FIRAT SAYICI

İstanbul Film Festivali’nin açılış filmi olarak onurlandırılan “Karamel”, aslında iki anlam içeriyor. Şeker, limon ve su karışımıyla elde edilen ve halk arasında ağda olarak tabir edilen kıvamlı madde, istenmeyen tüylerden kurtulma işlemine başlamadan önce yenebiliyor. Yani bir tür şekerleme… Temizlenme unsuru olarak kullanıldığında ise kadınların vazgeçilmez yardımcısı. Filmden çıktığınızda ise, bu iki anlam, tek vücut oluyor bünyenizde. Ruhunuzu, istenmeyen olumsuz düşüncelerden arındıran ve dimağınızda şekerli bir tat bırakan “Karamel”in yaratıcısı Nadine Labaki. Orta Doğu’nun en güzel yönetmeni lakabını düşünmeden takabileceğimiz Labaki, 2001’den beri Lübnan’ın önde gelen müzisyenlerine klipler çekerek, sinema diliyle hikaye anlatma yöntemlerini çözmüş, sinemaya öyle adım atmış. Öyle ki, sıradan anlatımların kısırdöngüsüne kapılmadan, tüm yapıtaşlarını yerli yerine oturtarak, beş farklı kadın üzerinden güzellemeler yapıyor seyirciye. Yönetmen, kadınların dünyasını anlatsa da, tam anlamıyla feminist bir film yapmadığını, erkeklerin de görüşlerine ihtiyaç duyduğunu her fırsatta belirtiyor öyküsünde. Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta, Karamel adlı bir güzellik salonunda bulunan beş arkadaşın hikayesi, toplumdaki kadın rollerinin neredeyse hepsini karşılıyor. Aynı zamanda filmin başrol oyuncusu da olan Labaki’nin canlandırdığı Layale, bekar olduğundan dolayı yaşına rağmen ailesiyle oturan ve evli bir adamla gizli aşk yaşayan sessiz sakin, ancak içinde duygusal travmalar geçiren biri. Yakında evlenecek olan Nesrin, toplumun bekaret paranoyasını küçük bir ameliyatla çözme peşinde. Rima, eşcinsel duygularını güzeller güzeli kadın müşterisiyle tadan, erkeksi bir kadın. Jamale, salonun daimi müşterilerinden, şöhret hayali için çabalayan bir dul. Rose, alzheimer annesiyle yaşayan ve aşkın yaşı yoktur deyimini kalbinde her daim taşıyan, 65 yaşında bir terzi. Kadınların duygu haritasını, pürüzsüz senaryosuyla ortaya koyan “Karamel”in her bir karakterinden ayrı ayrı kısa filmler üretilebilir. Sanki her biri çevremizde yaşayan kadınlardan biriymiş gibi. Şefkatli annemiz, telaşlı ama bir o kadar plansız ablamız, dertli kapı komşumuz ve aşık olduğumuz sevgilimiz… Filmin olağanüstü müzikleri ise Labaki’nin kocasına ait. Beyrut’un oryantalist ezgilerini Akdeniz enstrümanlarıyla birleştiren melodiler, filmin içine saklanmış ve duydukça mutlu olduğunuz minik hediyeler. Nadine Labaki, gerçekliği kullanarak ortaya koyduğu ilk sinema deneyimiyle Ortadoğu’nun önemli temsilcilerinden biri olacağını kanıtladı. İşte, yakın takibe almanız gereken bir başka yönetmen daha.

1979, İstanbul doğumlu. 2001 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi Malzeme Mühendisliği’nden yüksek lisansla mezun olmasına rağmen, üniversite yıllarında yaptığı sinema kulübü başkanlığı sayesinde, geleceğini ve mesleğini sinema-tv üzerine kurmaya karar verdi. Çeşitli kısa film, belgesel çalışmalarıyla işe koyulan ve Yıldız Kısa Film Festivali'nin kurucularından olan Fırat Sayıcı, yurt çapında çeşitli kısa film festivallerinde de jüri üyeliği yaptı, kısa film üzerine workshoplar düzenledi. 2008’de Anadolu Üniversitesi Halkla İlişkiler bölümünden mezun olan Fırat Sayıcı, Selçuk Üniversitesi Radyo-Televizyon-Sinema Bölümünde yüksek lisans öğrenimini tamamladı. Şu an aynı bölümde doktorasını yapmaktadır. SİYAD üyesidir. TRT'de metin yazarı olarak başladığı televizyon macerasında birçok kanalda çeşitli programlarda görev aldı, sinema programları yaptı. Kurduğu Mad Informatics Ajansı’yla sinema-tv ve eğlence sektörüne PR ve sosyal medya hizmeti vermeye başlamıştır. "Türk Sinemasında Gerçekçilik" ve "Yeni Başlamayanlar İçin Sinema" adında iki sinema kitabı yayınlanmıştır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here