Neden 18+ ?

ALİ ULVİ UYANIK

Bu konuda daha önce ayrıntılı yazdığımdan kısaca belirtmek istiyorum: Bugün Batının gelişmiş hiçbir ülkesinde sinema filmlerine sansür uygulanmıyor. Bilimsel metotlar ve kılı kırk yaran düzenlemelerle sınıflandırılıyor. Türkiye’de festivallerde gösterilen filmlerde sansür olmasa da, düzenleyicilerine bir sorumluluk yüklüyor… Festivalde oynayan bir film ticari gösterime gireceğinde ise karşısına sansür çıkabiliyor. Adı “ Sinema Filmlerinin Değerlendirilmesi ve Sınıflandırılmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik”. Sınıflandırma dışında, ilgili maddelere dayanarak tümüyle ret ve kesme işlemi kararı verilebiliyor… “Tutku Kanunu” reddedildi. İthalatçı firmanın açtığı dava sonucu, İdare Mahkemesi kararıyla 17 ay sonra özgürlüğüne kavuştu. Dünyadaki her filme isteyen herkesin ulaşabildiği bir çağda yasaklamaya karşı; sıkı sınıflandırmaya tarafım. Bu nedenle bizim ne izleyeceğimize bizim adımıza karar veren zihniyete inat, burada 18+ almış filmleri tanıtmaya başlıyorum.

 

Tutku Kanunu(La Ley del Deseo) / 1987

Yönetmen-Senaryo: Pedro Almodovar

Oyuncular: Eusebio Poncela, Carmen Maura, Antonio Banderas…

İspanyolca 2.0 – Türkçe 2.0 / 1.85:1 Geniş Ekran / 98 dakika

SAGA Collection

İnsanoğluna dair hikâyelerin anlatılmasında başköşeye yerleşmiş dram ve tabii aralarında ince bir ‘sulu’ çizgi bulunan melodram, doğanın en çetrefil armağanı tutkunun karmaşık yapısından bolca beslenir. Belirlenen ahlak normları sayesinde toplumların genel kabulü dışında oluşan ayrıksılıklar ise belki de melodramın en dayanılmaz acılarına kaynaklık eder. Cinselliğin karmaşık/çapraşık yönelimleri insanları ikiyüzlülüğe, yalanlara, suça teşvik ettiği oranda ihtiraslarını kamçılar, duygularını derinleştirir, mantığını bulanıklaştırır, hatta yok eder. Genel geçer kuralları tanımazsanız riskli bölgeye girersiniz, zorlamaya herkesin cesaret edemeyeceği sınırları delip geçer, alabildiğine coşarsınız; sanatçıysanız yaratıcılığınız farklı boyutlara sıçrar, insan olma kavramına başka bir gözle bakabilirsiniz ama… İşte burası önemli: Her zaman bir bedel ödemeye hazır olmalısınız!

Pedro Almodovar için dramın/melodramın aykırılıklarla yoğrulması her zaman cazibe alanı olmuştur ki, işte 1987’den gelen bu filmi de sonra çekeceklerinin ipuçlarını barındırmaktadır. Sinema-tiyatro alanında yazarlık ve yönetmenlik yapan Pablo’nun (Eusebio Poncela) yaşamsal özgürlük tutkusu, Madrid’den ayrılan genç erkek sevgilisine ilişkin duygularını çalkantılı hale soksa da, cinsel iştahı yerindedir; yeni yakışıklı Antonio’nun vücudunu çok sevse de(Antonio Banderas) , onu sadece arzu nesnesi olarak kullanması zordur. Tehlike, sinyallerini verir. Melodram bir yandan Antonio-Pablo ekseninde gelişirken, bir yandan da Pablo’nun kırılgan transseksüel kardeşi Tina’nın(Carmen Maura)geçmişinde saklanmıştır.

Almodovar, 50’lerin acıklı filmlerine ve polisiyelerine de göz kırpan ama asıl insanoğluna yüklenmiş en ağır yük olan sevgi arayışının tutku tarafından bir sarmaşık gibi sarmalanmasını öykülüyor. Gözde mekânları ve yan temaları belirgin: Sahnede oynananla gerçeğin iç içe geçmesi; dualar; Meryem ve İsa ile yakınlaşma(!) çabaları; kıskançlık, bencillik, hoyratlık, acizlik; hastane odası… Özellikle iki erkeğin cinsel paylaşımının nabzını tam yerinden tutması… Gencecik Antonio Banderas’ın pırıltılı oyunu, Felicity Huffman’ın “Transamerica”da canlandırdığı ameliyat arifesindeki travestiye benzer bir rolde, erkekken ameliyatla kadın olmuş bir karakteri oynayan Carmen Maura’nın harika yorumu, görmeye değer. Şarkılarında, Almodovar’ın ‘bizzat’ yazımına ve yorumuna ortak olduğu üç parçanın yanı sıra, zengin bir repertuvarı (Jacques Brel’den “Ne me quitte pas” gibi) bulacağınız “Tutku Kanunu”, fotoğraf galerisi ve yönetmen filmografisi dışında ekstra içermiyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here