AYSIT GENÇ

Nerede bir savaş yapılıyorsa, hepimize karşı yapılıyor. Nerede bağımsızlık, özgürlük ve adalet gibi büyük değerler savunuluyorsa, hepimiz adına savunuluyor.

HİÇ meselenin etrafında dolaşmadan; adlı adınca “Proletarya Filmleri” ya da “İşçi Sınıfı Filmleri” demek lazım. Bunu yaptığınızda meseleyi sertleştirmiş olmayacak, sadece durduğunuz yeri belirginleştireceksiniz. Adına “İşçi Filmleri” deyince daha mı popüler oluyor, daha az ürkütücü olduğu için potansiyel seyircilerin sayısını mı artırıyor? Yo! Sadece hedefi saptırıyor. Çünkü adını sınıfsal temellerinden kopardığınızda, Sylvester Stallone’un bir işçinin dünya şampiyonluğuna yükseliş öyküsü Rocky de İşçi Filmleri arasına giriveriyor.

Oysa proleterya filmlerinin özelliği bazı siyasi dertlerinin olması. Bu filmlerin yönetmenlerinin sosyal demokrat, sosyalist ya da komünist çizgide olduklarını, sistem eleştirisine dayanan proleter filmlerinin özellikle ilk dönemlerde açıkça ajitasyon uyguladığını, genelde insanlığın temel sorunlarıyla ilgili olduğunu görüyoruz.

Proleterya filmlerinin en önemli ortak özelliği ise, sınıf ve sınıflar arasındaki adaletsizliğin bilincini taşımaları. Bu filmlerde mutlaka sınıflar arasındaki çelişkilere dikkat çekiliyor. Kitleler merkezde yer alıyor. Dayanışma ruhu uyandırmak da başlıca amaçlardan biri.

Ne gariptir ki sinemada ilk gösterilen filmlerden biri (1895 / Workers Leaving the Lumière Factory) konusunu işçilerden almıştı. Tabii bu bir proleter filmi değildi. Patron Lumiere’in fabrikasındaki işçilerin hafta sonu kitleler halinde işten çıkışını gösteriyordu 45 saniye boyunca.

İlk bilim kurgu filminde de (Metropolis / 1927) işçiler geniş bir yer tutuyor; hem fiziksel hem de sınıfsal anlamda aşağıdakilerle yukarıdakiler arasındaki sorunlardan bahsediliyordu. Ama Metropolis, sınıfsal mücadele yerine sınıflar arası işbirliğini; işçileri simgeleyen “el”le, patronu temsil eden “beyin” arasındaki ileşimin “kalp” (komik ama patronun oğlu oluyor kendisi) yoluyla sağlanmasını savunuyordu.Sınıfsal çatışmaların özellikle 1920 ve 70’li yıllarda sinemayı daha çok etkilediğini görüyoruz. Zaten İşçi Sınıfı Filmleri’nin köşe taşlarını da bu filmler oluşturuyor:

Strike (1924 / Sergei M. Eisenstein), October (1927 / Sergei M. Eisenstein), Kuhle Wampe (1932, Slatan Dudow), Borinage (1934 / Joris Ivens), Tout va bien (1972 / Jean-Luc Godard), Maden (1978 / Yavuz Özkan), État de siège (1972 / Constanin Costa-Gavras), Spokój (1976 / Krzysztof Kieslowski), Harlan County (1976, Barbara Kopple)…

DEĞİŞİMİN ETKİLERİ

İşçi filmleri kapitalizmin doğası gereği, zaman içinde film dünyasında kendisini “korku, macera, polisiye” gibi ana türlerden biri olarak kabul ettiremedi. Zaman içinde olansa Sol’un dünya çapındaki çöküşü; uğruna mücadele ettiği refahı; geri kalmış ülkelerin işgücünden doğal kaynaklarına kadar sömürülmesi pahasına elde edip proleter kitlelerden tüketici kitlelere dönüşen Avrupa işçi sınıfının; küresel çöküşün gündelik yaşamını, halen elinde tutabildiği çalışma şansını tehdit edeceği korkusuyla sağ partilere yapışması oldu.

Ve artık İşçi Sınıfı Filmleri dediğimizde tıpkı bu yıl festivalde ağırlıklı olarak gösterilecek olanlar gibi Avrupa’dan işsizliğin getirdiği sıkıntılar, insan ticareti ve kaçak göçmen işçiler, Latin Amerika’dan çokuluslu şirketlere karşı verilen her alandaki bağımsızlık mücadeleleri, Arjantin’den ekonomik kriz, Uzak Doğu’dan düşük ücretli işçilerin yaşam mücadelesi, Ortadoğu’dan savaşla kavrulmuş insan öyküleri, Türkiye’den de göçebe işçiler, Kürt sorunu ve Tuzla cinayetleri filmlerini anlıyoruz.

BELGESELİN GÜCÜ

Yaşananlar ne zaman sertleşse belgesel, bir tür olarak öne çıkar. Bu filmlerin çoğu da belgesel. Tıpkı Festival’de gösterilecek ABD’nin Latin Amerika’da on yıllardır süren manipülasyonlarının anlatıldığı War On Democracy filmi gibi…

“Onlar demokrasi, özgürlük, bağımsızlık ve adalet gibi değerli sözcükleri geri istiyorlar. Ve onlar bunu yaparken hepimize karşı sürdürülen bir savaşta, hepimiz için en temel olan insan hakkını savunuyorlar.” Avustralyalı gazeteci John Pilger, “War on Democracy” (Demokrasiye Karşı Savaş) filminin girişinde, ABD’nin kendi arka bahçesi olarak gördüğü Latin Amerika’da, sıradan insanların verdiği mücadeleyi böyle tarif ediyor.

Pilger günümüzde bir işçi sınıfı filminin taşıması gereken dayanışma mesajını ülkeleri gezen filmiyle dünyaya yayıyor: Nerede bir savaş yapılıyorsa, aslında hepimize karşı yapılıyor. Nerede bağımsızlık, özgürlük ve adalet gibi büyük değerler savunuluyorsa, hepimiz adına savunuluyor. Artık böyle yaşıyoruz!

Son Söz: Uluslararası İşçi Filmleri Festivali için yapılan sitede (festival.sendika.org), 2006’da düzenlenen etkinliklerden derlenen bir tanıtım filmi yer alıyor. Tanıtım filminde, Ruhi Su Dostlar Korosu Şefi’nin, seyircileri 1 Mayıs Marşı’nı birlikte söylemeye davet ederken söyledikleri, aslında bütün proleter filmlerinin de nihai hedefini yansıtıyor: “Marşlar dinlemek için değil, hep birlikte söylenmek için yazılmıştır. Biz burada 20 kişiyiz. Sizin sayınız bizden daha çok. Benim sizi duymam lazım.”

İşçinin ve Emekçinin festivali” başlıyor

Bu yıl üçüncüsü düzenlenecek Uluslararası İşçi Filmleri Festivali, 1-10 Mayıs tarihleri arasında İstanbul, İzmir ve Ankara’’da eş zamanlı olarak gerçekleştirilecek. Festival daha sonra Adana’dan Artvin’e, Bursa’dan Eskişehir’e kent kent süren ve bütün yıla yayılan uzun bir yolculuğa çıkacak.

Temel amaçları Türkiye ve dünyadan emekçilerin yaşamlarını ve mücadele deneyimlerini izleyicilerle buluşturmak ve ülkemizde işçi filmi üretimini özendirmek olan festival, bu yıl düzenleyen kurumların sayısının artmasıyla daha da güçlü bir şekilde izleyicinin karşısına çıkıyor. Üçüncü Uluslararası İşçi Filmleri Festivali, Halkevleri, Sendika.Org, Sine-Sen (DİSK), Dev Sağlık-İş (DİSK), Birleşik Metal-İş (DİSK), Hava-İş (TÜRK-İŞ), Petrol-İş (TÜRK-İŞ) ve Ses (KESK) tarafından düzenleniyor.

Festivalin bu yılki teması “Emeği Gören Kamera, Sokağa Çıkan Sinema”. Bu temayla birlikte festival üçüncü yılında salonlardan dışarı taşacak. Mahallelerde, işyerlerinde ve sendikalarda düzenlenen özel gösterimlerin sayısı önceki yıllara göre artacak. Tüm gösterimler her yıl olduğu gibi bu yıl da ücretsiz olarak gerçekleştirilecek.

Festivalin açılış filmi olan “Tariş-Çimentepe-Gültepe Direnişi” 2 Mayıs akşamı İstanbul Fransız Kültür Merkezi’nde gösterilecek. Özgür Açılım tarafından hazırlanan “Unutturulanlar” başlıklı belgesel serisinin bu dördüncü filminin ilk gösterimi festival kapsamında gerçekleştirilecek. Film sonrasında, belgeselde yer alan iki işçinin de katılımcılarından olduğu “Dünden Bugüne Tariş” başlıklı bir söyleşi düzenlenecek.

7 Mayıs akşamı saat 20.00’’de ise Beyoğlu Emek Sineması’’nda Festival Gecesi düzenlenecek. Gecede sinema emekçilerine, işçi filmlerine emeği geçmiş oyuncu, yönetmen ve emek dostlarına teşekkür plaketi verilecek. İspanya’dan “Çalışma Üzerine Anlatılar” filminin yönetmeni Montse Romani’nin de katılacağı gecede özel performanslar gerçekleştirilecek, festival filmlerinden fragmanlar sunulacak. Gecenin sunuculuğunu usta oyuncu Yetkin Dikinciler yapacak. Ayrıca Moğollar grubundan Cahit Berkay ve Emrah Karaca da bir konser verecek.

Festivalde 25 ülkeden 50 film gösterilecek. Filmlerden 12’si uzun metrajlı kurmaca 38’i ise belgesel film olacak. Yedi film özel gösterimle izleyicilere sunulacak. Ayrıca dört çizgi film de bazı film gösterimleri başlamadan önce izleyicilerle buluşacak.

Gösterimler İstanbul’’da Fransız Kültür Merkezi, İtalyan Kültür Merkezi, Beyoğlu Yeşilçam Sineması, Halkevi İstanbul Merkez Şubesi, Kazım Koyuncu Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilecek. Arjantinli dünyaca ünlü yönetmen Fernando Solanas’ın 2007 yapımı “Argentina Latente” (Uykudaki Arjantin) filmi Türkiye’de ilk kez Üçüncü Uluslararası İşçi Filmleri Festivali’nde gösterilecek. Britanyalı usta sinemacı Ken Loach’a ait “Kerkenez”, İspanyol yönetmen Fernando Leon de Aranoa’nın imzasını taşıyan “Güneşli Pazartesiler”, İranlı yönetmen Marzieh Meshkini’nin elinden çıkma “Şaşkın Köpekler”, Finlandiyalı yönetmen Aki Kaurismaki’nin eseri “Kibritçi Kız”, Ömer Kavur’un yönettiği “Yusuf ile Kenan”, Erden Kıral’ın eseri “Bereketli Topraklar Üzerinde” bu yıl festivalde gösterilecek uzun metrajlı kurmaca filmlerden yalnızca birkaçı.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.