haber
İçerik
HABERLER
Clooney ‘en tehlikeli’ rolüne hazırlanıyor
Hollywood’un karizmatik aktörü Clooney, El Kaide lideri Ladin’in şoförü Hamdan’ın hayatının anlatılacağı filmin haklarını satın aldı. Hollywood çevreleri, Clooney’nin kariyerinin en riskli adımını attığı görüşünde.
ABD’deki başkanlık yarışında Demokrat aday Obama’ya en açık desteği veren, Birleşmiş Milletler Barış Elçiliği’ni üstlenen ve Darfur için yürütülen uluslararası kampanyanın itici gücü olan Hollywood’un gözde aktörü George Clooney, bütün bunları bir kenara bıraktıracak riskli bir adım attı. Ünlü aktör ‘bastırılamaz siyasi içgüdülerinin’ son örneği olarak, El Kaide lideri Üsame bin Ladin’in şoförü Salim Hamdan’ın hayatının anlatıldığı kitabın film hakkını satın aldı. Hamdan, geçtiğimiz günlerde Guantanamo’daki askeri mahkeme tarafından beş buçuk yıl hapse mahkum edilmişti.
Amerikalı gazeteci Jonathan Mahler tarafından kaleme ‘The Challenge’ adlı kitap, ABD Deniz Kuvvetleri avukatı Charles Swift ile Georgetown Hukuk Profesörü Neal Katyal’ın, Hamdan’ın adil yargılanması için verdikleri uzun mücadeleyi konu alıyor. Daha önce ‘Syriana’ ve ‘Good Night, and Good Luck’ gibi açık siyasi amaçlar taşıyan filmlerde rol alan Clooney’nin, muhtemelen yedi rakamlı bir ücret karşılığında, sahibi olduğu Smoke House prodüksiyon şirketi adına kitabın film hakkını satın aldığı belirtildi.
Anlaşmanın kendisini çok heyacanlandırdığını belirten Mahler, “George Clooney seçkin bir film yapımcısı ve bizimle müthiş bir iş yapacağından şüphem yok” diye konuştu.
Kulislerde dolaşan söylentilere göre Clooney, filmde avukat Swift’I canlandıracak. ABD’de siyasi havanın kurşun gibi ağır olduğu bir dönemde Clooney’nin bu rolü üstlenmesi ve hele hele avukatı sempatik bir kişilik olarak canlandırması halinde, kariyerinde şimdiye kadar görülen en gözükara adımını atmış olacağı konuşuluyor.
Mahler, Swift karakterinin birçok insanı şaşırtacağını belirterek, daha önce nisbeten önemsiz vakalarda donama personelini savunan sıradan bir avukat olan Swift’in, aniden Pentagon tarafından bir ‘düşman savaşçısını’ savunmakla görevlendirildiğini ve işin sonunda da Bush’a dava açtığını belirtti. Olağandışı koşullarda karşılaştığı Hamdan’la yine olağandışı bir ilişki kuran, şaşırtıcı bir görev anlayışıyla çalışan Swift, müvekkilinin durumunu Yüksek Mahkeme’ye taşımış ve zaferi kazanmış. Ancak Swift’in bu başarısı evliliğine ve terfi umutlarına malolmuş.
Mahler, avukatın bu görev anlayışı ve adalet idealine bağlılığının Clooney’yi etkilemiş olduğuna inandığını belirtiyor.
Tarantino Almanları çıldırttı
Beyaz perdeyi kan revan içinde bırakan şiddet sahnelerinin ustası Quentin Tarantino, bu defa Naziler ve İkinci Dünya Savaşı’nı gözüne kestirdi. Daha cast aşamasında olan filmin senaryosu internete sızınca, Almanya’da şimdiden kıyamet koptu.
Tarantino’nun mideleri kaldıran ‘Ucuz Roman’ ve ‘Rezervuar Köpekleri’ gibi standart filmleriyle kıyaslandığına dahi ‘kayda değer ölçüde kanlı’ olduğu söylenen ‘Inglorious Bastards’ adlı filmin çekimlerine, 13 ekimde Berlin’deki Potsdam Babelsberg stüdyolarına başlanacak. Enzo Castellaris’in 70’lerdeki savaş filminin yeniden uyarlanması olduğu söylenen film için Berlin’de bulunan yönetmenin, rol dağılımıyla ilgili son çalışmaları yaptığı belirtiliyor.
Başrolü ünlü aktör Brad Pitt canlandıracak. Filme rol almak için anlaşma yapan ya da görüşmeler için Berlin’e giden oyuncular arasında Natassja Kinski, Leonadio di Caprio ve Alman film yıldızları Daniel Brühl ile Til Schweiger’in de bulunduğu belirtiliyor.
Pitt’in karakteri Teğmen Aldo Raine, Almanlardan intikam almak ve morallerini bozmak için Nazi işgalindeki Avrupa’ya bırakılan Amerikan-Yahudi askerlerden oluşan bir takıma komutanlık yapıyor.
Filmdeki şiddetin dozu, daha başlangıçta Teğmen Raine’in adamlarına yaptığı konuşmadan anlaşılıyor. Internette dolaşan senaryoya göre Almanların ‘Apaçi Aldo’ olarak tanıdığı Raine, “Almanlara karşı gaddar olacağız. Vahşetimizle bizim kim olduğumuzu anlayacaklar. Komutam altındaki her adam bana yüz Nazinin kafa derisini borçlu. Hepiniz yüz Nazinin başından alınmış derileri bana vereceksiniz” diyor.
Kafa derilerinin yüzülmesi, alınlarına gamalı haç kazınması, bir Alman subayın testislerine ateş edilmesi ya da yavaş yavaş boğazlanması değil Almanları öfkelendiren! Zira bütün bu sahneler standart bir Tarantino filminin bildik detayları…
Nazi döneminin toplumsal hafızanın en kırılgan bölgesini oluşturduğu Almanya’da sinema çevreleri İkinci Dünya Savaşı ve Almanya’ya temel bakış açısını hedef alıyor.
Sinema eleştirmeni Tobias Kniebe, Süddeutsche Zeitung’da kalem aldığı yazıda, filmin Almanya’da yol açacağı muhtemel etkiyi, “Bu, pop kültürün Nazi Almanyası ve soykırımla benzeri görülmemiş bir güçle çarpışması” sözleriyle özetledi.
Alman sinema çevrelerinin asıl rahatsızlığı, filmde Naziler ile Almanlar, sıradan askerlerle SS subayları arasında bariz bir ayrım yapılmamasından kaynaklanıyor. Filmde iyi Almanların izine rastlanmıyor ya da en iyi Almanın ‘ölü Alman’ olduğu gösteriliyor.
Sonuç olarak Tarantino’nun pop kültürün unsurkarıyla bezeli, stilize şiddet ve kara mizah unsurlarıyla gelişen perspektifine Alman izleyicilerin ne kadar hazır olduğu önümüzdeki yıl ortaya çıkacak. Basına yansıyan haberlere göre Tarantino, filmi önümüzdeki yıl Cannes Film Festivali’ne yetiştirmeyi planlıyor.
Bu da ekonominin ‘Uygunsuz Gerçek’i
Yine mutlaka görülmesi gereken fakat büyük olasılıkla hakettiği ilgiyi bulamayacak bir belgesel ABD’de cuma günü gösterime girdi.
I.O.U.S.A, ünlü yatırımcı Warren Buffett ve Washington’un en yetkili mali müfettişlerinden David Walker'ın açıklamalarını izleyerek ABD ekonomisinin dramatik gerçeklerini ve halkın borç saplantısını mercek altına alıyor. Hükümet ve ordu harcamalarının devasa boyutlara çıkması, artan uluslararası rekabet, yükselen iç ve dış borçlar, bütçe açıkları gibi Amerika’nın ‘finans şeytanlarını’ gözler önüne seriyor.
Yönetmen Patrick Creadon, tarihi kökenlerinden başlayarak adım adım Amerikanın ‘mali kanserinin’ izini takip ederken, Al Gore’un ‘Uygunsuz Gerçek’te çevre için yaptığı uyarılar kadar vahim; ekonominin gidişatına dair ürkütücü kehanetlerde bulunuyor. Filmin, öteden beri ‘ayağını yorganına göre uzatmaktan hazzetmeyen’ ve borçlanarak imkanlarının çok üstünde harcamalar yapan Amerikalılara net bir mesajı var: “Amerika müsrif hayat tarzını değiştirmek zorunda, aksi halde destansı çapta ekonomik krizle yüzyüze kalacak.”
Creadon, ABD’nin mevcut ekonomik durumuna ilişkin canlı bir profil vermek amacıyla arşiv görüntülerinden ekonomik datalara, uzman görüşlerine kadar birçok malzemeyi ustalıkla biraraya getirmiş. Filmde vergisini ödeyen sıradan vatandaşın görüşlerinden, Alan Greenspan, Paul O’Neill, Robert Rubin, Paul Volcker gibi ekonominin duayenleriyle yapılmış samimi röportajlar da bulunuyor.
Eleştirmenler, I.O.U.S.A’nın asıl gücünün, ABD’nin geleceğine ilişkin sadece bir kıyamet senaryosu sunmak yerine muhtemel senaryoları ele alarak felaketten uzak kalabilmek için alınması gereken tedbirleri önermesi olduğuna dikkat çekiyor.
Çoğunu korkutan, bazılarını güldürüyor!
Korku filmlerinin bazı insanlara dehşet içinde çığlık attırırken, bazılarını da güldürmesinin sebebi anlaşıldı. Bilim adamları, endişeyle bağlantılı bir genin iki farklı versiyonunun, bazı insanların bu filmlerden etkilenmemesine yol açarken, diğerlerininse korkudan donup kalmalarını izah ettiğini belirledi. İngiliz Telegraph gazetesine göre araştırmada elde edilen bulgular, korku filmleri tarihinde eşsiz bir yeri olan The Exorcist (Şeytan) adlı filme, 35 yıldır insanların niçin farklı tepkiler verdiğini açıklıyor. 1973 yılında çekilen ve tüm zamanların en korkunç filmi ünvanını alan The Exorcist, ürkütücü sahneleriyle bazı izleyicileri sinemada bayıltacak kadar etkili olurken, kimi izleyicileri de güldürmekten öteye gidemiyor. Uzmanlar, beyinde endişeyle bağlantılı kimyasallar üzerinde etkili olan 'COMT' geninden iki aynı kopyaya sahip olan insanların, nahoş görüntülerle karşılaştıklarında kolayca rahatsız olduklarını belirledi. Bu genleri taşıyan insanların, ürkütücü sahnelerden irkilmeye çok daha meyyal oldukları saptandı. Diğer yandan söz konusu genin farklı versiyondaki iki kopyasına sahip olan insanların ise heyecanlarını denetim altında tutmakta daha başarılı oldukları belirlendi. Ancak, şurası kesin ki, denekler üzerinde yapılan testlerde Türk korku filmleri kullanılsaydı, bilim adamlarının kafaları oldukça karışırdı!
Bernie Mac artık diğer tarafta güldürecek…
Komedyen/Aktör Bernie Mac ağır olarak geçirdiği zatürreden dolayı 50 yaşında hayata veda etti. Mac, Ocean's serisinde, “Bad Santa” ve “Transformers” gibi önemli filmlerde şakayla karışık iğneli laflar söyleyen, hazırcevap kişilikli rollerle karşımıza çıkmıştı. En büyük başarısını ise 2005’te “Guess Who” filminde Ashton Kutcher’e karşı baş rol oynarak göstermiştir.
Locarno’dan Sonbahar Ödülü!
61. Locarno Film Festivali sona erdi. Festivalin yarışma bölümünde yer alan, yönetmenliğini Özcan Alper’in, yapımcılığını Kuzey Film’in yaptığı Sonbahar, katıldığı ilk uluslararası festivalden CICAE (Uluslararası Sanat ve Deneysel Sinema Konfederasyonu) ödülüyle döndü. CICAE 1955’te kurulmuş, Avrupa, Asya, Latin Amerika ve Afrika’da 28 ülkede 3000 sinemayı kapsayan ağıyla faaliyet gösteren bir organizasyon. Kültürel çeşitliliğin altını çizen filmleri öne çıkarmayı ilke edinmiş konfederasyon, büyük festivallerde keşfettiği filmleri sinema izleyicisiyle buluşturmayı amaçlıyor. Sonbahar uluslararası basında da yer aldı. Önemli sinema dergilerinden Variety’de Jay Weissberg, filmi, “Sonbahar'da karlı dağların üzerindeki hüzünlü hava, aynı zamanda Türk Sinemasında yeni bir sesin de habercisi” sözleriyle nitelendiriliyor. Screen International’ın yazarı Dan Fainaru ise filmi anlatan makalesinde “Türk yönetmen Özcan Alper, doğayı bir karakter gibi kullandığı bu yavaş ve hüzünlü ilk filmiyle büyük bir yetenek olduğunu kanıtlıyor” ifadesine yer veriyor. Sonbahar Saraybosna Film Festivali’nde yarıştıktan sonra 21 Ağustos - 1 Eylül tarihleri arasında düzenlenecek Montreal Film Festivali’ne katılacak.
“South Park” sessiz, “Shaft” öksüz kaldı…
Grammy ve Oscar ödülü sahibi müzisyen Isaac Hayes 65 yaşında hayata veda etti. Ölüm nedeni henüz bilinmiyor fakat kayıtlara karısı tarafından koşu bandının yanında bulunduğu şeklinde geçti. Kendisi South Park'ın akıllara kazınan dış sesiydi ve 1971'de “Shaft” filminin soundtrack'ine imza atarak tüm dünyada tanınan biri haline gelmişti.
Scorsese ‘Empire’ın yönetmeni mi olacak?
Akademi ödülü sahibi ünlü yönetmen şimdilerde HBO'nun Boardwalk Empire’ın bir bölümlük TV deneme yayınının yönetmenliği için görüşmeler yapıyor. Scorsese daha önce de baş yapımcı olarak Atlantic City’de görev almıştı. Tabi ki bunların yanı sıra Leonardo DiCaprio, Mark Ruffalo ve Ben Kingsley’in rol aldığı ön yapım aşaması tamamlanmak üzere olan Shutter Island’ın yönetmenliğine devam ediyor.
Neden ben?
Harry Potter’ın başrol oyuncusu Daniel Radcliffe, Daily Mail'den alınan habere göre dyspraxia (hareket planlama bozukluğu) hastalığına yakalandı. Hastalığın henüz ilk
aşamasında olmasına rağmen 19 yaşındaki genç oyuncu yazı yazamadığını, ayakkabılarını bile bağlamakta zorluk çektiğini ve hastalığını ilk öğrendiğinde 'neden ben' diye sormadan edemediğini söyledi. Acil şifalar diliyoruz…
Batarya Film'den "Apartman"
Kısa filmleriyle dikkat çeken ve film festivallerinde birçok ödül toplayan bağımsız sanat gurubunu şimdilerde bir uzun metraj filmin heyecanını sarmış durumda. Bir grup profesyonel ve amatör kısa filmcinin birlikteliğiyle oluşturulan Batarya Film Grubu, 2009 yazında çekecekleri "Apartman" adlı uzun metraj filmlerinin hazırlıklarına başladı. Ölümün her zamankinden çok hissedildiği bir durumda, bütün sorumluluklarından arınmış iki kişinin, aşkla karşılaşmalarını anlatacak film, grubun ilk büyük yapımı olacak.