Fotoğraf: Aşkların tanığı

 Özgür Duygular – La Fidelite (2000)

Yönetmen: Andrzej Zulawski

Oyuncular: Sophie Marceau (Clelia) , Pascal Greggory (Cleve), Guillaume Canet ( Nemo)…

1.85:1 Geniş Ekran / Fransızca – Türkçe / 165 dk.

gala film

Görünen, dokunulan, standart algı düzeyiyle kavranan dünyayı, bir de fotoğraf makinesinin vizöründen geçtikten sonra görüp, algılamayı denediğinizde, kuşkusuz, farklı bakış açıları, çapraşık düşünceler, çalkantılı duygular teslim almakta benliğinizi. Makineden yansıyanlar, gerçeğin, aşkın, tutkunun, şehvetin, şiddetin, nefret ve öfkenin, pis ve iğrenç olanın, duruluğun ve saflığın sanatçının yorumundan sonra size ulaşmış görüntüleri. Onun kendi yaşamının içinden süzülüp gelen bir yorum; acılarının, kederlerinin, sevdiklerini kaybetmenin verdiği onulmaz hüzünlerin, kısa mutluluk anlarının, aşklarının içinden…

   1940 yılında Polonya’ya (bugün Ukrayna’ya) ait olan Lwow’da doğan, Wajda’nın asistanlığını da yapmış Andrzej Zulawski, sekiz yıl önce çektiği son filmi “La Fidelite – Özgür Duygular”da, erdemin zaferiyle kutsanan bir aşk üçgeninin derinliklerine fotoğrafların özgür alanı içinde giriyor. İlginç olan, çoğu edebiyat tarihçisi tarafından psikolojik romanların ilk örneği olarak kabul edilen, Madame de La Fayette (1634 – 1693) tarafından yazılmış, duyguları etkili biçimde çarpıştırmasına rağmen oldukça sade bir tarza sahip klasik akım eseri “La Princesse de Cleves”yi, tam da 21.yüzyılın başına uyarlamış olması. Cleve (Pascal Greggory), biri din adamı, diğeri eşcinsel iki erkek kardeşe, hasta bir babaya ve zor durumdaki çocuk yayınları şirketine sahip bir orta yaşlı – sempatik adam olarak, yakında hem iş, hem de şahsi anlamda akraba olacağı ‘genel ahlak yoksunu’ medya patronu MacRoi’nin yeni gözdesi, fotoğraf sanatçısı Clelia’nın (Sophie Marceau) gönlünü, önemlisi de saygısını kazanır. Etrafları, çıkarcılar, düzenbazlar, faziletlerini rehinciye vermiş gibi davranan insanlarla çevrili olsa da, evlenirler. MacRoi ile Clelia arasındaki tuhaf bağ yetmezmiş gibi, evlilikleri üzerindeki asıl gölge, başka bir fotoğraf sanatçısı olan, çok çılgın bir genç adam Nemo ( Guillaume Canet) olacaktır.

     Patronu MacRoi ile geçmişte ‘bir kez tanışmış’ annesini kaybettikten sonra yıkılan ‘kırılgan’ kadının ‘hareketleri yakaladığı’ fotoğraflar evreninden, bir kadın ve bir sanatçı olarak ‘içinin aktığı’ genç adamla girdiği sınavda – savaşta, kocasına olan sadakatinden ödün vermemesi, giderek tonları kararan filmde değer kazanıyor. Nemo fotoğraflar aracılığıyla organ ve insan ticaretinin karanlık dünyasına, yeraltına girip, tehlikeli insanlarla çatışmaya kadar vardırırken işi, zaman zaman yanında kadını da sürüklüyor. Dünyanın mazlum insanlarının nasıl çirkin ve zalimce sömürüldüğünün, alt sınıfların, şiddetin, Paris gecelerinin hoyratlığının ‘farkına varırken’ Clelia, işte onun iki erkek arasında duvarlara çarpan duyguları, tuhaf bir yönetmen – oyuncu performansı ile yüzde yüze yakın seyirciye geçiyor. Tuhaf, çünkü genel hatları itibariyle belli olsa da, her sahnede bambaşka gelişmelerle savrulan bir karakter var. Bana göre Marceau’nun sinemadaki en üst düzey başarısı. Zaten 165 dakikalık oldukça uzun filmi gözünüzü kırpmadan izlemenizde de -oyunculuk anlamında- birincil öneme sahip. Aşk gibi içinden çıkılamaz, insana musallat olmuş bir ‘bela’yı, 17. Yüzyıldan çıkıp gelen karakterleri çağımızın çok daha ‘alçaklaşmış’ insan ilişkilerinin içinde yeniden yaratarak ele almak, bir de bunu fotoğrafın sanatı ile boyutlandırmak yeterince zor esasen ve Zulawski bunun üstesinden gelmiş. İşte en büyük şansı, özel ilişkide de bulunduğu Marceau olmuş ve tabii diğer oyuncuların da haklarını teslim etmek gerek. Özellikle, en son “La Mome – Kaldırım Serçesi”nde Piaf’ın menajeri rolünde izlediğimiz Greggory, en az karısı kadar ‘hassas’, erkek gururunu aynen yansıttığı rolünde çok çok iyi; gözü pek ve bazen ‘hiçliğini’ algıladığınız Nemo’yu yorumlayan Canet de öyle.

 “Özgür Duygular”ın, sinemalarımızda 120 dakikalık bir versiyonunun oynadığını, bu sebeple sevenlerin mutlaka DVD’sini-çeviri ve altyazıların pek parlak olmamasına, ekstraları da bulunmamasına karşın- izlemeleri gerektiğini anımsatırım. Denetleme kurulu, çıplaklık içeren sahneler için 18+ ve cinsellik işareti verirken, bazı çok sert sahneleri (örneğin, kanlar içinde adamların / köpeklerin dövüştüğü sekanslar) göremeyip, şiddet ve korku işaretini koydurtmayı atlamış(bu hatalar öyle fazla ki, alıştık artık)!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.