73 yaşında kanser sebebiyle hayata gözlerini yuman Sydney Pollack’ın sinema serüveninde Hollywood, politik filmler, liberaller, Irak ve aşk filmlerinin ardalanı…

HASAN GÜRKAN

1985 yılında “Out of Africa” ile en iyi yönetmen Oscar’ını kazanmıştı. Bir dönemin en sağlam yönetmenlerinden biriyken, son yıllarda tarzını biraz olsun farklılaştıran Sydney Pollacak, Harvey Keitel’in Stanley Kubrick’i dövüp Eyes Wide Shut’ın setini terk etmesinin ardından bu filmin kadrosuna katılmıştı. En güzel filmlerinden biri de 1981 yapımı “Absence of Malise”ydi. Filmleri tam tamına 46 kez Oscar’a aday gösterilerek, politik gerilim filmleri çekmek konusunda uzman ve başarılı bir yönetmendi O.

Çoğu kişi O’nu “Atları da Vurular” (They Shoot Horses, Don’t they?), “Akbabanın Üç Günü” (Three Days of The Condor) gibi filmlerle tanıdı aslında. Sahneden televizyona, oradan sinemaya uzanan kariyeri boyunca insanın derinliğini anlatmanın hesaplarını yaptı durdu.

Sydney Pollack, bir türe adını neredeyse yazdırmış bir yönetmen. Yaptığı filmler ise seyirciyi tavlayacak türden. Kaldı ki, “Three Days of The Condor” birkaç pürüzüne rağmen yer yer temposu düşse de, yüksek gerilim dozuyla ve pek tabii yarattığı paranoya durumlarıyla tam da Pollack’a has denecek bir film.

 

Hayırsever Hollywood (!)

Los Angeles Film Festivali’ne Konuk Yönetmen olarak katılan Sydney Pollack, Bernardo Bertolucci’nin “The Conformist”inin, Alfred Hitchcock’un “Notorious”unun ve Elia Kazan’ın “On the Waterfront” filmlerinden esinlendiğini söyleyerek, her birinin politik söylem açısından güçlü mesajlar taşıdığına dikkat çekmişti. Kendisine, “Sizin için bir filmde önemli olan şey nedir?” sorusuna ise Pollack şöyle cevap vermişti: “Filmler politik kaygılar taşısın ya da taşımasın, bir şekilde her biri politiktir. Örneğin “Star Wars” politik bir filmdir. Çatışma ve zıtlığın olduğu çoğu filmde politik kaygılar vardır. İlişkili filmler de politiktir. Ola ki bir kadın bir ofiste oturmuş bekliyorsa ve bir adam gelip yanına oturmuşsa bu da politik bir durumdur. Eğer erkek olan sigara içmeye karar verirse ve kadına sigara içip içmediği ya da ateşinin olup olumadığını sorarsa bu da politiktir. Ve sigarayı yakarsa, kadın ne yapabilir sizce? Bu da politik bir mesajtır işte. Bu filmler bahsettiğimiz politik mesajları barındırıyor aslında.”

Pollack, Hollywood’un hiçbir zaman hayırsever olmadığını biliyordu. Hollywood’un her zaman için öncelikli amacının para kazanmak olduğunu söyleyen Pollack, “Bu, bir grup iş adamı tarafından önerilen bir şey. İşlerini asla bir “hayırseverlik” olarak görmeyen iş adamları. Ve aslına bakarsanız bu durumun, iyi iş adamları olmak için girişimde bulunmak adına yapılan bir çelişki olduğunu sanmıyorum. Ancak çoğu başarılı iş adamının aşırı derecede tutucu olduğu da bir gerçek” diyerek sinemanın sanattan çok endüstri olduğuna dikkat çekiyordu. .

 

Sydney Pollack filmlerini neden yaptı?
Sydney Pollack her ne kadar siyasi kaygılar taşıyan filmler üretse de, öncelikli amacının her zaman insanları eğlendirmek ve sorumluluk bilinçlerini ortaya koymak olduğunu söylerdi. Her bir filminin ince mesajlar taşıdığını söylerek, “Neden bu filmi çektiniz?” sorusuna ise; “Bu soruya nasıl cevap vereceğimi bilmiyorum aslında. Filmlerimdeki insanlarla ilgileniyorum. Filmlerin izlenmesi için bir gerilim yaratılması gerektiğini düşünürüm. Bir daha göremeyeceğim bir zaman ve mekan kurulması gerekir filmlerde. Yaptığım her filmin gelişme bölümüne bakarsanız eğer, bir çeşit ket vurulmuş aşk hikayelerinin yer aldığını görürsünüz. Filmlerinde hayatın tam da karşı tarafından bakan insanlar olur ve bu insanlara nedense hemen her filmimde yer veriririm” demiştir. Pollack’a göre filmler benzersiz olmasalar da, oluşturdukları dünya ile izleyenleri bambaşka dünyaya götürebilmeliydi. Mesaj kaygısı olsun ya da olmasın…

Yedinci sanat sinemada her ne kadar “Ben her türe hitap etmek isterim” dese de, daha çok politik filmlerle anılan Pollack, Birleşmiş Milletler ile igili ise şunları düşünüyordu: “Muhtemelen birçok kişinin düşündüğüne oldukça yakın şeyler… Güzel, harikulade ve asil bir fikir. Ve tüm güzel, harikulade ve asil fikirler gibi pratikte uygulanmaya gelindiğinde bazı antipatik ve zorlu yanlar ortaya çıkıyor. Amaçlandığı gibi başarılı olmadığı kanaatindeyim, ancak olacağını umut ediyoruz elbette. Diplomasinin dünyadaki problemleri yaşanabilir kıldığını farz edebilir miyiz? Bu, üzücü bir gerçek işte.” diyordu.

Pollack’sız bir Karen ve Afrika düşünülebilir mi? Sanıyoruz, hayır! Öyle ya da böyle birçok sit-com’da da rol alan yönetmen, oyuncu, yapımcı Sydney Pollack “The Quiet American” filminin Vietnam ve Irak arasında bir paralellik gördüğüne dikkat çekerek,

 

‘Ben hiç kimseyi politik gündemimle meşgul etmem’

“Irak’a bakalım. Değiştirebildik mi, ya da düzenleyebildik mi? Orası için en uygun yolu yapabildik mi? Şu an için yapılacak en doğru şey ne olabilir? Dünyada her gün kendimize zarar veriyoruz. Sizce dünya daha mı iyiye gidiyor?” diyerek emperyal düşüncelerin ve insanoğlunun yalnızca kendisine zarar verdiğine dikkat çekiyordu altan alta. Sanatın naifliğinin, gerçek hayatta insanların sömürgeci bencilliklerinden kurtulabileceğini savundu durdu.

Sinemasever olsun ya da olmasın dünyadaki birçok kişi, Sydney Pollack hakkında bir şeyleri biliyor. İnsanların O’nun hakkında bir şeyler bilmesi zaman zaman onu anlamalarında yardımcı oluyor. Ama o her zaman şunu savundu: “Ben hiç kimseyi politik gündemimle meşgul etmem. Nasıl ki, diğer vatandaşlar partilere para veriyor ya da aday oluyorlarsa, ben de bunun gibi bir şey yapıyorum.”

Ancak söz konusu filmleri olunca, politik görüşünün bunda etkili olduğunu sanmıyoruz. Sydney Pollacak filmleri “sırf politiktir” diye yargılanmamalı. İnsanlar “Three Days of Condor” hakkında çok şey biliyor olabilirler. Bu filmin anti-devletçi bir film olduğunu düşünenler de var. Ancak filmdeki son söz olan “Onların ne zaman koşacağını sor! Evlerinde ne zaman ateş kalmayacağını ve ne zaman üşeyeceklerini sor! Makinelerinin ne zaman duracağını sor! Açlığın acıkmışlığa ne zaman neden olduğunu asla bilmeyen insanlara sor bakalım!” hayattaki gerçeklikten başka nedir sizce?

İşte gerçek bir! O, işini insanları eğlendiren bir iş olarak görüyordu; dengeyi sağlıyor ve sorumluluklarını biliyordu. Amacı bir katili yüceltmek ya da ırz düşmanlarını övmek değildi. Bu şeyleri gerçekten yapmak istemiyordu. Ancak diğer taraftan baktığımızda hiç kimseye nutuk atmak gibi bir niyeti de yoktu…

Birçok kişi onu ileride daha çok yönetmen olarak anımsayacak olsa da, ben kendisini, Changing Lanes’daki zalim hukuk bürosu sahibi ve Eyes Wide Shut’taki çirkin zengin olarak hatırlayacağım…

 

 

—–Kutu—–Kutu—–

Filmografisi

1965 The Slender Thread
1966 This Property is Commended
1968 The Scalphunters
1969 Castle Keep
1969 The Shoot Horses, Don’t They
1972 Jeremieh Johnson
1973 The Way We Were
1975 The Yakuza
1975 Three Days Of The Condor
1977 Bobby Deerfield
1979 The Elecitric Horseman
1981 Absence Of Malice
1982 Tootsie
1985 Out Of Africa
1990 Havana
1993 The Firm
1995 Sabrina
1999 Random Hearts
2005 The Interprents
2005 Sketches of Frank Gehry

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here