrar edilemeyecek, yeniden yapımı bir daha gerçekleştirilemeyecek bir film oldu. Bu film tektir ve yeniden yapımı mümkün değildir artık.
Neydi olayın sırrı? 30 Ağustos 2005’de Türkiye tarihi açısından çok önemli bir an yaşandı. Gaziler buluştular ve birbirleriyle vedalaştılar.
Gaziler daha önce birbirlerini tanıyorlar mıymış? Aynı cephede mi savaşmışlar? Birbirlerinden haberdarlar mı yani?
Birbirlerini tanıyorlar ama fiziki olarak tanışıp karşılaşmamışlar. İletişim araçları vasıtasıyla tanıyorlar. Ama bir araya ilk defa bizim filmimiz sayesinde geldiler ve 30 Ağustos 2005’te bayramlarını kutladılar. Bu anlamda bu film bu son cumhuriyet savaşı gazilerimizin önemli belgesi oldu. Bu şöyle bir şey. Teknoloji müsait olsaydı İstanbul’un fethi sırasında savaşmış olan askerlerin seslerini duysaydık, onları görseydik ve onları tanısaydık çok ilginç bir şey olurdu. Bu film öyle bir şey işte. Kurtuluş Savaşı dünya tarihine yazılmış bir savaş ve dünyanın ö yöndeki akışını değiştirmiş bir savaş. Bu savaşa katılmış, savaşmış gaziler birebir tanıklarımız. Dolayısıyla onları her şeyden önce bir insan olarak kaydedip, ‘nasıl insanlardılar’ sorusunun cevabını veren bir film bu film. Hem şimdiki hem de gelecek kuşaklara.
Peki sizin filmi sunarken ki bakış açınız nedir?

Film kaba bir hamaset üzerine kurulu değil. Yalın, tarihi bir bilgi üzerine kurulu değil. Tamamen o insanların nasıl insan olduklarını, ne düşündüklerini ve nasıl yaşadıklarını anlatan bir film. Anılarıyla birlikte bugüne ve geleceğe nasıl baktıklarını anlatan bir film. Film zamansal olarak bugünde geçiyor ama onlardan aldığımız bilgilerle geçmişi kavrıyoruz ve onların işaret ettiği yerde de geleceği anlıyoruz.
Onların şimdiki gidişatla ilgili görüşleri neler? Bunları konuşma imkanınız oldu mu acaba? Sonuçta onlar çok zorlu bir mücadele verdiler…
Şimdi bu konuda çok ketumdular. Bu bir gazeteci sorusu. Ben pek böyle sorular sormadım onlara. Ama ne düşündüklerini de merak ediyordum açıkçası. Sohbet esnasında bu minvalde sorular sordu fakat çok politik çağrışımlı laflar etmekten çekiniyorlardı. Ama genel anlamda barış içinde olmamız gerektiğinden söz ediyorlardı.
Biraz kişiliklerinden bahsedebilir miyiz? Bir tanesi çok esprili mesela?

Ortak özellikleri cesur ve kahraman insanlar. Bugüne kadar da taşımışlar. Zaten filmin içinde de çok ciddi bir kahramanlık yapıyorlar. 108 yaşında bir araya gelip helalleşiyorlar. Üçünün yine ortak noktası. Şaşırtıcı derecede sempatik ve samimiler. Şakalar, espriler yapıyorlar. Zaten filmi çekerken bir gülüp bir ağlıyorduk. Seyirci de filmi izlerken aynı duygularla izliyor. Çorum’daki gazinin başka bir özelliği daha vardı. Uzun yaşamın sırları konusunda da ipuçları veriyor. O çok hareketliydi. Ağaca tırmanıyor, odun kesiyor, ceviz ayıklıyor falan. Çok enteresandı yani. Her yıl Anıtkabiri ziyaret ediyor. Çevresiyle uyumlu, barışık, bir o kadar cesur ve kahraman. Çorumlu gazi Ömer Küyük. Konyalı gazi Veysel Turan, o yaklaşık 25 – 30 yıl evvel bir felç yaşamış ve yatalak. Onun o hikayesi de filmde var.
Belgesel çekiyorum sizinle ilgili dediğinizde ilk tepkileri ne oldu?

O tabii bu anlamda hayata küs, biraz daha zor açılan birisiydi. İlk çekimlerde bize çok yardımcı olmadı. Zaten gelenleri çoğu zaman istemiyormuş. Fakat bir süre sonra bizi sevmeye, bize inanmaya başladı. Fark etti ki, bu başka bir şey oluyor. Bu görüntüler onu ölümsüzleştirecek. İlk fark eden o oldu. Ve o zaman kızını ve torunu da şaşırtacak derecede bizimle konuşmaya başladı. Bize inandı, güvendi. Çorumlu Ömer Köyük de önce eğlence olarak algıladı. Onu çok çekmeye gelmiş gazete ve televizyoncular. Sonra fark etti ki başka şeyler yaşanıyor ve çekiliyor.

Onların belirli anlarını çekmek istediğimiz için hepsini belirli aralıklarla dolaşıyorduk.

Eskişehirli gazi Yakup Satar da aynı bilinçteydi. O zaten çok profesyonel bir askerdi. Birinci Dünya Savaşı’ndan kalan bir asker. Aslında Türkiye sözlü tarihi açısından çok değerli bir kişiydi. Osmanlı askeriyken İngilizlere Irak’ta esir düşüyor. Esaretten döndüğünde Atatürk’ün hareketinin başladığının bilgisini aldığı an İstanbul’dan yürüyerek Eskişehir’e giderken Bozüyük’te Atatürk’ün ordusuna katılıyor. Çok disiplinli, işi bir görev bilinciyle üstlendi ve yaptı. Yani o tamamen her şeyin farkındaydı. Bunların gelecek kuşaklara aktarılması gerektiğinin inancı ve bilincindeydi.


Çekimlerin dışında özel bir anınız oldu mu onlarla, bizimle paylaşmak istediğiniz?

Bir gün Ömer Köyük’ün torunu telefon etti. Ankara Gaziler Birliği dedeyi Ankara’ya davet etti, gidecek, Anıtkabir’i de ziyaret edecek. Bir araba göndereceklerini ve dedeyi aldıracaklarını söylediler. Ama dede tutturdu ben gitmem, İstanbul’daki filmciyi çağırın, o giderse ben de giderim demiş. Evet bu kadar farkındaydı yaptığı işin. Ben de ertesi gün atladım gittim. Beni görünce çok sevindi ve beraber Ankara’ya gittik.


Atatürk’le birebir iletişimleri olmuş mu peki?

Yakup Satar’ın var. Diğer ikisinin yok. Ama tabii şöyle bir gerçeklik de var. Yaşları itibariyle bazı anılar kopuk kopuk geliyor. Gayet yerinde ama bazen unutuyorlar. Hafızada bir akışkanlık tabii ki yok.


Aynı hafta Can Dündar’ın da Mustafa isimli filmi vizyona girecek. Yıl ve gün olarak çok denk düştü. Ülkenin gidişatına paralel olarak sizce Cumhuriyet’e yönelik filmler ve belgeseller artış gösterir mi acaba? Bu da bir gazeteci sorusu oldu ama…

Bu temalarla ilgili belgesellerin yapılmasında çok büyük yarar var. Hatta yayınlanmasında ve seyredilmesinde çok büyük yarar var. Belleksiz bir toplum hiçbir yere varamaz. Her türlü çabayı da destekliyorum. Ben hiçbir zaman da Can Dündar’ı rakibimiz olarak görmem. Çok yararlı. Bizim filmimiz şu sorunun yanıtını veriyor aslında. Kurtuluş Savaşı’nda savaşan babalarımız, dedelerimiz kimdi? Ne yiyorlardı, ne düşünüyorlardı. Nasıl korkuyorlardı. Nasıl cesaretlilerdi. Tamamen insanı boyutta onları tespit eden ve gelecek kuşaklara aktaran bir film. Hatta diyebilirim ki bu benim en iyi filmim…

 

Biz sizin her filminizi çok seviyoruz ama…

Bu film onların da ötesinde bence. Hem duygu olarak, hem de sinema dili ve anlatımı olarak… Çünkü filmdeki o gerçek sinema duygusu bana çok etkileyici ve gerçek geliyor. Ne yaparsanız yapın mizansenli filmlerde bir gerçek dışılık muhakkak oluyor. Burada öyle bir şey yok. İyi çekmişim bu filmi diyorum.
Peki Kültür Bakanlığı’ndan destek geldi mi filme?

Kültür Bakanlığı’ndan yapım aşamasında çok büyük destek aldık. Ama o destek burada çekinmeden söyleyebilirim ki benzin paralarına ancak yetti. Onun dışında kendi finansörlüğümüzde ve sonrasında Chantier filmin devreye girmesiyle tamamlanmış bir yapımdır.

 

Daha büyük bir destek beklenirdi aslında bakanlıktan…

Evet, herkes aynı şeyi söylüyor. Özellikle filmi seyredenler. Bu filmin tüm Türkiye tarafından desteklenmesi gerektiğini söylüyor. Gerçek destek halktır. Halk bu filme sahip çıkarsa, ki ben inanıyorum sahip çıkacaktır, bu onların filmi zaten. Kendilerini görecekler. Kendi babalarını ve dedelerini görecekler. Resmi tarihte kendilerine anlatılandan farklı bir şey olduğunu da görecekler. Ufukları genişleyecek. Kötü işler seyredilir, ya da halk bunu istiyor diye bir bakış vardır sektörel olarak. Bakalım halk ne istiyor hep beraber göreceğiz.
Tarihi belgeler var mı peki filmde…
Hayır hiç yok. Bu film tamamen kahramanların yanına bizim sessizce ilişip, onlarla birlikte o anları yaşamamız ve o anların kaydından oluşuyor. Metin, belge ve anlatım yok… Müziğini Ezginin Günlüğü’nden Nadir Göktürk yaptı. Konya’daki ve Eskişehir’deki gazilerin anısına çok özel iki gösteri yaptık. Oradaki gösterilerde seyircinin tepkisi çok iyiydi. Mesela filmde inanılmaz bir baba – kız ilişkisi var. Kadınlar çok seviyor filmi.

Hepsi de kızlarıyla mı yaşıyor…
Evet. Kadınlar kızlar çok etkinler etraflarında. Baba – kız ilişkisi başlı başına bir tema olarak gidiyor filmin içinde. Evet bizle ilgili çok hoş ve gizli bilgiler var.

Siz aslında bir gazinin hayatını anlatan bir dram yapacaktınız?
Bir kurtuluş savaşı gazisinin drama halinde hikayesini yapacaktım. İyi ki onu bir kenara bırakıp, bunu yapmışım. Çünkü hem yapmak istediğim film oldu, gerçeklik duygusuyla yapıldı hem de müthiş bir belge çıktı ortaya. Bir taşla üç kuş. Dolayısıyla o projeye dönebilirim ama hemen değil. Ben bir oyuncu kullanarak yapacaktım. Orada oyuncu olarak Şener Şen’i düşünüyordum. Hala da öyle…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.