serdar akbıyık murat ünalmış Anasayfa

İçerik

Sayfayı İndir

MURAT ÜNALMIŞ

Serdar akbıyık

Fenerbahçe için geldi, yolu Oscar’a gitti

16 yaşında Kayseri’den Fenerbahçe basketbol takımına transfer olan Murat Ünalmış ilk filmi Güneşi Gördüm ile Oscar aday adayı bir filmin oyuncusu oldu. İkinci filmi ise Serdar Akar’ın yönettiği Gecenin Kanatları...

 

Onu güneşi Gördüm’de palabıyıklı, hayli sert, yağız bir Anadolu delikanlısı olarak tanıdık. Mamo rolüyle Güneşi Gördüm filminin önemli bir karakteriydi. 11 Aralık’ta vizyona girecek olan Gecenin Kanatları’nda ise başarılı bir atlet. İşte Murat Ünalmış’ın kısa ama etkileyici sinema serüveni. Ünalmış son filminde bir atleti canlandırıyor ama gerçek hayatta da İstanbul’a bir sporcu olarak geldi. 16 yaşındayken Kayseri’den Fenerbahçe basketbol takımına transfer olan Murat Ünalmış basketbol salonundaki başarısını sinema salonlarına taşımayı başarmış. İşte ayın filmi Gecenin Kanatları’nın idealist oyuncusu Murat Ünalmış’ın ilginç hikayesi

Proje size nasıl geldi?

“Güneşi Gördüm” filmini yaptıktan sonra zaten Mahsun Ağabeylerle çalışıyordum. Frekansımız çok tuttu insani anlamda da öyle. Tam o filmin gösterimi vardı. O film hakkında konuşuluyordu. Mahsun Ağabey ve Murat Ağabey bana geldi dedi ki böyle bir hikâyemiz var. Sende eski sporcu altyapısına sahipsin. Biz bu filmi senle çekmek istiyoruz dediler. Senaryoyu gördüm çok mutlu oldum. Ben eski profesyonel basketbolcuyum. Benim ailem Kayseri’de yaşıyor. Benim İstanbul’a giriş nedenim zaten spordu. 16 yaşında Fenerbahçe’ye transfer olmuş bir çocuktum. Sıradan bir aşk hikâyesi gibi durmuyor aslında bir aşk filmi olmasına rağmen. Psikolojik analizleri olan bir iş. Sen sporcu adamsın kalkarsın işin altından dediler. İşin altından kalkamayacak olsam kabul etmezdim zaten.  Vücudum çok çabuk şekil alabiliyor benim. Güneşi Gördüm’de 15 kilo verdim 2,5 ayda. Bu filmde ayda 10 kilo aldım. Sigarayı bıraktım, profesyonel koşucularla çalıştım dört ay boyunca.

Bir rahatsızlık geçirmiştiniz çekimlerde. Peki, bu rahatsızlık rolünüze hazırlanmak için fazlasıyla efor sarfettiğiniz içinmi yaşandı?

Hazırlık yüzünden değil. Filmde atletizmle ilgili olan sahneleri bir günde tamamlamamız gerekiyordu.  Saat yediden akşam sekize kadar koşturdular beni. Akşam dört gibide tansiyonum on yediye yükseldi. Bir baş ağrısı hissettim. Orada da sağlık ekiplerimiz vardı, tansiyonumu ölçtüler ölçerken de fotoğrafımı çektiler benim. Hatta gazeteyi bir açtım “Murat tur attı, fenalaştı” diye bir başlık atmışlar. Biraz abartılı bir haberdi. Bir buçuk saatlik bir ara verdik. Sonra devam ettik. Öyle bir fenalık geçirdim. Filmin spor sahneleri biraz yoğun etkili ve yorucuydu tabi.

Rolünüzü nasıl tanımlarsınız?

Cihangir’de yaşayan, babasının ayakları tutmayan, annesi ölmüş, bir kardeşi var, kapıcının oğlu. Çocuk çok başarılı bir atletizmci. Ama tek hedefi var, milli takıma girmek istiyor. Girmek istemesinin tek sebebi de işini daha profesyonel yapacak maaşa bağlanacak kardeşi ve babasına daha iyi bakacak. Böyle basit, normal bir insan. Anormal tarafı ise, bir kız iniyor taksiden. Kızı görüyor, zaten bu çocuk cihangir çocuğu hayattan haberi var ama saf. Babası ona “oğlum ite çakala bulaşma.” diyor. “Hırlı hırsızla takılma.” diyor. Çünkü otoparkçı arkadaşları var. “Onlarla beraber takılma kötü işler yapma.” diyor. Saygılı çocuk, ama işi gücü ailesi çocuğun. Bir kız çıkıyor. Kız arkadaşı mutlaka olmuştur ama kız demiştir “hadi yemeğe gidelim. ” falan diye ama çocuk parasız götüremez bu tür sebeplerden dolayı hayatı kısıtlanmış bir çocuk. Çok güzel bir kız çıkıyor âşık oluyor. Ama kızın militan olduğunu nerden bilsin çocuk. Zaten kız istemiyor baştan rest çekiyor. Çok fazla konuşmuyor. Filmin daha sonlarında biz aşklarını göreceğiz, kızın ve Yusuf’un nelerden vazgeçtiğini göreceğiz. Bu filmin hikâyesi bu aslında. Basit ama herkesin bakmadığı bir açıdan bakacağız.

Gecenin Kanatları’nın kamera arkası çok sağlam isimlerden oluşuyor. Yönetmen Serdar Akar, Senaryo Mahsun Kırmızıgül böylesi isimlerle çalıymak oyuncuya nasıl bir sorumluluk yüklüyor?

Ekip çok sağlam, benim gerçekten çok yüksek performansla onları utandırmamam gerekiyor diye düşünüyorsun. Ben daha düşük set arkalarıyla da çalıştım ama yine de böyle düşündüm. İşimi en iyi şekilde yapayım diye.  Ama Serdar Akar’la, Mahsun Abiyle, ekiple. Çünkü Güneşi Gördüm’den çok arkadaşımız vardı o ekipten. Birde kişilik olarak da seni tanıyorlar. Ama sete ilk günden böyle girmiyorsun. Çünkü oyunculara şöyle bakılıyor ben anlamıyor. “Bak bir tane daha geliyor.” Diye düşünüyorlar. Zamanında kötülük yapmışlar onlara öyle davranmışlar. Senin de öyle yapacağını zannediyor. Zaten onlara kendini anlatana kadar bir 10 gün geçiyor. Kendinizi anlattıktan sonra “vay abim hoş geldin” oluyor zaten sohbetin. Ama bir hafta çok çileli geçiyor. Ama biz bu çileli zamanı atlatıp başladık. En güzel tarafı o. İsimlere güveniyorsun. Serdar Abi çekiyor, Mahsun Abi başımızda, Murat Tokat yapımcımız. Daha önce çalıştığımız, bildiğimiz insanlar. Ben de diyorum bu insanlar ne yaptığını biliyor. Hiçbir şeye takılmadan kendi işini icra ediyorsun.

Güneşi Gördüm’ün kadrosuna dahil olmadan önce Mahsun Kırmızıgül’le çalışacağınız için ne hissettiniz?

Mahsun Abi ben çağırdığında ne yapacağını merak ettim. Beyaz Melek’i de izlemiştim seyirci gözüyle. Mahsun Abi teklif ettikten sonrada dvd sini alıp izledim birkaç kez daha. Çünkü izlerken annemlerle izledim, açıkçası kamera hareketlerine falan dikkat etmemiştim. Bir kaç kez izledim ve “vay be! Fenada çekmemiş” dedim ve Mahsun Abiye gittim, görüştüm. Mahsun Abi zaten insan olarak çok iyi bir insan. Eğer Mahsun abi insan olarak iyi biri olmasaydı işiyle falan alakam olmazdı benim.  Ben böyle yaşıyorum zaten. Mahsun Abi’de benim bu yanımı keşfetti. Bu çocuk içindekini hemen dışarı atıyor, içinde tutamıyor dedi. Oda benim bu yanımı sevdi. Ve beni keşfetti Mahsun Abi, bende onu keşfettim. Ortaklığımız böyle başladı. Ben şuanda Mahsun Abinin getireceği bütün projeleri alırım, bakarım. Neden? Çünkü zaten bana göre düşünmüştür o.

Uzun metrajlı kaçıncı filminiz?

İkinci filmim. Birincisi Güneşi Gördüm’dü ikincisi de bu. Sinema kariyerim oyuncuk kariyerim yeni başladı benim.

Birinci filminizle Oscar aday adayısınız. Bu size ne hissettiriyor?

Ben kendi açımdan düşündüğüm zaman çok onur verici bir şey. Çünkü zaten bu ilk filmin ve Oscar’a gideceğini düşünmüyorsun bile. Ama ilk filmin ve Oscar’a aday. Güneşi Gördüm benim ilk sinema filmim. 2,5 sene boyunca dizileri reddedip beklediğim işti bu benim. Böyle bir film olacağını bilmiyordum ben. Allah’ım sen bana güzel bir film gönder böyle saçmalıklardan kurtulayım ben dedim. Ve Güneşi Gördüm geldi. Böyle düşünüyorum ben. Güneşi Gördüm, Mamo rolü. Bana inanmayanlara gösterebileceğim bir şey var artık. Bana inanmıyorlar. Neden? Kendi küçük beyinlerinde bir şey yaratıyorlar bu adam esmer uzun boylu koy gitsin. Bu adamın başka yetenekleri de var neden görmüyorsunuz yani? Birde kendinize profesyonelim diyorsunuz ama profesyonel değilsiniz siz. Tek yöntemim vardı, gelen işlerin tamamını reddetmekti. Reddettim ama cebimde de param yoktu. Ama Güneşi Gördüm’ü yaptım. Reddetmeseydim şuan çok popüler bir dizi var ondaydım ve çok büyük para yapmıştım. Kabul etmedim, Güneşi Gördüm’de oynadım ve çok mutluyum Allah’a şükürler olsun.

Yeşilçam’da jön sistemi vardır. Sempatik serseri Ayhan Işık, Cüneyt Arkın maço ve aksiyon, Ediz Hun romantik. Aslında bu üç karakter üzerine kuruludur Yeşilçam’da jön sistemi. Sen bunların hangisini kendine yakın buluyorsun?

Hiçbirini bulmuyorum. Ben Yeşilçam’a saygı duyan ama Yeşilçam’dan hayatına tek bir zerre almamış bir insanım. Bunu tasvip etmiyorum. Niye? Çünkü bizim çok değerli büyüklerimiz var onları tenzih ederek söylüyorum. Bizim Yeşilçam’da duyduğumuz tek şey haftada üç film çektikleri, hiç profesyonelce davranmadıkları, çiçek pasajında kimlerle içtikleri falan filan. Ben bunları duymak istemiyorum. Ben profesyonellik duymak istiyorum genç bir oyuncu adayı olarak. Ben bunları neden kendime örnek alayım ki? Örnek alabileceğim hiçbir şey yok Yeşilçam’dan.  Ben dünya sinemasını takip ediyorum. Dünya sinemasındaki insanların nasıl rol yaptıklarını değil. Bir İspanyol bir Amerikan gibi rol yapamam ki ben, ben Türküm yani. Hangi işlerde nasıl çalışıyorlar. Kendilerini nasıl adapte ediyorlar onu örnek alıyorum başka bir şey örnek almıyorum.

Beren Saat’le de ortak bir rol aldınız. İkinizde demin konuştuğunuz anlamda aynı konumdasınız. Sen yakışıklı erkek, o güzel kadın. Ama film onun üzerine giden bir film değil. Seyretmeden bunu söylüyorum. Söyleme nedenimde Mahsun Kırmızıgül’ün içinde olması. Burada bu film bunu bozuyor mu sence?

Benim adıma bozuyor. Bir defa benim bu işi kabul etmemdeki alt metin buydu. Ben şuna karar vermiştim, sinema kariyerim boyunca on film yapacaksam onu da birbirinden farklı olacaktı. Benim böyle bir idealistliğim var. Bunun ömrüm yeterse de gerçekleştireceğim. Oynadığım karakterlerin birbiriyle alakası olmayacak. Ben zaten şu an ona göre seçiyorum işleri. Bana Mamo’dan sonra bir sürü doğulu rol teklifi geldi mesela. Mamo’yla Yusuf rolü birbirinin tam zıttı. Ben bu işte sesimi bile değişirdim. Tipimden yola çıkarak tipimi bile değiştirmeye çalıştım. Evde düşünüp yakındığım şeyleri bir nebze olsun insanlara anlatmak istedim.

Beren Saat’le bazı sahneleriniz var. İnternet sitelerinde haber olmuş. Hep kadın oyunculara sorulur bu tür sahneler. Halbuki bu bir aynanın iki tarafı gibi. Bu erkek açısından da böyle. Bu nasıl bir tecrübe oldu sizin için?

Ben sevişme sahnelerinin ticari amaçla kullanılması karşı bir oyuncu olarak bu filmdeki sevişme sahnesini şöyle yorumluyorum: hayatından vazgeçen bir insanın, sevdiği insana son vazifesi. Aslında kendine yaptığı bencilliği diye yorumluyorum ben Gecenin Kanatları’ndaki sevişme sahnesini. Ölüme karar vermiş bir insan “seni çok seviyorum, senin olmalıyım” diyerek ölmeye gidiyor.  Zaten böyle bir mantığı olmasaydı kabul etmezdim böyle bir şeyi. Düşünsene normal yaşayan bir insansın, hiç böyle bir hikâyen yok, bir dramı anlatıyorsunve araya sevişme sahnesi koyuyorsun. Ben buna karşıyım. Ama bizim sevişme sahnemiz basında çok abartılmış, araya yastık konmuş filan diyorlar öyle bir sahne değil zaten. Ayrıca profesyonelce işimizi yapmaya çalışıyoruz. O kadar naif bir sevişme sahnesiydi ki o çok güzel bir sahneydi, hiç abartı bir şey yoktu. Yönetmen yorumu. Ben çekseydim nasıl çekerdim bilmiyorum, ama Serdar da on numara çekti diye düşünüyorum.

Türk sinemasında son 5 yıldır siyasi içerikli filmler kendini göstermeye başladı. Fakat son dönemdeki filmler daha çok güneydoğu’daki problemlere odaklanmış durumda. Fakat sizin filminizde yine bir 12 Eylül tınısı var. Sinemanın sosyal görevi olarak yeterince bu konuları irdelediğini düşünüyor musun?

Yeterince irdelediğini düşünmüyorum. Yeterince irdelemek için biraz daha cesaretli olunması gerektiğini düşünüyorum. Zaten bunu yapan, yazan, çizen, oynayan insanların tamamı bunu biliyordur yani. Bunun yeterince açık olmadığının farkındadır. Yani ben akıl sahibi, etrafına bakan, bilinçli bir insan olarak yapılan bütün işlerden bahsediyorum, insanlar yaptıkları işin yüzde beşlik kısmının bile hakkını vermiyorlar bence.

Bir oyuncu olarak çok siyasi yaklaşmaman gerekiyor ama toplumsal olarak da bir sorumluluğun var. Bunu nasıl dengede tutmayı düşünüyorsun?

Şu şekil düşünüyorum: Güneşi Gördüm, çok politik bir filmdi. Türkiye’nin bazı siyasi gerçeklerini anlatan ve hatta bazı kesimler tarafından: “Böyle anlatım mı olur ya?” Dedirten bir filmdi ama gerçekti. Ortada bir gerçek var yani. Filmin eleştirilebilir yanları var, biz zaten bunu söylemezsek ayıp etmiş oluruz. Var ama eleştirilecek taraflar o taraflar değil.  Çok hikâye vardı, tarzı eleştirebilirsin ama o taraftan eleştiremezsin. Çünkü ortada Türkiye’nin bir gerçeği var. Aç arşivlerden bak. İkinci filmde 12 Eylül’den izler taşıyor ama asla ona bir baskı yok. Filmin başında çok ciddi bir sahne var. O sahnede insanlar şaşırabilir ama böylede olmaz diyemez kimse. Bundan sonrası için nasıl bir tablo çizeyim derken sanatçının bir amacı vardır. Yaptığı projelerde, özel hayatıyla insanlara örnek olmaktır. Bende gidip bir yerlere içip dağıtmak istiyorum. Ama bunu evimde yapıyorum. Bu da benim yaptığım işin handikapı diyelim. Bundan sonra yapacağım işlerde sosyal içerikli filmler olabilir de olmayabilir de, ama benim için mutlaka bir mesaj taşıması önemli.  Ben bu son yaptığım diziyi de o yüzden kabul ettim. Alevi bir Kürdü oynuyorum dizide. Tam açılım Kürt ve Alevi. Acaba güzel bir mesaj verebilir miyiz diye düşündüm ben. Bu yüzden kabul ettim.

 

İÇİNDEKİLER


DİĞER SAYILAR